Hucurat suresi 13. ayet
Hucurât suresi 13.ayet
“Ey insanlar! Şüphesiz sizi bir erkek ile bir dişiden yarattık, tanışasınız diye sizi kavim ve kabilelere ayırdık, Allah katında en değerli olanınız O’na itaatsizlikten en fazla sakınanızdır. Allah her şeyi hakkıyla bilmektedir, her şeyden haberdardır. (Hüc. /13)
İnsanlığın yaratılmasının başlangıcında bir çoğunluğun olmadığı; ilk yaratılan erkek ve kadından çoğaldığını, çoğaldıkça toplumsal yapıda bazı farklıların olduğu, bu farklıların üstünlük göstergesi olmadığı, tanışmalara vesile olabileceği, üstünlüğün takva dediğimiz Allah’ın emir ve yasaklarına en çok uymada olacağını anlatan bir ayettir.
Ayet, Mekke yeniden fetih edildikten sonra; Elçi Hz. Muhammed’in Habeşli Bilal’den Kabe’nin duvarına çıkıp ezan okumasını istemesi üzerine, Mekkeliler Peygambere: “Mekke ileri gelenlerinden biri dururken; köle ve simsiyah birine niye ezanı okutturduğuyla ilgili şiddetli itirazlar üzerine gelmiştir.”
Ayette geçen bir erkekten, mealdi ve tefsirciler, Âdem olarak isimlendirmişler, dişiden Havva olarak söz etmemişlerdir. Kur’an’da Havva adı zaten geçmemektedir. Havva adı Tevrat’ta geçmektedir. Bugün Eva olarak kullanılmaktadır.
Burada bir ayrıntıyı yazmadan edemeyeceğim. Yaratılışta genel inanış, İlk erkeğin Hz. Âdem, ilk kadının da eşi Havva olduğu şeklindedir. Allah, ol! Dedi, hemen bugünkü insan şeklinde yaratıldı şeklindedir.
Halbuki çeşitli ayetler yaratılışı sudan, topraktan, çamurdan, balçıktan birden değil kademeli (evrimle) olduğunu, Allah ruhundan üfürünceye kadar şeklen insan gibi yaşayışı hayvan gibi yırtıcı, prototip (ilkel) insanlar olduğunu ayetleriyle belirtmiştir. (Bakara / 30)
İlk yaratılan prototip insanlar aynı özellikleri taşımakta erkek ve dişili yaratılmışlardır. Çoğalma farklı dişi ve erkeklerle olmuştur. Yani Âdem ve Havva’nın çocukları birbiriyle evlenmemişlerdir. Allah yasakladığı yakın akraba evliliklerini ilk insanlarda da uygulamamıştır. Sonra Âdem ilk insan değil, ilk Peygamberdir.
İlk insanlar, zamanla dünyaya yayılma neticesi, biyolojik ve ruhsal yapılarında; yaşadıkları bölgenin iklim yapısı, doğası, bitki örtüsü, beslenme çeşitleri, güneşin etkisiyle deri yapısı beyazdan siyaha dönüşmüş, bu dönüşüm genlerde de karşılığını bulmuştur.
Kuzey yarım kürede beyaz tenli olan insanlar güneye doğru inerken, esmerleşmiş, ekvator çevresinde ise siyah renk almıştır. Güneşin buradaki etkisi genlere de yansımıştır. Aynı insanlar kuzeye geldiklerinde beyaz ten rengini alamamaktadırlar.
Biyolojik değişimlerin en önemli sebebi mutasyon denilen ani değişimlerdir. Bu değişimlerde kalıcı olmaktadır. On binlerce yıl süren bu değişimler, bütün insanların genlerinde binde sekizlik bir farklılaşma meydana getirmiştir. Ki büyük bir değişim değildir.
Toplumlar yaşadıkları bölgenin yapısından (dağlık, ovalık, çöl, deniz, ada, orman, sıcaklık farklılıkları vs.) dolayı az da olsa biyolojik yapının yanında kültürel farklılıklarda göstermişlerdir. Bu farklılıklar toplumların genel karakterini de oluşturmuşlardır. Bazı toplumlar uysal bir yapıya sahip olurken bazı toplumlar savaşçı, hükmedici bir yapı kazanmışlardır. Bazı toplumlar hak-adalet ölçülerini dikkate alırken bazıları güçlerini öne çıkarmışlardır. Kültür deyince aklımıza hangi kavramlar geliyorsa (dil, din, ırk, müzik, adetler, gelenek-görenekler, sanat vs.) bunlarda farklılıklar gösteren topluklardan değerleri ortak olanlar sülale, aşiret, kabile, kavim, millet olarak tanınmış ve tanılandırılmıştır.
Allah ayette, bütün insanlığın tek kökten geldiğini görünüş ve kültürdeki farklılıkların bir üstünlük olmadığını, birbirinizi tanımada faydası olacağını belirtirken; bir farklılık arıyorsanız bu farklılığın beni tanımada ve benim emir -yasaklarımı uygulamada aramamız olacağını bildirmektedir.
Allah, Salih amel diye özetlenen iyi ahlak sahibi olanların üstün olabileceğini buyurmaktadır. Beyazlık, zenginlik, güç gibi unsurların üstünlük olamayacağı özellikle vurgulanmaktadır.
Burada verilmek istenen bir başka husus da insanlarda farklılıkların olduğu ve ortak özelliklere, kültürlere sahip olanların bir arada yaşama isteğinin olduğu, aynı kavmi oluşturanların birbirlerine sahip çıkmasının ve kendi kavmini sevmesinin normal olduğu ifadesi vardır.
Kur’an bütünlüğünde baktığımızda, insanın kendini bir kavimden hissetmesi normaldir. İnsan sahip olmak ve sahiplenmek ister. Ve kendi hissettiği kavmi sevmesi de normaldir. Yalnız bu sevgi, başka kavimlere düşmanlık, hor ve aşağılama vesilesi olamaz. Herkesin anası vardır. Herkes anasını sever. Ama benim anamı benim kadar kimse sevemez.
Nasıl hayvanları koruma derneği, insanlara bitkilere düşman değilse; bir kavimden olmak ve kavminin mensuplarını sevmek, başka kavimlere düşmanlık değildir.
Son olarak şunu da belirtmekten edemeyeceğim. Nasıl Allah ilk ayetinde, İKRA-OKU derken yüzeysel kuru kuru bir okumadan ziyade anlayarak, irdeleyerek, tanıyarak, düşünerek oku diyorsa; bizde ayetteki tanışanız sözcüğünden kuru bir tanıma yerine kabile ve milletlerin iç yüzlerini niyetlerini yaptıklarını ve yapabileceklerini geçmişlerine bakarak tanımalıyız. Yaşayışımıza zarar verebilecek durumlarda tedbirli olmalıyız. Mesel: Maide suresi 51.ayette, Allah: Yahudi ve Hıristiyanları dost edinmeyin diye ikaz etmektedir. Bu ikazı başka kavimler için de gözden geçirebiliriz. Bu düşmanlık veya üstünlük değil; korunmadır tedbirdir.
Benim anladığım bunlar.
Selam ve dua ile
Nurettin Bölük 20.09.2026



YAZIYA YORUM KAT
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.