1. YAZARLAR

  2. Murat YAZAN

  3. Benim üniversitelerim
Murat YAZAN

Murat YAZAN

platform
Yazarın Tüm Yazıları >

Benim üniversitelerim

A+A-

            Gorki’nin önemli bir kitabıdır. Yazarın sosyal çevresindeki insanların onun için üniversiteler kadar öğretici ve bilinçlendirici olduğunu anlatır. Günümüzde bu düşüncenin karşılığı var mıdır? Şüphesiz!

            Yerleştirmelerin başlamasıyla birlikte tv’ler özel üniversite reklamlarından geçilmez oldu. Herkes en iyisi olduğunu; en geniş bahçenin, fayansları en güzel süs havuzlarının kendilerinde bulunduğunu çektikleri pahalı tanıtım filmleriyle göstermeye çalışırken başarı ve inovatif eğitimden falan bahsediyorlar. Güleyim mi ağlayayım mı, karar veremeden içinden üniversite geçmeyen bir kanal arıyorum.

            Dünyanın ilk 500 üniversitesi içinde tek üniversitemiz yok.

            Bilim üretme konusunda dibi sıyırıyoruz ve bilimsel yayın sayımız yerlerde. Bu yayınlardan intihal olanları düşünce manzara daha felaket. Çünkü üniversitenin “ne” olduğunu henüz algılamış değiliz. Meslek kazandıran bir öğretim aparatı olarak görüyoruz.

            Gelişmiş ülkelerde üniversiteler öğretimin nirvanasıdır. Üniversiteye hazırlık liseyle başlamaz. Ortaöğretimle de, ilköğretimle de. Okul öncesi eğitimle başlar. Araştırmaya, soru sormaya, itiraz etmeye, savunmaya alışmamış bir zihnin üniversitede işi yoktur. Böyle bir zihin de üniversiteye hazırlık kursunda değil, okul öncesinden itibaren adım adım, yavaş yavaş gelişir. Çok test çözmek, hızlandırılmış mega kurslar, üniversite kazandıracağı kesin gözüyle bakılan hocalara tonla para ödemek (ki çoğunu göbeğe muska yazan “nefesi kuvvetli” denen tiplere benzetirim) kimseyi üniversiteye falan hazırlamaz. Belki sınavı kazanmalarına yardımcı olur ama onları “üniversiteli” yapmaz. Diploma da alabilirler, işe de başlayabilirler. Ancak hep bir eksiklik vardır. Fark edersiniz ama adını koyamazsınız. Yeni şeyler üretme konusundaki eksikliktir işte o. Bu noktada bilimsel geviş getirme başlar.

            Tüm toplumsal ve ailevi baskılara rağmen sorgulama becerisi gelişmiş, araştırmaya ve öğrenmeye niyetli gençler elbette var. “Üniversiteli” olarak okullarından mezun olurlar ve akademisyen olmaya niyetlenenleri çıkar. Onları öğütüp kola şişesi gibi herkesle bir örnek yapmaya niyetli başka çarklarla karşılaşırlar. Yüksek lisans için çalışılmamış bir tez konusu seçtiklerinde “bazı üniversitelerde” önce tez danışmanlarıyla çatışma başlar. Yıllardır benzer konularda tezlere danışmanlık yapmaya alışan danışmanlar yeni konuya yabancıdır ve çalışmaları gereklidir. Bunun için de rahatlarını bozup “zahmet etmeleri” gerekir. Öğrenci ya bilinen konuda tez hazırlamaya “ikna” edilir ya da “lanet olsun” diyerek vazgeçer.

            Sistem bizim birbirimizden farklı olmamızı, sivrilmemizi istemez. Makbul vatandaş araştırmayan, itiraz etmeyen, itaat eden vatandaştır. Bu durum gelmiş geçmiş tüm iktidar dönemlerinde yaşanmıştır. İktidarlar temel görev olarak insan inşa etmeyi görürler. Üniversiteler de bu inşa sürecinin çatısıdır. Bina bitmiştir, çatı kondurulur.

            Durumumuz gerçekten bu kadar vahim mi?

            Az bile yazdım, daha da vahim. Muhtelif tarikatların merdiven altı anaokullarında gelinlik giydirilmiş bebeleri gördükten sonra hangi “araştıran itiraz eden” kuşaktan söz edeceğiz? Hangi apartman üniversitesi ya da hangi süs havuzunun fayansı bilim insanı yetişmesine katkıda bulunacak?

            Sormayan, araştırmayan, itiraz etmeyen bir nesil var oldukça kimse üniversitelerden söz etmesin.    

       

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.