1. YAZARLAR

  2. Nurettin BÖLÜK

  3. Şefaatçi anlayışın delil gösterdiği ayetler
Nurettin BÖLÜK

Nurettin BÖLÜK

ortakses
Yazarın Tüm Yazıları >

Şefaatçi anlayışın delil gösterdiği ayetler

A+A-

Şefaat konusunu daha önceki yazılarımda ahiret boyutuyla incelemiş, Allah’tan başka şefaatçi olmadığını net bir şekilde ifade etmiştik. Buna rağmen bazı okuyucularım, "Allah’ın izni olmadıkça kim şefaat edebilir" ifadeleriyle başlayan ayetleri ileri sürerek; şefaat için Allah’ın izin verdikleri var, demektedirler.

Şefaat, kısaca günahkâr Müslümanlar için, ahirette hesap günü, günahlarının bağışlanması için Hz. Muhammed’in Allah’a yalvarması ve onlara yardımcı olmasıdır. Bu konuda Kur’an’da kesin olarak şefaatin olmadığına dair çok sayıda ayet vardır. Bunlar: Bakara 48-123-254-270, Yunus 18, Zümer 43-44, Enam 70, Müddesir 48, Gafir 18

Allah’ın izniyle şefaatin olabileceğine dair ayetler: Bakara 255, Enbiya 28, Yunus 103, Meryem 87, Taha 109, Sebe 23, Necm 26

Birer ayetin mealiyle konuyu özetleyelim. İsteyenler, adı geçen ayetlerin tamamına bakabilirler. Benzer ifadeler görülecektir.

Müddesir suresi 48. Ayet: Onlara hiçbir şefaatçinin şefaati fayda vermeyecektir.

Bakara suresi 255. Ayet: Allah’ın izni olmadıkça onun katında kim şefaat edebilir. (Ayetel-Kürsü’de bir bölüm)

Kur’an bütünlüğü içinde baktığımızda, Allah’ın hükümlerinde tezat olmaz. Ayetlerin bir kısmında kesinlikle Allah’tan başka şefaatçinin olmadığı belirtilirken, ‘’Allah’ın izni olmadıkça kim şefaat edebilir’’ ifadelerini şefaat ediciler var diye yorumlamak yanlıştır. Bu ifadelerde de şefaatçinin Allah olduğu, başkasının olamayacağı bilgisi vardır. Başka bir deyişle, Allah kimseye şefaat izni vermediği halde- Peygamberler dahil- başka varlıklardan şefaat beklersiniz? Anlamını çıkarmak gerekir.

Yukarıda adı geçen ayetlerin dışında şefaat beklentisi içinde olanlar şu ayetleri de delil gösterirler.

Maide 18: Eğer onlara azap edersen, onlar senin kullarındır… Yok bağışlayacak olursan, bu da senin takdirindir. Her şeyi yerli yerince yaparsın. Bu ayet, Hz. İsa’yı aşırı yüceltmelerden (İlahlaştırma) sonra, Allah’ın ikazı üzerine, Hz. İsa bu kullar için bağışlanma istemiştir. Bu istek, Hz. İsa’nın şefaatçi olduğu anlamına alınmış; Hz. İsa şefaatçi oluyorsa, Hz. Muhammed’inde ümmeti için yaptığı af istekleri şefaat kabul edilmiştir.

Taha suresi 109.ayet: O gün, Rahman’ın izin verdiği ve sözünden hoşnut olduğu kimseden başkasına şefaat fayda vermez. Ayetin bütünlüğüne bakarsak, O gün (hesap günü) Allah’ın kendisinden hoşnut olduğu kimselere izin vererek; şefaat eder anlaşılır. ‘Şefaat ediciler var’ diyenler ise ayeti, Rahman’ın şefaat için izin verdikleri anlamı çıkarırlar ki yanlış bir yorumdur. Başka bir anlatımla, Ahirette şefaat, şefaat edecek kimselere değil, Allah’ın hoşnut olup olmamasına bağlıdır. Öyle ise mümin, öncelikle Allah’ı razı etmeye çalışmalıdır. (M.Z. Duman-Beyanu’l-Hak cilt,1 sahife 467)

Muhammed suresi 19. Ayet: Öyle ise Allah’tan başka tanrı olmadığını bil ve hem kendi günahın için hem de mümin erkek ve kadınlar için mağfiret dile… Bu ayette Allah, Peygamberden kendi günahı için af istemesini, kul olduğunu kusurlu olabileceğini üst seviyede örnek olarak vermiştir. Yine bir başka bilinen de Peygamberlerin günahlardan arınmış ve korunmuş olduğu gerçeğidir. Günahkâr olarak bilinen bir Peygambere itaat etmek, inananlara zor gelir. Peygamberin günahkâr olduğunu kabul etmek, hem müşrikler için de alay konusu olur. Ayette geçen günah sözcüğü olsa olsa kusur olur. Kulların ise günahkâr olması normaldir. Allah’ın mümin erkek ve kadınlar için af ve mağfiret dilemesini istemesi ve peygamberin bu isteği yerine getirmesi, kullar için bir sevinç ve ahiret için kurtuluş müjdesi olacağından ve Allah’ın merhametlilerin en merhametlisi (Gafur-ur Rahim) olduğunu hatırlatması bakımından önemlidir. ‘’Peygambere sen dua et, ben kabul ederim.’’ Buyruğu vardır. Bu buyruk, hiçbir şekilde elçi için, şefaatçi olacak anlamı taşımaz. Peygamberimiz her şartta ve durumda ümmeti için dualarını esirgememiştir. İnşallah, dünya ve ahirette hak edenlere fazlasıyla faydası olacağına inanıyorum. Bu inancım kişilere özel bir şefaat ve yardım anlamı taşımamaktadır.  Bütün müminleredir.

Nisa suresi 64. Ayet: Biz, her peygamberi ancak Allah’ın izniyle kendisine tabi olunsun diye gönderdik. Eğer onlar, kendilerine zulmettikleri zaman sana gelip Allah’tan onların affedilmelerini isteseydiler; Resulü de Allah’tan onların bağışlanmalarını dileseydi, elbette Allah ziyadesiyle affedici ve çok merhametli bulacaklardı. Bu ayette de Allah’ın affedici olmasından, Peygamberin şefaatçi olacağını çıkarmak yanlıştır. Ayetten yapılacak çıkarım, Allah’ın tövbeleri fazlasıyla kabul edeceği yönünde olmalıdır. Allah birçok ayette, tövbe edenlerin tövbelerini kabul edeceğini vurgulamaktadır. Doğrusu da budur.

Şefaati dua olarak yorumlayanların sayısı da az değildir. Peygamberin duasının kabul olacağı, O’nun Allah katındaki değerini ifade etmesi bakımından önemlidir.

Şu da bir gerçek ki Allah irade ve hükmünden, şefaatçinin isteği üzerine vazgeçmesi mümkün değildir. O ezeli irade sahibidir ve hükmünü icra edecektir. O gün bütün yetki Allah’a aittir. Hiç kimseye, Allah’a itaat ve O’nun rızasından başka kimsenin bir fayda vermesi söz konusu değildir. (ReşitRıza,el,Menar,1,30-308) Not: Konu: Prof.Dr. Hasan Elik’in Kur’an Işığında Farklı konular, Farklı yorumlar kitabından yararlanarak yazılmıştır.               

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.