1. YAZARLAR

  2. Abdullah ALAGÖZ

  3. TÜRK MİLLİYETÇİLERİ NEDEN İKTİDAR OLAMIYOR? (İYİ PARTİ’NİN ORTAYA ÇIKIŞ
Abdullah ALAGÖZ

Abdullah ALAGÖZ

Platform
Yazarın Tüm Yazıları >

TÜRK MİLLİYETÇİLERİ NEDEN İKTİDAR OLAMIYOR? (İYİ PARTİ’NİN ORTAYA ÇIKIŞ

A+A-

(İYİ PARTİ’NİN ORTAYA ÇIKIŞ SEBEBİ DE BUDUR)

Türkiye Cumhuriyeti devleti, Osmanlı enkazı üzerinde modern bir devlet olarak inşa edildi. Tarihimizde Göktürklerden sonra Türk adıyla kurulan ikinci Türk devletidir. Cumhuriyeti kuran Atatürk ve silah arkadaşları; TTK ve TDK gibi kuruluşlarla Türk milletinin egemenliğini, sosyal, siyasal, kültürel ve tarihi şuurla pekiştirerek milletleşme sürecimizi tamamlamayı amaçlamışlardı. “Muhtaç olduğun kudret damarlarındaki asil kanda mevcuttur, Ne Mutlu Türküm Diyene, Egemenlik kayıtsız şartız milletindir.” gibi direktifler Türk milliyetçilerinin adeta yol haritası olmuştur.

Cumhuriyeti’ni kuranlar, Türk milliyetçileri oldukları halde geçen 95 yıllık sürede Solcular, muhafazakârlar, liberaller ve milli görüşçüler iktidara geldi. Türk milliyetçilerinin iktidara gelememesi düşündürücü değil mi? Bu durum bir problem olarak karşımızda durmaktadır. Türk milletine sevdayla bağlı Türk milliyetçileri iktidara gelemiyorsa ya teşkilatlanma şeklinden ya da başka saiklerden kaynaklı bir problem var demektir. Hak edilmemiş statüler, ebcet hesapları ya da militarist baskılarla bu problem örtülemez.

Türkiye’nin en büyük şehrinde Türk milliyetçileri bölücü bir partiden daha az oy alıyorsa bahanelerin bittiği noktadayız demektir. Oysa fikri derinlik noktasında bütün muarızlarından daha tutarlı ve felsefi alt yapısı daha sağlam olduğu halde bu başarısızlık sorusunu Türk milliyetçileri kendilerine sormalıdırlar. Bu sorulardan kaçmak, bahaneler bulmak, saçma fetişist figürleri kahraman ilan edip onunla avunmak problemi çözmüyor.

Bu hadisenin sosyolojik tahlillerini yapmadan hamasetle yapılacak her temellendirme problemi ötelemekten öteye geçemeyecektir. Cumhuriyeti kuranlar, Osmanlı paşaları ve sivil entelektüel gruplardı. Bu şahsiyetler demokrasiyi ve millet egemenliğini hedefliyordu. Geldiğimiz noktada o düşüncenin devamcıları için aynı şeyleri söylememiz mümkün değildir. Lider-doktrin- teşkilat fetişizmi sanki teslis inancıymış gibi taze zihinleri hipnoz etti, makurtçu bir anlayışı egemen hale getirdi. Düşünce iklimi yok edildi, fikri yozluk alenileşti.

Türk milliyetçileri; Türk milletini esas aldıklarını söylemelerine rağmen milleti değil onun organizasyonu olan devletin bir parçası olmaktan kurtulamadılar. Komünizmle mücadele derneklerinden başlayarak günümüze gelen sürece kadar milletle hemhal olma yerine derin yapıların kontrolünde bir operasyon hareketi olmanın ötesine geçemedi.

Bu bakış, siyaset anlayışlarından STK örgütlenmelerine kadar dikey ve hiyerarşik bir çerçeveye oturdu. Siyasi partileri, sivil toplum örgütleri ve diğer birimleri, referansı halktan değil en üst yapıdan aldılar ve o yapının direktifleri doğrultusunda tavırlar sergilediler. Üst yapılar sivilleşemeyince yukarıdan aşağıya doğru milletten kopuk bir tavırla milletin gündemi değil belirli çevrelerin gündemine endekslendiler. En büyük Türk milliyetçisi Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK ile insanımız kul olmaktan çıkarılıp birey haline gelirken Türk milliyetçileri şahsiyetçiliği bırakıp Lider-doktrin- teşkilat fetişizmi ile yığınlaştırıldılar.

Bugün toplumda marka değere sahip milliyetçi sivil toplum örgütlerine karşı bu yapının müdahalelerini oradaki yapının iradesini hiçe sayarak militarist bir yaklaşımla nasıl tanzim ettiğini görmekteyiz.

Türk milliyetçilerinin organizasyonlarında, teşkilatlanma, siyaset yapma referansı belirsiz bir noktadan idare edilmeye başlandı. Parti ya da sivil toplum örgütlerinde demokrasi içselleşemedi, içselleşemezdi de. Zira yöneten güç için, demokrasi, özgürlükler ve toplumun meselelerini dile getirmek, toplumla bütünleşmek ve yapılacak yatay teşkilatlanma ile oluşacak sinerji kontrollerinden çıkılması anlamına gelecekti. Bu durum, yöneten egemen güçler için sonun başlangıcı olacaktı. Türk milliyetçileri güçlenmemeliydi. Bugün yaşadığımız süreçte budur.

Bu yapıların Türk milliyetçilerine biçtiği görev, kontrol edilebilir ve zamanı geldiğinde kullanılabilir bir potansiyel gücün yedekte tutulması anlayışıdır.

Türk milliyetçileri adına (kendi) iradelerinin hükümsüz olduğu, sadece söylemlerle gazlarının alındığı kontrol edilebilir bir yapıyla egemenlerin stepnesi olan bir operasyon hareketi olarak varlığını devam ettirmesi gerekliliğine birileri tarafından karar verilmiştir.

Peki, bu hatalardan yani bizim dediğimiz ama bizim içinde olmadığımız başka mahfillerin kontrolündeki bu tür yapılanmalardan kurtulmak için ne yapılması gerekir?

Türk milliyetçileri, Cumhuriyeti kuran Türk milliyetçilerinin bakış çizgisine gelmek zorundadır. Türk milliyetçileri artık gerçeklerle yüzleşmek ve kendilerini maraba yerine koyan ve kaynağını, gücünü nereden aldığı meçhul figürlerin kontrolünden çıkmak ve ayakları üzerinde durmak mecburiyetindedirler.

Türk milliyetçileri, parti dahil olmak üzere bütün STK ve diğer kuruluşlarında demokrasiyi, ferdi özgürlükleri içselleştirmelidirler. Türk milliyetçileri amuda kalkmış insan misali bir anlayışla toplumla bütünleşemezler. Kaynağı, öznesi ve referansı sadece millet olan, gerektiğinde çarpık düzene başkaldırabilen bir anlayışı temellendirmelidirler. Birilerinin kontrol edebileceği operasyon hareketinden aksiyoner harekete geçiş, yatay teşkilatlanma ve tam demokrasiyle ancak gerçekleşebilir.

Türk milliyetçileri için organizasyonlar, teşkilatlar kutsal falan değildir. Bunlar sadece bilindik hedefe ulaşmak için birer araçtırlar. Araç fetişizmine kapılıp amaçları ıskalamamalıdırlar.

Toplumun bütün katmanlarını kuşatan, Türk milletinin kendisini orada bulduğu, benim dediği, aidiyet duygusunu kazandığı, demokrasiyi, hukukun üstünlüğü, adaleti, Cumhuriyetin değerlerine bağlı, laik sosyal hukuk devleti ve bilimi esas alan yeni bir soluk, yeni bir temellendirme ile Türk milletini yarınlara taşıyacak bir ruha ihtiyaç vardır.

Demokrasi, sivilleşme ve milletin özne olması Türk milliyetçiliğinin olmazsa olmazlarıdır. Böylesi bir yapı; Türk milletini mutlu, müreffeh ve muasır medeniyet seviyesinin üstüne çıkaracaktır. Bu ihtiyaçlar Türk milletinin harekette geçmesine sebep olmuştur.

Evet, İYİ PARTİ bu şartlar altında kuruldu.

İYİ PARTİ, Türk milliyetçilerinin tarihi serüvenindeki bu tıkanmalar ve ülkenin diktatörlüğe doğru gidişine karşı toplumsal, sivil ve demokratik bir hareket olarak ortaya çıkmıştır. Bu toplumsal ihtiyaçlar sonucunda Türk milleti harekette geçti. Zira Atatürk’ün “Türk milletinin mukadderatını yine Türk milletinin azim ve kararlılığı kurtaracaktır.” İfadesinde işaret ettiği şartlar oluşunca Türk milleti bağrından İYİ PARTİ’yi kuvveden fiile çıkardı.

İYİ PARTİ, sadece Türk milliyetçilerini değil sosyal demokratları, mütedeyyin, muhafazakâr insanımızı kısaca ortak paydalarımızda buluşan her vatandaşımızla bütünleşerek bir Türkiye partisi oldu.

İYİ PARTİ; her vatandaşımızın hikayesini bulacağı, sivil, milliyetçi, demokrat, çağdaş, cumhuriyet değerlerine bağlı, inanmış kadrolarıyla CESURLAR HAREKETİNE dönüştü.

Evet, yıllardır iktidar olamayan başta Türk milliyetçileri olmak üzere Türk milletinin ortak paydalarını esas alan ve Türk milletinin milli refleksi olan CESURLAR HAREKETİ Meral ABLA’nın liderliğinde iktidara yürüyor…

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.