1. YAZARLAR

  2. Mehmet YILMAZ

  3. Çocuklar Değişmedi, Biz Değişime Ayak Uyduramıyoruz (1V)
Mehmet YILMAZ

Mehmet YILMAZ

Platform
Yazarın Tüm Yazıları >

Çocuklar Değişmedi, Biz Değişime Ayak Uyduramıyoruz (1V)

A+A-

Her Çocuğun İçinde Başka Bir Cevher Vardır

Çocuklarımızın, yarım kalmış hayallerimizi tamamlamak için dünyaya gelmediklerini söyledik. Peki, kendi hayallerimizin yükünü omuzlarından indirdiğimizde onların içindeki cevheri görebiliyor muyuz?

Evde “Sen doktor olacaksın!” dediğimiz çocuğa okulda “Herkes gibi çalışacaksın, herkes gibi öğreneceksin!” diyorsak değişen nedir? Bir beklentinin yerine, herkese aynı yolu gösteren başka bir beklenti koymuş olmuyor muyuz?

Çocuğun kendi yolunu bulmasına izin vermek, onu yalnız bırakmak değildir. Neye ilgi duyduğunu, neyi severek yaptığını, nerede ve neden zorlandığını merak etmektir. Çünkü bir sınıfa girmek başka, o sınıftaki her çocuğun dünyasına ulaşmak başkadır.

Necmettin Hacıeminoğlu’nun Milliyetçi Eğitim Sistemi adlı kitabının 1975 baskısında okuduğum, öğretmeni maden mühendisine benzeten yaklaşımı bu yüzden önemserim. Bir dağda yalnız taş ve toprak gören gözle, görünüşün altında cevher arayan göz aynı değildir.

Mühendis örnekleri, ölçümleri ve farklı uzmanlıkların bilgisini değerlendirir. İlk bulguyu bütün dağ hakkında verilmiş hüküm saymaz. Öğretmen de alan bilgisi, pedagojik birikimi, gözlemi ve kurduğu güven ilişkisiyle çocuğu tanımaya çalışır. Yazılı kâğıdı bir bulgudur; çocuğun tamamı değildir. Susması, söyleyecek sözü bulunmadığını; bir soruyu çözememesi, düşünemediğini göstermez.

Mühendis bulgularını çoğaltmadan kararını kesinleştirmiyorsa biz bir çocuğun geleceğini neden tek sınavla ya da tek davranışla tarif ediyoruz?

Her dağda aynı maden aranmaz. Öyleyse her çocukta neden aynı cevheri arıyoruz?

Matematik sorusunu önce çözeni hemen fark ediyoruz. Peki, çalışmayan düzeneğin aksayan yerini bulanı, defterinde hikâyeler kuranı, arkadaşına sabırla ders anlatanı, anlaşmazlıkları yatıştıranı görebiliyor muyuz?

Bunlar hemen meslek seçmenin gerekçesi değil, üzerinde durulacak işaretlerdir. Öğretmen farklı çalışmalarla gelişimi izler, çocuğun hangi destekle ilerlediğine bakar. Bir defalık parıltıyla hüküm vermediği gibi bir defalık güçlükle de umudunu kesmez.

“Sen sayısalcı değilsin.” diyerek kapıyı kapatmak keşif sayılamaz. “Sen ancak el işinde başarılı olursun.” dediğimizde de beceriyi sınıra, keşfi yeni bir prangaya dönüştürebiliriz. Bir yönünü fark etmek, diğer yönlerinin gelişme ihtimalini ortadan kaldırmaz.

Okumakta zorlanan ama resim yaparken canlanan çocuğa kısa bir metni çizerek anlatma, ardından çizdiği üzerine konuşma fırsatı versek belki kelimelere ulaşacağı başka bir yol açılacak. Hedef yine okumak, anlamak, anlatmaktır. Değişen, çocuğa uzattığımız elin yönüdür.

Peki, aynı anlatımla sonuç alamadığımızda yöntemimizi gözden geçiriyor muyuz? Yoksa anlatamadığımız ihtimalini düşünmeden anlamayan çocuğu mu suçluyoruz?

“Kaç defa söyledim!”

Belki mesele kaç defa söylediğimiz değil, her defasında aynı yerden seslenmemizdir. Sesimizi yükseltince çocuğun önündeki güçlük küçülüyor mu? Anlamadığı için mi susuyor, yanlış cevap verdiğinde duyacağı sözden korktuğu için mi?

“Bundan bir şey olmaz!”

Ne kolay söyleniyor! Bir yazılı kâğıdına bakıp yılların üstüne mühür vuruyoruz. Çocuğun önüne bent indiriyor, aşamayınca onu suçluyoruz. Denemekten vazgeçtiğinde de hükmümüzün doğrulandığını sanıyoruz. Oysa gördüğümüz, incitilmiş bir inancın ve öğrenilmiş çaresizliğin sessizliği olabilir.

Özellikle ilkokul ve ortaokul yıllarında öğretmenin bakışı, çocuğun kendisine bakışına karışır. Sürekli eksikleri gösterilen çocuk, yalnız eksiklerinden oluştuğunu sanabilir. “Sen zaten yapamazsın!” sözü de “Henüz olmadı, başka bir yol deneyelim.” sözü de geleceğine, yılların ötesine taşınır.

Dağda bulunamayan cevher yerinde bekleyebilir. Fark edilmeyen çocuk ise beklerken kendisine inancını yitirebilir.

Yine de benzetmenin sınırı vardır. Madenin işletilmeye değer olup olmadığı hesaplanabilir; çocuk hakkında böyle bir hesap tutulamaz. Onun iradesi, duyguları ve gelişme imkânı vardır. Bugünkü güçlüğü yarının değişmez sınırı değildir. Her çocuğa üstün yetenek yakıştırmamız da gerekmez. İlgiye, emeğe ve saygıya layık olması için bizi şaşırtması mı gerekiyor?

Çocuğun değeri, keşfedebildiğimiz yeteneğinin büyüklüğüne bağlı değildir.

Hacıeminoğlu’nun 50 yıl önce insanı ruhu, aklı ve bedeniyle bir bütün olarak ele alan eğitim anlayışını burada anlamlı bulurum: Milletin hiçbir ferdini gözden çıkarmadan yetiştirmek, kişinin yetenek ve istekleriyle toplumun ihtiyaçları arasında denge kurmak; düşünen, araştıran, üreten insanlar yetiştirmek…

Bir milletin insan birikimi, birkaç parlak öğrencinin başarısından ibaret değildir. Vatan sevgisi ve meslek aşkı, en arka sırada sessizce oturan çocuğun da öğrenme hakkını dert edinmekle başlar. Ortak dilimizi, kültürümüzü, değerlerimizi öğretirken farklı sesleri duyabilmeliyiz. Aynı türküyü söyleyen insanların sesleri bile farklıdır.

Merak edenin sorusuna, üretenin emeğine, zorlananın ihtiyacına yer açılan sınıfta çocuk hem kendisini tanır hem başkasının değerini öğrenir. Dayanışma, birinin eksiğine diğerinin el uzattığı gündelik bir hayata dönüşür.

Elbette öğretmen yalnız bırakılamaz. Aile ve rehberlik servisiyle iş birliği, çocuğu tanıyacak zaman, uygun sınıf koşulları gerekir. Öğretmenden her cevheri görmesini bekleyen sistem, onun önüne yığdığı engelleri de görmelidir.

Dersin sonunda yalnız “Konuyu yetiştirdim mi?” diye sormak yetmez. “Hangi çocuğu anlayabildim, kime ulaşamadım, yarın ona nasıl yaklaşacağım?” diye de sorabilmeliyiz.

“Çocuklar değişmedi!” derken ihtiyaçlarının aynı kaldığını söylüyoruz: Görülmek, anlaşılmak, güvenmek… Değişime ayak uydurmak, çocuğa bakan gözümüzü de yenileyebilmektir.

Öğretmenliğin asıl mahareti, bütün çocuklardan aynı cevheri çıkarmak değildir. Her çocuğun içindeki cevheri, kendine inancını kırıp dökmeden gün yüzüne çıkarmak ve gelişmesine emek vermektir.

 

 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.