1. YAZARLAR

  2. Hülya SEZGİN

  3. Aya göz kırpıp el salladım
Hülya SEZGİN

Hülya SEZGİN

Ressam
Yazarın Tüm Yazıları >

Aya göz kırpıp el salladım

A+A-

Vonyardvashegy Macaristan'da bizim Bodrum'umuz konumunda Balaton Gölü kıyısında şirin turistik bir kasaba. Çok yönlü sanatçı arkadaşım Julianna Illes Major orada belediye kültür müdürü. Düzenlediği ressamlar kolonisi - resim çalıştayına beni de davet etti. Ben de sevinerek gittim... İşte orada gördüklerimi, yaşadıklarımı anlatmaya devam ediyorum...
 
Balaton gölü yakınında Zenit otelde konaklayacağız ve resim çalışacağız. Otel temiz, güzel... Yemekler lezzetli. Ben pek zorlanmadım yemek seçmediğim için. Yalnız et konusunda titizleniyoruz. Bilinen nedenden ötürü…
Zaten Et, tavuk, balık, hindi gibi birkaç çeşit ana yemekli açık büfe olduğundan herkes damak tadına göre seçimini yapıyor. Yeşil biberlerine bayıldım. İki üç milimetre kalınlığında etli, bizim salçalık biberimiz gibi. Kavurup yumurta da kırıyorlar üzerine, domates soslu sulu yemek olarak da yapıyorlar. Juli de güzel yemek ve pasta yapıyor...

Juli vejeteryan. Muzip mi muzip... Şair arkadaşımız Serdar Ünver bir et yemeği yiyeceği zaman Juli ona “Bu danayı şimdi annesi naasıl arıyordur. Ağlıyordur...” deyince Serdar beyin iştihası kapanıyormuş. Yiyemiyormuş eti...

Sırp arkadaş Sándor Kovac iyi bir ressam (Şani diyoruz ona), az Türkçe biliyor. Onunla arada Türkçe sohbet ettik. Sırp Janko Laco (Yanko) harika bir suluboyacı. O çalışırken izliyorum. Rüya gibi harika resimler yapıyor. Gene  Sırp Zoran Vajdic ise sessiz bir arkadaş. Arada bir gülümsüyor ve güzel resmine devam ediyordu. Macar Takacs-Szencz Livia ve eşi Takacs Ferdinand romantik resimlerini sessiz, sakin  yapıyorlar. Çünkü onlar yeni evli... Akşamları Julianna, Janco ve Şandor gitar çalıp şarkılar söylüyorlar. İki de Türkçe şarkı biliyorlar. Biri “Üsküdar'a gider iken aldı da bir yağmur...”  diğeri ise “Hatırla sevgilim...”  Onlar çalıp Sırpça söylemeye başlayınca nakarat arasında ben de Türkçe söylemeye başladım. Bir Sırpça bir Türkçe söyledik. Ancak benim  içimden Anadolu'mun yanık türkülerinden “çığırmak” geçiyordu hep. Söyledim de...
 
Epey türkü söyledik... Elbet anlamadılar sözlerini, ama gene de çok beğendiklerini söylediler. Demek duygusunu geçirebilmişim...

Asiye havuzdan pek hoşlanmıyor. Ama ben seviyorum. Bir ara havuzdan dönerken odamıza doğru yolumu kaybettim. Maceralı bir arayış oldu benim için.  Kendimi labirentteki deney faresi gibi hissettim... Aman Tanrım... İşkence gibi!..
 
Arada bir bizi izlemeye konuklar da geliyorlar. Genelde Juli'nin arkadaşları oluyorlar. “Muhteşem yüzyıl” burada da oynuyormuş. Henüz başlarında imişler. Adı da “Süleyman”mış. Çok beğeniyor ve ilgi ile izlediklerini söylüyorlar. Süleyman'ın görkemine bayılıyorlar. Süleyman'ın iç organları Macaristan'da gömülü ya… Onu biliyorlar...

Azerbaycanlı Elnur Mahmudov yaşı genç ama kendisi iyi ressam. Harika resimler yapıyor. Tablolarında ışık ve gölgeyi o kadar ustaca kullanıyor ki sanırsınız Rönesans dönemi eseri. Çok özendim. Onun tekniğini farklı konular üzerinde ben de deneyeceğim. Bu çalıştayların kişisel gelişimimde yararı oluyor. Farklı sanatçılar, farklı teknikler, farklı renkler... Görüyorum, öğreniyorum... Bizim Anadolu kültürümüzü yansıtan üç tablo yaptım. Kural gereği otele hediye ediyoruz resimlerimizi...

Elnur pırıl pırıl bir genç. Çok güldürüyor beni. Kardeşim benim. Böyle bir yere gittiğinde bir süre uyum sağlayamıyormuş. Daha doğrusu sabah uyandığında hâlâ kendini evinde sanıyormuş. Gene böyle bir çalıştayda sabah erken telefonu çalmış. Uykulu gözlerle açmış. Arkadaşı sormuş “Neredesin? Ne yapıyorsun?” Elnur  yanıtlamış. “Evdeyim, yataktayım.” “Peki sana geliyorum.” Elnur telefonu kapatmış, uykuya devam. Yarım saat sonra yeniden telefonu çalmış. “Geldik, kapıyı çaldık çaldık... neden açmadın?” Elnur’da şafak aymış “Hay Allah ben falanca yerdeyim!”

Elnur bir tatlı canavarı. Bayılıyor tatlı yemeye. İstanbul’da irmik helvası yemiş, çok beğenmiş. Azerbaycan'a dönünce annesine anlatmış. Malzemesini almış. Tarifine göre annesi yapmış ama “Tam olabilemedi abla. Takır takırdı..” dedi. Bir kaç kez daha denemişler gene olmayınca annesi “Bir daha istersen yapmam!” demiş. Sonra anladık ki Elnur annesine irmik yerine bulgur almış götürmüş!.. Türkiye'ye geldiğinde ona yapacağım...
 
Gitme günümüz geldi. Otelden ayrıldık. O gün Juli'lerde kaldık. Akşam üstü balkonda Juli ve Serdar bey ile birlikte otururken tepemizde gülümseyen aya bakarak “Yarın bu saatlerde İzmir'den aya bakıp el sallayacağım ve “Canım arkadaşlarıma ilet” diyeceğim.” dedim. Onlar da “Biz de…”  dediler. Sözleştik...

Sabah erkenden Budapeşte havaalanına kendisi götürecek Juli bizi. Tam üç saatlik yol... üç saat de dönüş... eder altı saat. Oradan da işe gidecek. Üzülüyorum ona. Sabah erkenden kalktık. Hemen giyinip aşağıya indik. Juli çoktan kalkmış. Ellerimize birer paket tutuşturdu. Canım yaaa bize yolluk sandviç hazırlamış. Serdar beyle Juli'nin eşi de ayaktalar. Yüreğimiz buruk sarılıyoruz dostça, kardeşce. “Biz de bekliyoruz mutlaka” diyoruz...

Otobandan giderken yolda köprüler görüyorum. Yanları çalı çırpı kaplı, yeşil otlak... Juli “Meranın ortasından otoban geçirdiler ve ikiye böldüler. Bu köprüler hayvanlar için.” diyor.

Yüreğimiz gerilerde Asiye ile uçaktayız. Pek de konuşasımız yok. Pencereden bakıyorum. Atılmış pamuk gibi kabarık bulutlar. Çocukken rahmetli annem yatak ve yastıkları arada bir avluya döker elimize tutuşturduğu sopa ile dövmemizi isterdi. Kardeşimle ikimiz karşılıklı dövdükçe pamuk kabarırdı. Sonunda puf puf olurdu pamuk ama ellerimiz de su toplar, kabarırdı. Ancak bu işin mükafatı annemiz görmeden kardeşimle ikimiz atlayıverirdik pamuğun üzerine... Şimdi gene öyle bulutların üstüne atlayıveresim geldi...
 
Nihayet evimdeyim. İzmir'imi de, evimi de, ailemi de özlemişim. Akşam evimin balkonunda özlediğim mis kokulu demli çayımı içerken tepede ısrarla bana bakan aya göz kırpıp el salladım...

Bitti...

hulyasezgin@hotmail.com

20140304_105418.jpg

20140302_100646.jpg


20140304_165941.jpg


20140309_150248-002.jpg20140308_161348.jpg

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
3 Yorum