1. YAZARLAR

  2. Mehmet YILMAZ

  3. Kararname Çok, Tutarlılık Nerede? 5
Mehmet YILMAZ

Mehmet YILMAZ

Platform
Yazarın Tüm Yazıları >

Kararname Çok, Tutarlılık Nerede? 5

A+A-

Çocuk Her Şeyi Görüyor

Asıl üzerinde durmamız gereken en önemli nokta belki de burası.

Çünkü bütün bu tartışmaların merkezinde çocuk var.

Bizler bazen çocukların hiçbir şeyi görmediğini, anlamadığını sanıyoruz. Yanılıyoruz. Çocuklar bizim gördüğümüzden daha fazlasını görür, anlamadığını sandığımızdan daha fazlasını anlar ve daha fazlasını hissederler.

Çocuk anne-babasının çaresizliğini, öğretmenin çelişkisini, yöneticinin tutarsızlığını da görür.

Çocuk okullar arasındaki uçurumu da…

Kimin hangi imkânlara sahip olduğunu da…

Kimin neden ayrıcalıklı olduğunu da…

Kimin neden başka bir okula gittiğini de…

Arkadaşının formasındaki farkı da bilir…

Çocuk bütün bunları görür.

Belki bugün bir yetişkin gibi yorumlayamaz, ama zihnine kalın harflerle kaydeder.

Çünkü karakterin oluştuğu yaşlarda çocuk yalnızca ders kitaplarından öğrenmez.

Yaşadığı ortamda duyduklarından çok gördüklerinden öğrenir.

Çocuğa “dürüst ol” diyeceksiniz.

Ama sistemin bir tarafında yazanla diğer tarafında uygulanan farklı olacak.

Çocuğa “kurallara uy” diyeceksiniz.

Ama kuralları koyanlar kendi koydukları kuralları sürekli değiştirecek.

Çocuğa “planlı ol” diyeceksiniz.

Ama eğitim öğretim yılı başlamasına sayılı günler kala çalışma takvimini değiştireceksiniz.

Çocuğa “adalet” diyeceksiniz.

Ama kayıt sırasında para konuşulduğuna dair iddialar ortaya çıkacak.

Çocuğa “eşitlik” diyeceksiniz.

Ama okulların imkânları birbirinden ciddi biçimde farklı olacak.

Çocuğa “tutarlı ol” diyeceksiniz.

Ama eğitim politikalarında sürekli zikzak çizeceksiniz.

Sonra da çocuğun neden istendiği gibi gelişmediğini, güven sorunu yaşadığını merak edeceğiz.

Oysa çocuk şunu öğreniyor:

Kural varsa, kimin için uygulandığına bak.

Bu, eğitim açısından kabul edebileceğimiz bir ders değildir.

Çocuğa adaleti anlatırken okulun kapısında adaletin nasıl göründüğünü de göstermek zorundayız.

Çocuğa sorumluluğu anlatırken kurumların da sorumluluk taşıdığını göstermeliyiz.

Çocuğa planlı olmayı öğretirken eğitim sisteminin kendisi planlı olmalıdır.

Çocuğa verdiği sözün arkasında durmayı anlatırken, büyükler de verdikleri kararların arkasında durmalıdır.

Çünkü çocuk yalnızca söylediğimizle değil, yaptığımızla da öğrenir.

 

Çok Söz, Çok Talimat Değil, Tutarlılık Olmalı

Söz konusu eğitimse, işte bütün meselenin özeti burada.

  1. bağış, kıyafet, güvenlik, planlama, okul bütçesi, öğretmen ve idareci davranışları ayrı birer konu değildir.

Hepsi aynı bütünün parçalarıdır.

Eğitim bir bütünlük işidir. Ve bütünlüğü koruması gereken de kural koyucudur.

Bir kural koyacaksak arkasında durmalıyız.

Bir uygulama başlatacaksak zamanında başlatmalıyız.

Bir karar alacaksak zamanında almalıyız.

Okul yöneticilerinden sorumluluk bekliyorsak, onlara imkân da vermeliyiz.

Bağışı yasaklıyorsak okulun ihtiyacını karşılamalıyız.

Okulların yıllık ihtiyaçlarını eğitim öğretim yılı başlamadan önce belirlemeli ve gerekli kaynakları zamanında göndermeliyiz.

Yerel ihtiyaçları bilen, sahayı tanıyan eğitimcilerin ve yöneticilerin tecrübesinden yararlanmalıyız.

Çünkü okul açılmasına birkaç gün kala:

“Şuna da ihtiyacınız var mı?”

“Bunu da değiştirelim.”

“Şu uygulamayı da yeniden düzenleyelim.” diyerek eğitim yönetimi yapılmaz.

Okullar açılmadan ihtiyaçları giderilmeli, eğitim öğretime hazır hâle getirilmelidir; ihtiyaçlar okul açılırken keşfedilmemelidir.

Bir zamanlar bir söz vardı:

“Benim müdürüm işini bilir.”

Evet.

İyi müdür işini bilir.

Ancak iyi yönetim sistemi, müdürü her gün yangın söndürmek zorunda bırakmaz.

Müdürün işi; eksikliği kendi imkânlarıyla kapatmak, veliden kaynak bulmak, son dakika gelen yazıların peşinden koşmak ve sürekli değişen kararları uygulamak değildir.

Müdürün işi: eğitim-öğretimde işleyişi yönetmektir.

Bunun için de ona öngörülebilir bir sistem, yeterli kaynak ve zamanında alınmış kararlar verilmelidir.

Her şeyi “işini bilen müdüre” bırakırsanız, ortada kurumsal yönetim değil, kişisel fedakârlıkla ayakta duran bir düzen kalır.

Oysa, kurumlar kişilerden güçlü olmalıdır.

Nasıl ki zanaatkâr, ustasının yanında yetişen çırağın zamanla onun elinden işi öğrenmesiyle ortaya çıkıyorsa; eğitim sisteminde de bilgi, tecrübe ve yönetim kültürü kuşaktan kuşağa aktarılmalıdır.

Usta yetiştirmeyen sistem, her yıl yeniden çırak arar.

Eğitim yönetiminde de deneyimli yöneticilerin bilgisi, öğretmenlerin saha tecrübesi ve yerel ihtiyaçları bilen insanların birikimi sistemin içine dâhil edilmelidir.

Aile, okul, toplum, kamu kurumları ve iş dünyası birbirinden kopuk değil; aynı eğitim ekosisteminin parçalarıdır.

Ve bu ekosistemin ihtiyacı daha fazla kâğıt değil; daha güçlü, daha öngörülü ve daha tutarlı bir yönetim anlayışıdır.

Çünkü eğitim “muş gibi” yapılacak bir iş değildir.

Genelge yayımlamak yetmez.

Kural koymak yetmez.

Kararname göndermek yetmez.

“Gereği yapılacaktır.” demek yetmez.

Gereğini gerçekten yapmak gerekir.

Çünkü çocukların zihnini karıştıran şey kuralların çokluğu değil; kuralların birbiriyle çelişkili olmasıdır.

O yüzden artık yeni bir genelgeden önce başka bir şeye ihtiyacımız var:

Tutarlılığa.

Çocuklara tutarlı olmayı öğreteceksek, önce biz tutarlı olmalıyız.

Genelge çok…

Talimat çok…

Söz çok…

Ya tutarlılık?

“İşte onu sorma, onu karıştırma” demeyelim

Şimdi biraz da uygulama görelim.

Çünkü eğitimde mesele “yazmış olmak” değil; yazdığının arkasında durabilmektir.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.