1. YAZARLAR

  2. Murat YAZAN

  3. Kandırılmayı seviyoruz
Murat YAZAN

Murat YAZAN

platform
Yazarın Tüm Yazıları >

Kandırılmayı seviyoruz

A+A-

Çünkü koşabildiğimiz kadar hızlı koşup çoktandır hak ettiğimizi düşündüğümüz iktidar koltuğuna oturmayı istiyoruz. Darbelerle, hapishanelerde, idam sehpalarında geçip giden ömürleri ve zamanları telafi etme derdindeyiz.

İYİ Parti'nin kuruluşuyla yelkenlerimizi doldurduğumuz rüzgar da bu hasretten kaynaklanıyordu. Kurucu genel başkan mağdurdu, “delikanlıydı”, umut saçıyordu. Çocukluğundan beri siyasette olanlar da, ilk kez siyasete girenler de doluştu geminin içine. Gümbür gümbür gelme duygusu, gösterilen teveccüh aklımızı başımızdan almıştı. Bir kısmımızın çok farkında olduğu ama önemli bir kitlenin de yok saydığı vahim bir eksikliğimiz vardı. Parti çok hızlı büyüyordu büyümesine ama ideolojik altyapısı netleştirilip topluma tebliğ edilmediği için “ne olduğumuzdan” emin değildik. Mhp’den gelenler ülkücü çizgiye, merkezden gelenler merkez sağa, sol ulusalcılar demokratik milliyetçi çizgiye çekiştiriyordu. Bir grupla birlikte toplanıp partinin ideolojik altyapısını çalıştık ama genel merkez pek de kulak asmıyordu. Doğal olarak “kim varsa gelsin” deniyor, ideolojik çerçeve çizilmiyordu. Bu da seçmen ve sempatizan kalabalığı oluşturdu ama yapılanın büyük hata olduğu birkaç yıl içinde ortaya çıktı.

Parti  yüzde 9’la başladı, bir ara yirmilere çıktı, sonra yedilere düştü, tekrar 20'leri buldu ve finali üçle yaptı. Motoru güçlü bir asansöre benziyordu. Motor iyi olmasına iyiydi ama halatlar güçlü değildi. Tam üst katlara çıkmışken bir anda halat boşalıyor, zemine çarpmaya birkaç kat kala zar zor duruyordu. Sonra bin bir emekle kabin yukarı çekilmeye çalışılıyordu.

Hemen herkes kandırılmaktan hoşlanmadığını ifade eder. Ancak kandırılmak ödül olarak gösterilen havuç ne kadar büyük ve parlaksa o kadar keyiflidir. İnsanlar yalanlar dinlediğini, kandırıldığını bilse de akıldaki o; “acaba?” kelimesi her şeyi göze aldırır. Deneyim ve muhakemeniz öykünün yüzde 99 kötü biteceğini kulağınıza fısıldar ama o yüzde 1 öylesine çekicidir ki ne deneyimi ne aklı dinlersiniz.

Muharrem İnce’nin CB adayı olduğu seçimde  Akşener partiden düşük oy alınca evine kapanmıştı. Teşkilatlar kapısında günlerce bekledi. Bu siyasi bir hamleydi ve güven tazelemenin tek yoluydu. Ancak akıllarda tatsız bir soru işareti kalmıştı. Bu arada sonuç İyi parti seçmeninin pragmatik davrandığını gösteriyordu. Lidere oy vermek yerine  RTE karşısında en güçlü aday bellenen İnce desteklenmiş, İnce de seçmeni bir güzel yüzüstü bırakmıştı. Çileye alışık milliyetçi seçmen "sonraki seçimler" dedi. Yerel seçimlere ittifakla girilince elde edilen başarılar partiye uzun zamandır yitirdiği sinerjiyi geri kazandırdı. İstanbul ve Ankara uzun zaman sonra AKP’den kurtarılmıştı. Bu zaferi genel seçimler öncesi masadan kalkıp oturma takip etti. Gel-giti bol hamleler tabanı rahatsız etse de dişler sıkıldı, dudaklar ısırıldı ve her şey içe atıldı. Seçim gecesi kaybetmenin faturası İYİ Parti'ye kesildi. Bu sırada akçeli işlere dair söylemler söylem olmayı aşmış, demeçlere dökülmüştü. İstifalar birbirini kovaladı ve esas hezimet son yerel seçimlerde gerçekleşti. Ortada yüzde 3 gibi ayıplı bir sonuç vardı.

Bunu ilçelerini derebeylikleri zanneden ilçe başkanlarına, teşkilatları doğru yapılandırmayan Buğra Kavuncu’ya, ya da kimi hatalı görüyorsanız ona bağlayabilirsiniz ancak konunun acı tarafı; başladığımız noktaya bile dönmemiş olmamızdı. Dokuzla başlayıp üçü görmüştük. Tabela partisi, marjinal parti diyenler var. Seçmen hür ve müstakil yerine önceki seçimin mottosu olan "kazanacak adaya" yöneldi. Bir muhtar adayı kadar oy alamayan ilçe başkanlıkları olduğunu biliyorum. Kimsenin hatasını kabul edip istifa ettiğini de görmedim.

Bizi kimse kandırmadı ama biz kendimizi çok güzel kandırdık. Geçmişe uzaktan bakınca aslında tüm sinyallerin geldiğini ama gözlerimizi kör, kulaklarımızı sağır, dilimizi lal ettiğimizi görüyorum.

Pişman mıyım? Hayır...

Bir daha benzeri bir hareket ortaya çıksa ve kitleleri peşinden sürüklese o kitleye katılır mıyım? Hayır...

Bu: yoğurdu üfleyerek yemek değil. Siyaset yapı ve doğası gereği yukarıdakileri aşağıdakilerin omuzlarına basarak yükselten bir mekanizma. Ne birinin omzuna basmaya ne de üzerime basılmasına izin vermeye niyetim yok...             

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.