1. YAZARLAR

  2. Zeynel KOZANOĞLU

  3. Uyuyan dev uyanıyor mu
Zeynel KOZANOĞLU

Zeynel KOZANOĞLU

Ortak Ses
Yazarın Tüm Yazıları >

Uyuyan dev uyanıyor mu

A+A-

SEN EY TÜRKİYE !
NEREDEN NEREYE?  
Birinci yazı:
Türkiye Cumhuriyeti bir dönemecin başında mı? Daha açık bir söyleyişle Cumhuriyet yıkılmanın eşiğinde mi? Bu soruya çoğu kişi içinden “Evet” diyecek olsa bile topluluk önünde açık açık ve yüksek sesle “Evet” diyebilecek kimse çıkmaz. Bizde öyle bir alışkanlık var ki, doksanlık dedemiz son soluğunu verirken bile biz umudu kesmeyiz.  

Ancak geçtiğimiz 10 Kasım’da şaşırtıcı bir gelişme yaşadık. Ankara’da Anıt Kabir’de o gün ziyarete gelenlerin sayısı bir milyonu aşınca yüreği Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyeti yaşatmaktan yana atanların içinde bir kıpırtı uyandı.

Öyle ya, Genelkurmay Başkanlığı Anıtkabir’i 10 Kasım’da 1 milyon 89 bin 615 kişinin ziyaret ettiğini duyurdu. Bu sayı geçen yılın 10 Kasım’ında 413 bin 568 kişi idi. Bu yılın 10 Kasım’ında ziyaretçi sayısının neredeyse üç misline yaklaşması umutları yeşertti.  

Bu güzel gelişmeyi neye yorabiliriz? Bizim en belirgin özelliğimizi hatırlayalım. Elimizdeki değeri yitirmenin eşiğine geldiğimizde ancak harekete geçmek değil midir? Bunun böyle olduğunu kanıtlamaya uygun bir olay anlatılır. Derler ki, Mustafa Kemal Paşa Samsun’dan Anadolu içlerine doğru gelirken tarlasında çift süren bir yurttaşa takılır. “Ülkeyi düşmanlar paylaşırken  bakıyorum sen çiftinde çubuğundasın” der.  

Gerçektir, değildir bilemem ama aktarıldığına göre çiftçinin yanıtı tam da bizi anlatır biçimdedir. “Vallahi Paşam” der. “Tarlam şuradan başlıyor. Düşman dediğin her kim ise, şuracığa gelinceye kadar kılımı kıpırdatmam. Ondan sonra da benden korksun.”

Şimdi, bir ülkenin halkı böylesine duyarsız olunca o ülkede tıkır tıkır işleyen Cumhuriyetin de zaman içinde kimi aksaklıklardan arınacağı yerde, bugünkü acıklı duruma düşmesi, düşürülmesi pek de zor olmamıştır galiba, ne dersiniz?

ŞU GÖZLER  

NELER GÖRDÜ…

“Cumhuriyetimiz tıkır tıkır işliyordu” dedik. Doğru değil mi? Bir imparatorluğun külleri üzerine oluşturulmuş bir devlet. Kurucularının tamamı o despot İmparatorluğun yetişkin elemanları olduğu halde, onların elinde yoğurulan yeni devlet eşine az rastlanır bir Cumhuriyet olarak ortaya çıkıyor. Bu bile mucizeye benzer bir başarı örneğidir.  

Bir de şöyle bir gerçek var. Ülkenin nüfus yapısı bozuktur. Milletin yetişkin ne kadar erkek evlâdı varsa uzun yıllar boyunca dünyanın pek çok cephesinde ya şehit düşmüş, ya yitip gitmiş, ya da yarım vücuduyla geri dönmüş durumdadır.

Bir başka acı gerçek de şudur ki, ülkenin kurtarılışında ve Cumhuriyetin kuruluşunda asıl unsur olan “Türk” ün kendi adıyla bile sorunu vardır. Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun “Yaban” adlı romanında bu acıklı durum çarpıcı bir biçimde dile getirilir.

Ankara’nın burnunun dibinde köye gelen bir emekli asker köylülere “Siz Türksünüz” dediğinde şuna benzer bir yanıt alır: “Yok beyim, biz Türk değiliz. Müslümanız elhamdülillah… O senin dediğin insanlar şu karşı dağların ardında yaşarlar.”

Demek oluyor ki, Cumhuriyeti kuran kadro pek çok sorunla karşı karşıya idi ve bu sorunlar da ancak zaman içinde aşılacak yapıda idiler. Hele hele de ülkenin büyük kısmı yanmış yakılmış olarak düşman çizmesi altından kurtarılmıştı.

1920 yılında Ankara’da kurulan Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde Kastamonu Milletvekili Abdulkadir Kemali Beyin ki, ünlü roman yazarımız Orhan Kemal’in babasıdır, kürsüden şöyle seslendiği tutanaklarda kayıtlıdır:  

“Rica ederim Efendiler! Özellikle ben karşınızda duruyorum. Fesimden ayağıma kadar giydiğim şeylerin hangisinin memleketimizde çıktığını kabul ediyorsunuz? Hiç birisi memlekette çıkmıyor.” (TBMM Zabıt Ceridesi 9. Cilt, 256. Sayfa)

Türk ordusu bir yandan Ankara’nın burnunun dibine kadar gelen düşmanı kovmakla uğraşırken öte yandan yeni oluşturulmakta olan yönetimin Ankara’da büyük bir acele ile açtığı okul “Nalbantlık Okulu” olmuştur, bunu biliyor muyuz?

İmparatorluğun Türk unsurunu “Sen efendisin… Elini sıcak sudan soğuk suya sokma” diye avutmuşlar. Türk olmayan unsur da topraklarımızdan çekilince hayvanlarımız nallanacak kalmış. Bu örnek bile Türkiye Cumhuriyetinin zaman içinde nereden nereye geldiğinin canlı kanıtıdır. Ancak Cumhuriyetimizi geldiği yerde bırakmadılar.

Oysa gerçekten Cumhuriyetin onuncu yılında söylenen marşta asla abartma yoktur:  

Çıktık açık alınla on yılda her savaştan, On yılda on beş milyon genç yarattık her yaştan; Başta bütün dünyanın saydığı Başkumandan; Demir ağlarla ördük Anayurdu dört baştan.….


Çizerek kanımızla öz yurdun haritasını, Dindirdik memleketin yıllar süren yasını. Bütünledik her yönden istiklal kavgasını; Bütün dünya öğrendi Türklüğü saymasını.….

Örnektir uluslara açtığımız yeni iz; İmtiyazsız, sınıfsız, kaynaşmış bir kitleyiz. Uyduk görüşte bilgi, gidişte ülküye biz; Tersine dönse dünya yolumuzdan dönmeyiz.

(Devam edecek…)
 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
2 Yorum