Zahmetsiz rahmet ve mucize çözüm yok

Ruhittin SÖNMEZ

İktidarın yeni denediği "düşük faiz ve yüksek kur" esaslı ekonomi modelinin etkileri çok sancılı. Hergün sağanak yağmur gibi gelen zamlar vatandaşı şimdiden bunaltmış durumda.

İnsanlarımızın çoğu temel ihtiyaçlarını karşılama derdinde. Geleceklerine dair umutsuz, eskiden rahatça yapabildiği seyahat ve harcamaları artık hiç yapamayacağı düşüncesiyle karamsar. Gençlerimizin geleceğe dair olumlu hayalleri kalmadı.

Buhran denilebilecek bu karamsar tablo içinde bir umut yaratmak gerekiyordu. İktidar “olguyu değiştiremiyorsan algıyı değiştir” tavsiyesine uydu. "Çin Modeli ile kalkınacağız" mesajı vermeye başladı.

*  *  *

ÇİN MODELİ

Çin, pazar ekonomisine geçtiği 1978’den sonra müthiş bir ivme yakaladı. Günümüzde dünyanın en büyük ikinci ekonomisi, en büyük sanayi ülkesi, en büyük mal ticareti ülkesi ve en çok döviz rezervine sahip ülkesi haline geldi.

“Çin modeli” neydi ki böyle bir başarı sağladı?

Çin’deki değişim, dönüşüm ve gelişme birden, kolayca ve kendiliğinden olmadı. Mao'nun 1976'da ölümünden sonra Deng Şiaoping'in başlattığı reformlarla ekonomide değişim başladı. "1979'da ABD ile Çin arasında diplomatik ilişkilerin yeniden kurulmasıyla ülke yabancı yatırımlara açıldı. Ucuz işgücü ve düşük kira maliyetinin sağladığı avantajlar nedeniyle yatırımcılar Çin'e para akıtmaya başladı."

AKP iktidarının, 20'nci senesinde ve ekonomiyi duvara toslattıktan sonra, keşfettiği mucize çözüm işte bu cümleden ibaret. Biz de "ucuz işgücü ve düşük kira maliyetinin sağladığı avantajlar sağlarsak, Türkiye’ye de para akmaya başlar" diye düşünmeye başladılar.

1978'de Çin'in ihracatı sadece 10 milyar dolardı ve dünya ticareti içinde payı yüzde 1 kadardı. Bu miktar 1985'te 25 milyar dolara, bundan 20 yıl kadar sonra ise 4,3 trilyon dolara ulaştı. Çin'in ihracatının yüzde 80'i imalat mallarından oluşuyor. 2019’da ekonomik büyüklüğü (GSYİH) 14,4 trilyon dolara ulaştı. Bu gelişme sonucu 1 milyar civarında Çinli, uluslararası ölçütlere göre, yoksulluktan kurtuldu.

Bütün bu başarının altında "ucuz işgücü ve ucuz kira" olduğunu sanan AKP iktidarı yanılıyor.

Şu anda TL’nin hızlı değer kaybı sonrası, dolar bazında, en ucuz işgücü ve en düşük kira ve en düşük arsa maliyetine sahip ülkelerden biri olduk. İktidara göre dış yatırımcılar bunu görüp yatırım için koşacaklar. Türkiye öyle çok ve nitelikli ihracat yapacak ki, cari fazla verecek…

Olmayacak. Çünkü böyle mucize çözümler yok, zahmetsiz rahmet mümkün değil.

*  *  *

ÇİN MODELİNDE TEMEL İLKELER

Soner Yalçın Sözcü’deki köşe yazısında, son 70 yılda "Avrupa’ya gönderilen Çinli öğrencilerin hem Marksist öğreti ile tanışıp hem de Fransa'da kapitalist bir ülkede planlı ekonomi pratiğini yaşamasının" Çin’deki etkisini anlattı. Paris’e gidip dönen öğrencilerden biri Başbakan olmuş. 1963’te O’nun geliştirdiği "Dört Modernizasyon" adlı manifesto bu hızlı kalkınma döneminin temel ilkeleri olmuş. Bakın bu ilkeler nelermiş?

- Tarım, sanayi, ulusal savunma ile bilim ve teknolojiyi içeren dört alanı güçlendirmek hedeftir.

- Çin'in ekonomik gelişimi için bilim teknoloji öncelikli amaçtır.

- Siyasi tasfiyelerle felce uğratılan nitelikli kadrolar işe döndürülmeli, liyakat temel öncelik olmalıdır.

- Bireysel beceri ve girişimler teşvik edilmelidir. İşgücü profesyonel olmalıdır.

- Çinli öğrenciler Batı'ya eğitime gönderilmelidir vs.

Bu ilkeleri ister sosyalist bir piyasa ekonomisinde ister tam liberal bir ekonomide veya başka bir modelde uygulayabilirsiniz.

Çin gibi otoriter bir rejim bile olsanız, eğer gelen yatırımcılar, geldikleri ülkede uluslararası hukuk kapsamında kendini güvence altında hisseder ve devletin özellikle de ekonomi yönetiminin öngörülebilir olduğunu görür ve test ederse yatırım yapar.

Çin bugün bilim ve teknoloji devidir. Her bilim dalında ve teknik alanda yetiştirdiği bilim insanlarıyla, akademik yayınlarıyla, ürettiği yüksek teknolojili ürünlerle dünya liderliğine oynamakta. Çin’e yatırım yapan uluslararası firmalar nitelikli işgücü bulmakta sıkıntı çekmiyorlar.

Ayrıca büyük nüfusu sebebiyle ölçek ekonomisinin avantajlarını kullanıyor. Yani her yatırımı dünyaya ihracat yapmaya elverişli büyük kapasitelerle yapıldığı için birim maliyetleri düşük oluyor.

Bütün bunların üstüne Çin, parasını asla aşırı değerli hale getirmeden ihracatı teşvik ediyor.

*  *  *

TÜRKİYE MODELİ

Çin gibi bütünlüklü bir plan çerçevesinde birkaç on yıl sürecek istikrarlı bir program uygulayabilecek bir iktidarımız var mı?

Sadece gelecek seçime odaklanmış, devlete doldurduğu liyakatsiz kadrolarla, yandaş zengin etme esasına göre yürüyen bir sistem Çin modeline benziyor olamaz.

Akıl ve bilimden uzaklaşmış, eğitim kalitesi yerlerde sürünen, en büyük yatırımları İmam Hatip ve Diyanet’e yapan, yüksek teknolojili ürün ihracat oranı her yıl düşen bir ülke Çin modeline benzetilemez.

Ekonominin başına atanan bakan ekonomi tahsili yapmamışsa, kamu bankasının yönetim kuruluna bir güreşçi atanıyorsa, hukuk fakültelerini veteriner dekanlar yönetiyorsa ne modeli seçerseniz seçin kalkınamazsınız.

Merkez Bankası, TÜİK, YSK gibi bağımsız olması gereken kurumlara hep "söz dinleyen" başkanlar atıyorsanız... İki sene içinde 3 Ekonomi bakanı, 4 Merkez Bankası Başkanı değiştiriyorsanız… Kurumların içindeki çok nitelikli uzmanları bezdirip kovuyorsanız... DPT ve Sayıştay gibi kurumları çalıştırmıyorsanız size kimse güvenmez ve yatırım yapmaz.

Ancak Katar ve BAE gibi sonradan görme petrol zenginlerine, ülkenin mevcut varlıklarını yok pahasına satarak döviz bulmaya çalışırsınız.