1. YAZARLAR

  2. Hülya SEZGİN

  3. Ah gurbet, ah gurbet
Hülya SEZGİN

Hülya SEZGİN

Ressam
Yazarın Tüm Yazıları >

Ah gurbet, ah gurbet

A+A-
Güzel Nahçıvan'ı gezdim...
Devam... 2. bölüm...
 
Nahçıvan Ressamlar Birliği'nin düzenlediği “Nahçıvan - beşeriyetin beşiği II” adlı resim festivaline davetli olarak katılmıştım ya... İşte güller içinde güzel Nahçıvan'ı anlatmayı sürdürüyorum...
 
Böyle sanat etkinliklerinde değişik ülkelerden farklı kültürlerden arkadaşlarla tanışıyorum. Kimisi ile ise bu dostluğumuz bitmiyor. Karşılıklı gidip gelmelerle sürüyor. Azerbaycanlı Nevai Metin ile olduğu gibi. Nevai artık bir kardeşim.  Burada tanıştığım Eldar Zeynalov da öyle olacak artık. Eldar Nahçıvanlı ama İtalya'da yaşıyor. Profesör. Okumaya, ilime doyamamış biri. Öyle ki hem mimar, hem tıp doktoru, hem de çok iyi bir ressam. Üç üniversite bitirmiş. Tam yirmi beş dil biliyor. Aynı zamanda da dans eğitmeni ve sporcu. Ama işte bülbülü altın kafese koymuşlar gene de “Ah vatanım!” demiş!.. Eldar'da öyle. 
 
Herkesce kutsal kabul edilen ve bizdeki pek çok yerde olan yedi uyurlara benzeyen Eshab-ı Kehf dağı ziyaretimiz sırasında duasını bitirdikten sonra  “Ah gurbet, ah gurbet!..” diyerek gözyaşlarına hakim olamadı. İçim sızladı... 
 
Televizyonda yönetmen olan genç ressam Vuqar Mehdiyev de dostluk-kardeşlik kumbarama eklediklerimden. Bir bankta oturmuş dinleniyorduk. Tepede olan arkadaşlarımız vardı. Vuqar “Öbür arkadaşlar da düşsün sonra gidelim.” dedi. Ben hemen “Neden düşsünler diyorsun? Allah korusun.” diye çıkıştım. Sonra anladım ki onlar “inmeye” “düşmek” diyorlar. Hatta fıkrası bile var. Uçakta Azeri hostesin “Sayın yolcularımız az sonra uçağımız düşecek” dediğinde Bizim Türk yolcular korku ile çığlık çığlığa bağrışmışlar. Sonra gerçek anlaşılmış... 
 
Saeed Ayyami İranlı. Hemen Nahçıvan'ın Aras nehri karşısındaki kentten geliyormuş. Türkçe biliyor. Henüz otuz yaşında ve iyi bir ressam. Son akşam yemeğimizde yaptığı konuşma arasında “Burada bir de iyi bir abla sahibi oldum” diyerek beni söylemesi üzerine duygulandım...  
 
Sıra gelmişti “Duz Dağı”nı gezmeye. Nahçıvan’a 14 kilometre uzaklıkta tuz dağı mağarasında astım, bronşit ve nefes darlığı çeken hastalara şifa dağıtan ilginç bir hastane var.  Mağarada ısı yaz-kış 18-20 derece imiş. Hastalar geceyi burada geçirip sabaha kadar havadaki iyotu teneffüs ediyorlar. Bu tedavinin olumlu sonuçlar verdiği herkes tarafından kabul ediliyor. Bizde de Çankırı'da tuz mağarasında var bu sağlık merkezinin benzerinden. Onların bazı kelimeleri benim çok hoşuma gidiyor ya... işte onlardan biri daha dikkatimi çekiyor. Hemşire odasının kapısında şöyle yazıyordu “Tıp bacısı” 
 
Nahçıvan Kalesi'nin yanında Nuh Peygamber'in türbesi bulunuyor. Türbenin tam karşısında üzerinde yarığı ile Haça Dağı “İlanlı dağ” (yılanlı), diğer adıyla Gemikaya görünüyor. Nahçıvanlılar Nuh Tufanı'nın bu bölgede gerçekleştiğini düşünüyor. Nahçıvan'daki yer adlarının Nuh Peygamber tarafından konulduğundan, hatta Nahçıvan kelimesinin "Nuh çıkan" manasına geldiğinden bahsediliyor... 
 
Ressamlar Birliği Başkanı ressam Ulviyya Hamzayeva gencecik, hoş bir hanım... Hem milletvekili, hem iyi bir anne... hem güzel gönüllü... hem de çalışkan... Bu festivalde emeği çok. Sergide açılış konuşmasını ve sunumu yaparken şeker mi şeker üç yaşında kızı İlknur koştu annesinin bacaklarına sarılıverdi. Sonuçta anne... İçim yumuşacık oldu... O da artık bir kardeşim. Facebook üzerinden hep yazışıyoruz.  
 
Hatta geçen gün “Dutlar ve sardunyalar” başlıklı yazımı okumuş “Hülya abla dutları çok seviyormuşsunuz. Burada oldu, gelin birlikte yiyelim.” dedi. Sevindim. İnşallah bir daha gideceğim ve onları da ben davet ettim. Gelecekler... 
 
Üçüncü gün açık hava müzesinde hepimiz yer seçtik. Ve resimlerimizi yapmaya koyulduk. Çok güzel resimler çıktı ortaya. Haaa bir de onlar resim yapmak demiyorlar... resim çekmek diyorlar. Bu da benim hoşuma giden söylemlerinden oldu.  
 
Bir başka sevdiğim ve hayran olduğum hemcinsim vardı ki onunla aynı adı da taşıyorduk. Hülya Akıncı. Hülya hanım Nahçıvan’da  Türkiye başkonsolosu Mehmet Ali Akıncı'nın eşi. Bahar dalı gibi genç bir hanım. Sanatla ilintili... boş durmuyor, seramik çalışıyor. Bizimle birlikte buranın tarihine göndermesi olan çok güzel de bir resim yaptı. Dünya tatlısı ikiz oğulları var. Sanırım iki yaş civarındalar. Buralılar karı-koca onları çok seviyorlar. Onlar da halkla kaynaşmış durumdalar. Çok çalışıyorlar. Görevlerini layıkı ile yapıyorlar. İkisi de mütevazı... ikisi de sıcakkanlı... Son akşam çaya davet ettiler. Hoş sohbetler yaptık. Ulviyya hanım “Hülya hanım ile birlikte “Kadınlardan masallar "adlı seramik-resim sergisi yaptık. Türk ve Nahçıvanlı  ressam kadınlar vardı.” diye uyumlu bir işbirliği içinde olduklarını anlattı... 
 
Son gün buranın en ünlü ressamı olan ve otuz yaşında vefat eden Behruz Kengirli'nin mezarını ve müzesini ziyaret ettik. Resimlerimizin sergi açılışı ile birlikte plaketlerimiz ve hediyelerimiz verildi. Sonra Nahçıvan Devlet Üniversitesi öğrencilerinin resim sergisini gezdik. Çok güzel resimler vardı. Dedim ya sanatta ileriler...  
 
Nevai ile yakın arkadaşı ressam Mahir hoca  beni otogara getirdiler sağ olsunlar. Otobüsüme bindirdiler. Otobüs hareket ettiğinde yüreğimde güzel anılar, dostluk kumbaramda yeni canlar, gözlerim nemli karşılıklı el salladık... 
 
Yol kenarları ağaçlık, ancak arka tarafına baktığımızda çıplak uzanan bir ova... Bu çıplaklığı merak edip sordum. Meğer savaş zamanı Ruslar doğalgazı kesince çetin kış günlerinde ısınmak için ağaçları kesip yakmışlar. Ancak şimdi gördüğümde ise  binlerce kişi, devlet çalışanı ve gönüllü  halk merkezden kilometrelerce uzakta bile ağaç dikme çalışmaları yapıyorlardı. Ve hayret ettiğim bir şey ise o ağaçlara damlama sulama tesisatı döşüyorlardı. Bizde bazı belediyelerde görüyorum fidanı dikince işimiz bitti diyorlar, bütün yaz bir tas su dökmüyorlar ve ağaçlar kuruyor...  
 
Nahçıvan'ı ben Kurtuluş Savaşın'dan çıkan genç Türkiye Cumhuriyeti'ne benzettim. O zamanlar bizde olduğu gibi halk birlik... ayrışmamış... ilerlemek için elele... Canla, başla çalışıyorlar... 
 
Harika bir organizasyondu. Güller içindeki güzel Nahçıvan'ı gezdim. Güzel arkadaşlar, kardeşler edindim. Kısacası harika bir beş gün yaşadım. Güzel anılarla ayrıldım. Başta ilgi ve yardımları çok olan Nahçıvan Özerk Cumhuriyeti'nin  Parlamento başkanı  Vasif Talibov olmak üzere, Ulviyya Hamzayeva hanıma,  emeği geçen herkese teşekkürlerimi, sevgi ve selamlarımı yolluyorum. Türkiye başkonsolosumuz Ali Rıza Akıncı ve zarif eşi Hülya hanıma gösterdikleri ilgi ve yakınlık için ayrıca çok teşekkür ediyorum...  
 
Hülya Sezgin / hulyasezgin@hotmail.com
10369181_1425601637720058_4868518651312080863_n.jpg
 
10396436_598465893593588_433074980_n-001.jpg

10345539_1421573548122867_6840509980556718788_n.jpg

10441249_1421573411456214_6467421037425755925_n.jpg

10410445_1421573491456206_1869335125560800356_n.jpg

10436691_1425602084386680_8658139036646852562_n.jpg

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
2 Yorum