YSK demokrasimizin kozmik odasına girdi

Sedat KAÇAMAK

31 Mart yerel seçimleri açık seçik gösterdi ki iktidardakiler için kazanılmamış seçimleri kazanılmış gibi göstermek gayet doğal, muhalefet olarak uyanık olacaksın yoksa atı alıp Üsküdar'ı geçiyorlar. Sanki sandıkların güvenliğini sağlamak muhalefetin görevi. Eğer o gece İstanbul'daki tüm sandıkların ıslak imzalı tutanakları Ekrem İmamoğlu'nun elinde olmasaydı, daha o gece AKP'nin seçimi kazandığı zaten ilan edilmişti, yapılacak bütün itirazları YSK jet hızıyla ret edecek ve bir Nisan'da İstanbul sonuçları AKP lehine sonuçlanacaktı.

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığını Ekrem İmamoğlu'nun kazandığını kabul etmemek, aklen, ahlaken, hukuken ve vicdanen mümkün değil. Bu gerçek apaçık ortada iken iktidar hangi cesaretle böyle bir hukuksuzluğu göze alıyor. İnsanın aklına iki seçenek geliyor: Birincisi; "Biz ne yaparsak yapalım bu halkın sesi çıkmaz. Muhalefet bir iki gün konuşur halk homurdanır, birkaç gün sonra her şey normale döner." Çünkü daha önce defalarca böyle olmuştu.

Enis Berberoğlu haksız yere hapse atıldı, hak hukuk adalet yürüyüşü. Sonuç; Berberoğlu'nun hapsine devam. Eren Erdem davasında gizli tanık 'Yalan söyledim beni yalan söylemem için yönlendirdiler' dedi. Eren Erdem'in hemen serbest bırakılıp hapis yattığı günler için tazminat ödenmesi gerekirken hala hapiste! Akla ziyan ama gerçek.

Emin Çölaşan ve Necati Doğru'dan mahkeme kararıyla FETÖ'cü çıkarmaya uğraşıyorlar. Böyle yüzlerce örnekler var ama hiç birimizin sesi çıkamıyor. Ama iktidar ve yandaşlarına her şey serbest. En başta halka hakaret etmek.

İYİ Parti kurulurken genel başkanına ve bütün üyelerine bunlar FETÖ'cü, FETÖ'nün talimatıyla parti kurdular diyebildiler. Sayın Meral Akşener'in cumhurbaşkanı adayı olabilmesi için imza verenlere 'Bunlar araştırılsın bunlar gizli FETÖ'cü' diyerek 250 bin kişiye hakaret edebildiler. Kendileri ittifak kurup seçimlere beraber girdikleri halde muhalefetin ittifak kurmasına bunlar 'illet - zillet - terörist' diyebildiler. Kimse bir şey diyemedi. Ne yargı mensuplarından ne demokratik kitle örgütlerinden ne hukukçulardan tepki gelmedi. Çünkü korku imparatorluğu yaratıldı. Eğer iktidara biat etmiyorsan yargı Demokles'in kılıcı gibi başında sallanıyor. Etiket hazır: FETÖ'cüsün.

Bir gizli tanıkla hayatını karartıyorlar. Bu ortamda kimse konuşamaz diye düşünüp bu hukuksuz kararı aldılar.

İkinci seçenek ise böyle bir kabul edilemez kararla muhalefeti tahrik etmek, insanları sokağa dökmek, sonra polis ve askerle onları sindirmek. İstanbul seçimlerini çok ileri bir tarihe erteleyerek kayyumla yönetmek. YSK'nın kararının açıklanmasından iki saat önce yüzlerce çevik kuvvet ekibinin YSK'nın önünde konuşlandırılması böyle bir beklentiyi hissettiriyor.

İşte tam bu aşamada Ekrem İmamoğlu devreye girdi. Beylikdüzü'nden tam zamanında yaptığı tarihi konuşmayla ikinci seçeneği ortadan kaldırdı. Ülkeyi kaosa sürükleyecek ortamın meydana gelmesini önledi. Halkı sakinleştirerek ve umut aşılayarak harika bir liderlik örneği gösterdi.

Evet sokağa dökülerek, şiddete baş vurarak, yıkarak bir şeyleri düzeltmemiz mümkün değil. Sağduyulu bir şekilde ve demokrasi içerisinde kalarak sorunları çözmemiz gerek. Demokrasiyi inşa edelim derken demokrasiyi imha etmememiz lazım amenna. Peki bu yapılan hukuksuzlukları nasıl engelleyeceğiz? 

Demokrasimizin kozmik odasına giren bu YSK ile kırkbeş gün sonra nasıl sağlıklı bir seçim yapacağız?

İstanbul'u teslim etmeyen iktidar yarın cumhurbaşkanlığını kaybederse nasıl teslim edecek? 

Her şeyin farkında olduğumuzu, bundan sonra hukuksuzluğa hiçbir şekilde izin vermeyeceğimizi, demokrasilerde en büyük gücün halkın iradesi olduğunu nasıl anlatacağız?

Ekrem İmamoğlu onun da yolunu gösterdi: "Konuşacağız. Korkmadan fikirlerimizi söyleyeceğiz. Susarak ne kendimizi ne ülkemizi koruyamayız. Hukukun adaletin olmadığı ülkeler batmaya mahkumdur. Artık kimsenin korkup susmaya hakkı yok. Herkes konuşacak. Demokratik kitle örgütleri, sendikalar, barolar, meslek odaları, üniversiteler, sanatçılar, bilim insanları, emekli dernekleri herkes ama herkes konuşacak."

Bu ülke hepimizin, bu ülkeyi korumak hepimizin görevi. Bu konuda görüş bildiren iş insanlarına Sayın Cumhurbaşkanı; "Haddinizi bilin yoksa biz de ona göre davranırız" diyerek açıkça tehdit etti. Hep beraber; "Sayın Cumhurbaşkanım lütfen siz de haddinizi bilin" deme zamanıdır.