1. YAZARLAR

  2. Duygu SUCUKA

  3. Türkiye’nin sığınmacılar açmazı
Duygu SUCUKA

Duygu SUCUKA

Yazarın Tüm Yazıları >

Türkiye’nin sığınmacılar açmazı

A+A-

Sığınmacılar misafir miydi, geçici miydi, kalıcı mıydı? Daha ne kadar gelecekler, neden bizim başımıza geldi bu iş? Savaştan mı kaçıyorlar yoksa kaçmaları için savaş mı çıkarıldı? Bilmediğimiz gizli şartlar, anlaşmalar mı var? Uzayıp giden sorular, cevabı olmayan ya da olan cevapları vatandaşın bilmediği sorular.

Evet, sıkıntı, hem de çok büyük sıkıntımız bugün bu konu. Vatandaşlar arasında 11 yıldır huzursuzluk yaratan, büyük çoğunluğu Suriyeli olan sığınmacılar, Türkiye’de bir toplumsal kargaşaya yol açmadan çözüm yollarının aranması ve bulunması gerekiyor.

11 Mart 2011 günü, Gaziantep’in Karkamış ilçesinde, Karkamış Kaymakamlığının ev sahipliği ve işbirliğinde, Gaziantep Üniversitesi'yle birlikte Güneydoğum Derneği olarak "Sınırda mayınlı alanların Arkeolojik potansiyeli” konulu bir panel düzenlemiştik. O çalışma sonrası Karkamış’taki mayınlı sınır bölgesini, orada İtalyanlar tarafından yapılmakta olan Arkeolojik kazı alanındaki çalışmaları görmüş, sınır kapısına gitmiş, oralarda incelemeler yapmıştık. Ülkemin sınırına gitmek, sıfır noktasında bulunmak çok ayrı bir duygu idi. Adeta insanın milli duyguları kabarıyor orada. İhtişamlı Fırat nehrinin bizim topraklarımızdan Suriye’ye geçişini, o devasa nehir üzerindeki iki ülke arasında sınır teşkil eden tarihi Demir Köprü'yü, Karkamış ilçesinin karşı tarafta kalan diğer parçası olan Suriye’nin CERABLUS kentini, refakatçi askerler eşliğinde merakla izlemiştik.

Karkamış, tarihi çok eski çağlara uzanan, Hitit-Asur medeniyetlerinde önemli yeri olan bir Antik kent ve Suriye ile aramızda, sıfır noktasında bir yerleşim yerimizdir. Gaziantep’in ilçesidir. Kentin diğer yarısı Suriye tarafındaki Cerablus yerleşim yeridir. Suriye ile aramızda, ortasından sınır geçen bu şekilde birkaç sınır kentimiz daha bulunmaktadır.

O gün o bilimsel gezide, karşımızda durmakta olan Cerablus kentini merakla, ilgiyle izlemiştik. Tarihi bir vasıf taşıması nedeniyle kent deniliyor belki de. Yoksa kent değil köy demek daha doğru olurdu. Gecekondu misali evler, dağınık ve bakımsız bir yerleşim yeri duruyordu orada. Mayınlı alanının temizlenmesi sonrasında arkeolojik alanlardaki çalışmaları yerinde gördükten sonra sınır kapısına gitmiştik. Kapının hemen diğer tarafında bekleşen Suriyeliler vardı. Suriye’deki kargaşadan kaçmak isteyenler olduğu söylenmişti o insanların. Kapıdan alınmaları için izin gerekliydi ve o izni bekliyorlardı. Sınır kapısının öte tarafında devasa bir Esat posteri asılıydı. “Bu ne böyle, bize nispet mi yapıyor, biz niye kendi Başbakanımızın posterini asmıyoruz buraya?” diye söylenmiştim. Malum o aralar Türkiye-Suriye bozuşması başlamıştı.

İç kargaşanın bir süre devam ettiği Suriye’de resmi iç savaş başlangıcı, kayıtlarda 15 Mart 2011 olarak geçmektedir. Bizim bu çalışma tarihi iç savaş başlangıcından 4 gün önceye denk gelmiş.

Devam eden süreçte Türkiye’ye akın eden Suriyeli sığınmacı sayısı abartılı biçimde yoğunlaştı. Bizim halkımız buna tepki verdikçe Hükümet yetkilileri, "Onlar misafirimiz, savaştan kaçıyorlar, geri çeviremeyiz, geçici süre barındıracağız ve sonra ülkelerine geri dönecekler" diye yatıştırıcı açıklamalar yaptılar. Bu tartışmalar arasında konu zaman zaman Türkiye’de Arap etnik kimliğine yakınlaşma olduğu tartışmalarını da beraberinde getirdi.

Başka ülkelerden gelenler de vardı sığınmacılar arasında, çeşitli Orta Asya Türk Devletleri, Irak, vs. Ancak başı Suriyeliler çekiyordu ve Batı buna destek oluyordu. Son yıllarda, Taliban’ın Afganistan’da yönetimi ele geçirmesi ve ülkedeki muhaliflere eziyet etmeye başlamasıyla birlikte, Türkiye bir de Afganlı göçmenlerin akınına uğradı. Velhasıl gelişler bitmiyor, biteceğe benzemiyor.

2015 yılında Ankara’da büyük bir Suriyeli Sığınmacılar Çalıştayı yapmıştık. Orada varılan sonuçlar özetle şuydu;

Çok fazla çoğalıyorlar, doğumlar çok fazla; Yüzde 80’i ülkesine geri dönmek istemeyecek, birçoğu burada yerleşik hayata geçti, işini kurdu; Türkiye’nin üzerinde büyük ekonomik kambur oluşturdular.

2011’de başlayan göç dalgası Türkiye’yi sığınmacı pazarına çevirdi. Hep geldiler, hep geldiler, gelmeye devam ediyorlar. Kamuoyu buna sessiz kaldı, kabul etti zannedildi. Oysa ilk başlarda onlar misafirimiz, geri gidecekler dendi ama bunun gerçek olmadığı yeni yeni fark edildi. Ayrıca bu göçler sürecinde Türkiye’nin çok ağır sorunları oldu, paralel devlet gibi, FETÖ gibi, Darbe girişimi gibi. Ülkede bu sorunlar yaşanırken sığınmacılar bir kenarda unutulmadılar ama unutuldu gibi oldular.

Büyük Ortadoğu Projesini (BOP) 2000’li yılların hemen öncesinde ortaya atıldığından beri takip etmeye çalışan bir vatandaş olarak, Türkiye’nin sığınmacı istilasının bir BOP alt başlığı olduğunu söyledim, söylemeye devam ediyorum. BOP öylesine dayatılmıştı ki bize, bir ara dönemin yöneticileri BOP Eş Başkanlığı'nı üstlendiğini bile açıklamıştı. Neydi bu Büyük Ortadoğu Projesi? Amerika’nın ve Batı'nın, Ortadoğu halklarının refahı için demokrasi gelmesine, otoriter rejimlerin sonlandırılmasına destek vermeleriydi. Yalan ve safsata açıklamalardı bunlar. Oysa gerçekte yeraltı kaynaklarının yarıdan fazlasına ve önemli su kaynaklarına sahip olan Ortadoğu’da hâkimiyet kurmak, söz sahibi olmaktı mesele. Her türlü enerji kaynaklarını ele geçirmek ve tüm dünyaya buradan meydan okumaktı amaç. Bunun için de bu Ortadoğu karıştırılmalı, halkları huzur ve refahı bulmamalı, ortalık cehenneme dönmeli, halklar birbirlerine düşman edilmeli, iç savaşlar yaratılmalı, her yer kan gölü olmalı, büyük göçler başlatılmalı, devletler güçsüzleştirilmeli idi. Çıkarılacak savaşlarda silah ticareti yapmak, yakılıp yıkılan şehirlerin-ülkelerin yeniden inşası için kendi firmalarına iş alanları yaratarak kendine istihdam sağlamak. Kısacası dikta yönetimleriyle etkisiz hale getirilmiş olan Ortadoğu halklarının sırtından Ortadoğu’yu Batının rant ve geçim kaynağı haline getirmek.

Velhasıl derinliği görülemeyen bir korku filmiydi BOP. İsrail Devletinin kurulmasını planlamak suretiyle 100 yıl önceye dayanan, 1000 yıl sonrasını hedefleyen bir acımasız plan.

Gelinen noktada, Ortadoğu’da manzara bu değil mi? Biz de buradan büyük göçlerle nasibimizi almadık mı? Terör belasını yaşamadık mı, yaşamıyor muyuz?

Batının ve ABD’nin kötü emellerine alet olmamak, onların istedikleri ülkeyle istedikleri gibi oynamalarına seyirci kalmamak için bilinçlenmek, okumak, araştırmak, kör siyaseti yapmamak her vatandaşın vatandaşlık sorumluluğu olmalıdır.

Sığınmacılar konusu yıllardır bizi yordu, yoğurdu, eledi, geleceğimizi tehdit eder duruma geldi. Hiçbir Türk vatandaşı bundan memnun, mutlu değil. Yönetenlerin bu konuda meydan okumak yerine tabanın sesine kulak vermeleri gerekiyor. Almanya’ya eskiden biz de vatandaşlarımızı gönderdik, bu gelen sığınmacılar bize sığınmış Türkler gibi, altı boş söylemler bir şey ifade etmiyor ve yanlış kıyaslamalardır. Türk halkı sığınmacıların gönderilmesi konusunda artık ciddi bir devlet politikası görmek istiyor.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.