1. YAZARLAR

  2. Mehmet - YILMAZ

  3. DEĞİŞİM VE DEĞİŞİMİN TEMEL DİNAMİKLERİ
Mehmet - YILMAZ

Mehmet - YILMAZ

Platform
Yazarın Tüm Yazıları >

DEĞİŞİM VE DEĞİŞİMİN TEMEL DİNAMİKLERİ

A+A-

DEĞİŞİM VE DEĞİŞİMİN TEMEL DİNAMİKLERİ
 

Değişim; gelişme, büyüme, kalkınma, geleneklerin şekillendirdiği eski düşünce sistemleriyle kazanılan, eski alışkanlıkların terkedilmesi, yerine yeni hayat tarzı ve alışkanlıkların konmasıdır.

İlk çağlardaki avcı toplayıcı atalarımızdan bu günün modern dünyasına kadar yapılan bütün gelişmeler değişimin bir sonucudur. Hayatın karşı konulmaz bir kuralıdır değişim! Geçmişten günümüze kadar varlığını sürdürebilen canlı türleri bunu değişime uyum sağlamaya borçludurlar. Değişime direnen, uyum sağlayamayan canlılar varlıklarını sürdüremez, yok olurlar. Doğal seleksiyon(ayıklama) bunun güzel bir örneğidir. Değişime uyum sağlayan canlı türleri hayatta kalır ve nesillerini devam ettirir.

Maddelerin temel yapılarında veya dış yüzeyinde meydana gelen farklılaşmalar değişimdir. Tabi olaylar sırasında yer kürenin yüzeyinde veya alt katmanlarında meydana gelen farklılıklar değişimdir. Mikroorganizma ya da çok hücreli canlılarda meydana gelen gelişme ve büyüme değişimdir. Toplumlarda kültürel, sosyal, teknolojik veya ekonomik farklılaşmalar değişimin bir sonucudur. Her değişim bir durum veya konumdan başka bir durum veya konuma geçmektir. Bu geçişin en önemli sebebi insanın hayatta kalma ve neslini devam ettirebilme arzusudur.

Değişimler sırasında köklerimize bağlı kalmaya özen göstermeliyiz. Aksi takdirde gelişelim derken yozlaşarak yok oluruz.

Yeryüzündeki canlı ya da cansız her şey değişimin bir sonucudur. Bu değişimler, ya doğal yasalar gereği zaman içerisinde kendi kendine ya da insanlar eliyle gerçekleşmektedir. İster doğal süreç içerisinde kendi kendine, isterse insan eliyle kontrollü olarak yapılsın, her ikisinin ortak özelliği birdenbire değil, bir zaman dilimi içerisinde gerçekleşmesidir. Bu süreç, değişimi hızlandıran ya da değişim hızını düşüren temel dinamikleri içerisinde saklar.

Her birimizin algı durumu, aldığımız eğitim ve öğrendiklerimizle şekillenir. İlk eğitimimizi aile ve yakın çevremizden aldık. Temel inanç sistemlerimiz ve bakış açımız burada oluşmaya başladı. Gittiğimiz okullar, öğretmenlerimiz, arkadaşlarımız, okuduğumuz kitaplar, mensubu olduğumuz sosyal çevre, siyasi guruplar, olaylar ve olgulara verdiğimiz tepki bakış açımızın gelişmesinde önemli rol oynadı. Ait olduğumuz topluluğun bir parçası olduk. “Bana arkadaşını söyle, sana kim olduğunu söyleyeyim!” İnandığımız her şeyin doğru olduğunu, olayalar hakkında kesin kanaat sahibi olduğumuzu düşündük. Bakış açımıza göre dünyayı olduğu gibi gördüğümüzü sandık. Oysa biz dünyayı olduğumuz gibi görüyorduk. Temel paradigmamız böyle oluşmuştu. Doğru veya yanlış olması hiç fark etmez, algılama biçimimiz tutum ve davranışımızın temelidir. Bu yüzden her birimiz çevremizde meydana gelen değişikliklere farklı tepkiler veririz.

Bilim insanlarına göre, kimyasal tepkime sırasında tepkimeye giren ve tepkimeden çıkan ürünler bir dağın iki tarafındaki ovalarda bulunurlar. Kimyasal reaksiyonun gerçekleşmesi ve yeni maddeler elde edilmesi için tepkimeye giren maddelerin arada bulunan bu dağı aşmaları gerekir. Bu dağın zirve noktası geçiş evresidir. Bu noktada tepkimeye uğrayacak atomlar arasındaki bağlar kopar ve farklı atomlar arasında yeni bağlar oluşur. “Geçiş evresi,” tepkimeye giren ve tepkime sonrası elde edilecek ürünler arasındaki ilk evredir. Dağın aşılmasından sonra hiçbir özelliğiyle eskisine benzemeyen yeni bir madde oluşur.

Rahatlık bölgemiz, konfor alanımız düşünce ve davranış kalıplarımızın kemikleşmiş sınırlarıdır. Bu sınırlar içerisinde gelişme olmaz, dolayısıyla olumlu değişim de olmaz. Değişim, konfor alanımızdan çıkma çabası gerektirir. Asıl direnç burada başlar. Zihinsel olarak kendimizi iyi hissettiğimiz ve yıllardır süren sosyal statü, arkadaş ve alışkanlıklarımızdan vaz geçmenin zorluğunu yaşarız. Bununla birlikte değişim, başta belirsizlik olmak üzere birçok korku ve riski de yanında taşır. Bunlar; değişim hakkında yeteri kadar bilgi sahibi olmamak, başarısız olma düşüncesi, dışlanma korkusu ve var olan statüyü kaybetme endişesi gibi.

İYİ Parti, Genel Başkanımız Sayın Meral Akşener hanımefendinin öncülüğünde başlayan değişim hareketinin sonucunda kurulmuş, bu gün hızla teşkilatlanma sürecini tamamlama yolunda ilerlemektedir. Bu süreç içerisinde önümüze konulan her engeli aştık.

Siyaset kurumunun yaptığı yanlışlar bizde gelecek kaygısı oluşturmaya başlamıştı. Problemleri çözmekle sorumlu olanlar yakınıyor, problemlerin sorumlusu olarak hiçbir etki ve yaptırım gücü olmayan muhalefeti suçluyordu. Muhalefet partileri iktidarın türbülansından çıkamıyor, hiçbir varlık gösteremiyordu. Bulunduğumuz yerde hiçbir etkimizin olmadığını görmüş ve umudumuzu yitirme noktasına gelmiştik. Temel değerlerimiz gün be gün yıpratılıyor, vatan topraklarımız adeta ayaklarımızın altında kayıp gidiyordu. İşte böyle bir ortamda, toplumun her kesiminde umut olarak görüldü Meral Akşener hanımefendi. Ülkemizin geleceğiyle ilgili kaygı duyan, bulundukları yerlerde bir çıkışın olmayacağına inanan ve sorumluluk alma isteğindeki vatanseverler toplandı İYİ Parti saflarında. Farklı sosyal ve siyasi guruplarda geldiğimiz için de doğal olarak farklı sesler çıkarıyoruz.

Kimyasal tepkimede, dağın zirvesinde, değişimin oluştuğu “geçiş evresi” seviyesini bir eşik olarak kabul ettiğimizde, bu eşiğe kadar eski sosyal ve duygusal bağlarımız azalarak devam eder. İYİ Parti düşünce sistemi bu eşikten sonra kesinleşir. Çünkü farklı bir siyasi kimliğe kavuşmanın başlangıcıdır. Haliyle düşünce yapımız da bu yeni guruba uyum sağlayacak şekilde değişecektir. Bu eşik ilk adımdır ve yeni bağlar kurulmaya başlar. Bununla birlikte yıllarca birlikte olduğumuz insanlarla oluşan duygusal bağlarımızın da bir anda kopmasını bekleyemeyiz.

Teşkilatlanma sürecini tamamlanıp, ortak aidiyet kültürü oluşuncaya kadar geçiş sürecinin aşıldığı söylenemez. Geçi süreci aşılmadan da dağın diğer tarafına geçmiş olmayız. Dolayısıyla yeni kurulan bağlar, zayıfladığını düşündüğümüz geride bıraktığımız duygusal bağlardan daha kuvvetli değildir. Ta ki dağın diğer tarafına geçtiğimizde, değişim gerçekleşir ve yeni aidiyet bağları, eski bağlardan daha kuvvetli olur

Değişimi olumsuz yönde etkileyecek davranışlardan biri de, geldiğimiz siyasi gurupların önemli şahıs ve simgelerine yapılan ağır eleştiriler ve hakaretlerdir. Unutmamamız gereken en önemli konu ülkemizin geleceği için endişe duyan, kaygılanan ve bu yüzden bir araya gelerek sorumluluk alma gayreti içerisindeki bizlerin farklı siyasi partilerden geldiğidir. Geldiğimiz siyasi parti ve halen o partilerdeki arkadaşlarımızla duygusal bağlarımızın olmadığını kim söyleyebilir? Yılların izini birden bire silmek mümkün mü? Bu yüzden diğer siyasi partilerdeki önemli şahsiyet ve simgelere ağır eleştirilerde bulunmak, arkadaşlarımız içerisinde duygusal kırılmalara sebep olabilir. Bu kırılmalar teşkilatlanma sürecini yavaşlatır, küskünlüklere yol açar. Bununla birlikte diğer partilerden bizi izleyen ve İYİ Partiye yönelen insanların gelişini de yavaşlatır. Bu konulara azami dikkat etmeli, diğerlerinden ziyade yapacaklarımıza odaklanmalıyız.

“Aynı dili konuşanlar değil aynı duyguyu paylaşanlar anlaşır.” İYİ Partinin teşkilatlanma sürecinde her birimiz katalizör görevi üstlenerek, değişimdeki direnç noktalarını minimize etmek ve değişim hızını artırmak zorundayız. 17.02.2018

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum