1. YAZARLAR

  2. Abdullah ALAGÖZ

  3. Özgürlük ve biat...
Abdullah ALAGÖZ

Abdullah ALAGÖZ

Platform
Yazarın Tüm Yazıları >

Özgürlük ve biat...

A+A-

Özgürlük ve biat sadece iki kavram değildir. İki farklı kutup, iki farklı dünya, zihniyet ve dünyayı okuma biçimidir. İnsanoğlunun var oluş gerekçelerini belirleyen ya insan olma ya da yığın olarak kalabilme kadar keskin bir yol ayrımıdır özgürlük ve biat.

Özgürlük nedir? Özgürlüğün bir sınırı var mıdır varsa onu belirleyen unsurlar nelerdir? Evet bu sorulara siyaset felsefesi, ahlak felsefesi ve hukuk felsefesi kadar hayatımızı etkilediği için dağdaki çobanın da alanına girecek kadar kuşatıcı ve çetrefili bir konudur.

Özgürlük bütün bu alanlar kadar bireyin varlığını da etkilemektedir. Özgürlük ve insanlaşma paralel kavramlardır. Özgür olduğunuz oranda bireysiniz. Bireyi birey yapan kendisine has bir tavır, tutum sergileyebilme ve tercihlerde bulunabilme yetisidir. Bireyin bu yetisini kullanabilmesi için iradesini devreye sokması gerekir. İrade: bireyin karar verebilme yetisidir. Birey; karar verirken hiçbir iç ya da dış baskı altında kalmadan iradesini kullanabiliyorsa özgürdür.

Bütün medeniyetlerin, ideolojilerin, dinlerin ve ahlak sistemlerinin temel öznesi bireydir. Bu saydığımız bütün anlayışların hedefi, mutlu birey ve mutlu toplum ideallerini gerçekleştirmektir. Çok ironi bir durum değil mi hem öznesi insan olacak hem de insanı meta olarak kullanabilme cüretini gösterecek anlayışların toplumlarda taban bulması… Bizde olduğu gibi.

Özgürlük kavramı Doğu ve Batı medeniyetlerinde de farklı algılanmıştır. Doğu medeniyetlerinde ne yazık ki dini öğretilerle şekillenmiş bir özgürlük olarak kabul görmüştür. Doğu toplumlarında en ideal insan; düşünmeyen, sorgulamayan ve aracılara biat ederek hakikatte ulaşılacağına inanılmıştır. “Mürşidi olmayanın mürşidi şeytandır” saçmalığı kulaklarımız çınlatmaya devam ediyor.

Oysa bizim de içinde bulunduğumuz İslam coğrafyasında mensubu olduğumuz din “ikra” mesajı ile insanı okuma, akletmeye, düşünmeye sorgulamaya yöneltiyordu. Tabuları kırmak Kabe’deki putları yerle bir etmek için ortaya çıkan dinimiz ve onun fahri kâinatı Hz. Peygamber'in misyonunu kendi elimizle yok ettik. Kul ile Allah arasına aracılar koyarak yeni bir ruhban sınıfının zuhuruna sebep olduk. Din artık aşk, sevgi dini olmaktan çıkarak formel ritüellere dönüşen orada başkalaşan farklı bir şey olmaya başladı.

Kul ile Allah arasına ruhban sınıfını yerleştirerek insanları Allah ile aldatmaya başladık. Özgürlüğün anlamsız hata tehlikeli bir yeti olduğunu kitlelere sunarak biatin hikmetlerini sıralar olduk. Sonuçta Emevi kültürü bütün İslam coğrafyasında geçerli bir din olgusuna dönüştü. Mutlak varlığın zihnimizdeki tasavvurunu yok ettik. Friedrich Nietzsche haklı olarak kendi elimizle "tanrıyı öldürdük" diyordu. “Yeni tanrılar” ile ortaya çıkan dünyevi bir politeist olguya kendi elimizle destek verdik. Dünyevi bir tanrı anlayışı… Cennetin ve cehennemin bu dünya olduğu ancak ironi kısmı referansının ilahi olduğu saçmalığına bizler de inanmaya başladık.  

Kişilere uhrevi özellikler yükledik. Rektörleri dahi lidere biatin farzı ayın olduğunu yüksek sesle dilendirdikleri karanlık çağa merhaba dedik. Yolsuzluklara, hukuksuzluklara, kul hakkına bile dini referanslarla cevaz verdik.

Diğer yandan sürekli eleştirdiğimiz ama bir türlü okuma, anlama ihtiyacı duymak istemediğimiz, kategorize ederek küfür dünyası olarak telaki ettiğimiz Batı medeniyeti neden evrensel hale geldi sorusuyla muhatap olmak istemedik. Bilim, kültür, sanat, felsefe, ekonomi, teknoloji ve sermaye nedense hep bu medeniyette.  

Evet, ya biati kabul edip tekbir getirerek Cami bombalayan, kafa kesen, sahte tanrılara, hokkabaz tipolojilere mahkûm olacağız ya da özgürlüğü esas alarak yeniden insanlaşacağız.

Ya yeniden İslam coğrafyasında aydınlanma sürecinin fitilini ateşleyeceğiz. Bunun sonunda bilim, teknoloji, refah, huzur, birlik- beraberlik ve insanca yaşam standartlarına ulaşacağız. Ya da asırlardır devam eden karanlık çağın tortusu olmaya devam edeceğiz. Ya dinimizin hedef gösterdiği özgürlüğümüzü kullanarak “Eşrefi mahlukat” olacağız ya da dünyevi tanrıların kölesi olacağız. Bu da bir tercihtir.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.