1. YAZARLAR

  2. Murat YAZAN

  3. Onbeş yaşındaki gence mektup
Murat YAZAN

Murat YAZAN

platform
Yazarın Tüm Yazıları >

Onbeş yaşındaki gence mektup

A+A-

Senden küçükler de var ama en büyükleri sen olduğun için sana yazmayı uygun gördüm. Kardeşlerine okursun, onlar da öğrenmiş olurlar.

Çocukluktan çıkalı uzun zaman oldu. Artık gençsin. Sana bilmediğin, özellikle öğrenmeni istemedikleri bazı şeylerden bahsedeceğim.

Sen doğduğun andan itibaren iyi yönetilmeyen, değerlerini yitiren bir ülkede yaşıyorsun. Böyle bir ortama doğduğun için de hayatın hep böyle olduğunu, devletin böyle yönetildiğini, “olması gerekenin” bu olduğunu sanıyorsun. Senin için bu “normal”! Çünkü farklı bir yaşamdan uzak tutuldun.

Sevgili genç…

Ders kitaplarından çıkarılmaya çalışılan mavi gözlü bir ADAM var. Arada sırada kitaplarda görmüşsündür. Adı Mustafa Kemal Atatürk! Biraz daha pervasız davransalar hiç tanımayacaktın ama annen, baban, deden tanıdığı için kitaplardan tamamen çıkarmaya cesaret edemediler! Bu anlamda aile çok şey borçlusun... Bu ülkeyi o ADAM kurdu ve Nutuk okuman gereken en önemli kitaplardandır. Orada ilkelerini göreceksin. Okuyunca ve mavi gözlü o ADAM’ı öğrendiğinde anlayacaksın ki;

Devlet dini istismar ederek yönetilmez. Hedefimiz Arap veya Afrika ülkeleri gibi olmak değil, medeni ülkeler seviyesine ulaşmaktır!

Öyküneceğin rol modeller tarikat şeyhleri değil, bilim insanlarıdır.

Kuran okuduğunda öğreneceksin ki ;

Kuranda “tarikat şeyhine hizmet edin” sözü geçmez ama “aklını kullan” cümlesi defalarca geçer.

Ama Kuran’ın “sadece Arapça” okunması gerektiğini zırvalayan güruh kendi kuran kursu keselerini doldurmak için sana “doğrunun bu” olduğunu dayatacaklar veya dayatmışlardır... Gülüp geç ve kendi dilinde, Türkçe mealleri oku!

Ailen yoksulsa sana İmam Hatip okullarını dayatmışlardır... Devlet dayatmak için değil seçenek sunmak için vardır (ki eminim bunu ilk kez duyuyorsun). Yaşadığın çevrede fen lisesi hiç yokken onlarca imam hatip lisesi vardır. Dini doğru dürüst anlatsalar bu cümleleri yazmam gerekmezdi ancak bu konuda da ciddi şüphelerim var!

Büyük ihtimalle ispiyonculuğun normal, hatta gerekli olduğunu sanıyorsun... “Biri devlet büyüklerine laf ederse hemen bildir” demişlerdir... Sen doğmadan önce düşünce ve ifade özgürlüğü diye bir şey vardı... Büyüklerine sorarsan anlatırlar. Eskiden insanlar (mükemmel olmasa da) düşüncelerini dile getirirlerdi. Ancak doğduğun günden beri bunu ciddi bir suç haline getirdiler. Bugün “suç” sandığın şey önceleri “hak”tı… Ama bilmen mümkün değil tabi…
Bugün OHAL içinde yaşıyorsun ve bunu da doğal sanıyorsun.  40’lı yaşlardaki büyüklerine sor, darbe zamanları dışında tüm ülkede OHAL diye bir şey yaşanmazdı. “Tek adam” diye bir şey olmazdı. Parlamento güçlüydü. Yakında kutlayacağın 23 Nisan’ın temel anlamı “Ulusal Egemenlik”ti! Tek kişi egemenliği değil!

Sevgili genç…

Üniversite sınavına gireceksin. Yakın zamanda öğrendin ki sınav soruları çalınıp belli bir cemaatin çocuklarına verilmiş. Ve o süreçte de aynı iktidar baştaymış! Sen doğmadan önce böyle bir sorun asla olmadı, çalışan herkes hak ettiği okulları kazandı.

Sana “eğitim sistemi eskiden her yıl değişmezdi” desem şaşırıp kalacaksın. Ancak durum böyleydi…

Eskiden hukuk şöyle işlerdi; Bir insan suçlanıyorsa, suçlayan suçu kanıtlamakla mükellefti. Suçlanan masum olduğunu kanıtlamak zorunda değildi.

Kız veya erkek arkadaşınla aynı bankta oturabiliyor, denizi seyredebiliyordun. Devletin başındakiler nasıl ve kimle oturacağına dair laf etmiyordu…

Küçük yaştaki kız çocuklarıyla evlenilebileceğini söyleyenler eskiden meczup muamelesi görür ve yok sayılırlardı. Sen bugün onları “kanaat önderi” olarak tanıyorsun…

Üniversiteden bahsetmiştim ya… Okul bitince işe girmen gerekecek. Eskiden iş bulmak için bir partiden kağıt getirmene veya bir partiye üye olmana gerek yoktu. İlginç değil mi?

Küçükken sokakta top oynadığın arkadaşın yere düştüğünde ve dizi kanadığında yara bandını sen yapıştırırdın... Büyüyüp farklı düşüncelere sahip olduğunuzda onu düşman görüp birbirinizi “diğer %50” olarak görmeniz gerekmezdi. Olsa olsa birbirinizi kızdırır, takılırdınız...

Ülkeyi yönetenler çok hoş görülüydü. Karikatürleri yapılır, fıkralar uydurulur, mizahla eleştirilirlerdi... Tek dava açan olmazdı…

Mevki sahibi olmak için aynı bıyığa, aynı mavi takım elbiseye, aynı türban stiline ve renklerine sahip olmak gerekmezdi. İşini hakkıyla yerine getireceksen göreve gelirdin…

Annen, kız kardeşin, hatta kız arkadaşın “ikinci sınıf vatandaş” sayılmazdı. İnsanlar içinde kahkaha atmaları yadırganmaz, büyüklerinin hamile olarak sokakta gezmesi ayıp sayılmazdı...!

Hayat sen doğmadan önce bütün kusurlarına rağmen çok daha özgürdü... Yaşamadın ve bilmiyorsun. Ancak umuyorum ki yaşayacak ve göreceksin…

Mektubuma son verirken küçüklerimin gözlerinden öperim…

Acele cevap, kestane kebap…

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.