Yine mi Suriye? Evet yine Suriye...

Faruk YÜCER

Her milletin kendine has özellikleri vardır.

Coğrafi konum, milli kültür, milli ruh, ırki unsurlar, millet fertlerine damgasını vurur.

Kadim Türk’ün hasletleridir, mazluma el uzatmak, aman dileyene kucak açmak, açları doyurmak, açıkları giydirmek…

Türk tarihinde bunun sayısız örnekleri var.

Çok gerilere gitmeye gerek yok.

1989'da Bulgar zulmünden ülkemize göç etmek zorunda kalan 500 bin civarındaki soydaşlarımıza…

1991’de Irak’tan göç eden Kürt ve Türkmenler'e kucak açtık.

Dilleri, kültürleri bize yabancı değildi, çabucak intibak ettiler, ayrılmaz bir parçamız oldular.

Türk insanı bunları hiç yadırgamadı, bağrına bastı...

Ve 2011, ABD’nin İsrail orijinli Büyük Ortadoğu Projesi’nin Suriye ayağı yürürlüğe giriyor.

İç savaş, kıyımlar, komplolar…

Bir anda bizim cenahta da hareketlilik başlıyor.

"Dostum Esat"tan "Hain Eset"e dönüşen, politikamızla 940 km sınır komşumuz olan Suriye düşman…

ÖSO (Özgür Suriye Ordusu) denen muhalif güçlere destek veren bir Türkiye…

Cuma namazının Emevi Camii’nde kılınacağı "stratejik derinlik’’…

Sonuç; Resmi 3 milyon 700 bin, gayri resmi 5 milyon insan sınırlarımızdan paldır-küldür geçip, ülkenin dört bir yanına dağılıyor.

Önce bu göç olayına İslami bir çeşni verdik.

Hz. Peygamber Efendimiz zamanında Mekke’den Medine’ye hicret edenlere izafeten MUHACİR/ENSAR güzellemesi yaptık.

Ama tutmadı…

Dilleri var bizim dile benzemez, kültürel olarak uyum gibi bir gayretleri yok. Ülkelerinde aldıkları kültür gereği, çok eşlilik, doğurganlık, almış başını gidiyor. Bazı yörelerde yerli nüfusu geçmişler.

Mahallelerde gettolar oluşmuş.

Suriyeli mafyası,

Suriyeli tüccar,

Suriyeli kaçak işçi…

Günlük 300/350 çocuk doğuyor. Şimdiye kadar ülkemizde doğan bebek sayısı 500 bin civarında.

0-18 Yaş arası nüfus 1 milyon 700 bin.

10/15 Yıl sonra bu doğurganlıkla her 13 kişiden biri Suriyeli kardeşimiz olacak...ÜMMETİMİZ!...

80 Binini vatandaşlığa kabul etmişiz... 

Bu durumda Türkiye’nin demografik yapısı bozulmaz diyen bir ALLAH’ın kulu çıkar mı?

Bunu zaten kendileri de dillendiriyor. Son İstanbul mitinginde sloganlarla, pankartlarla amaçlarını haykırdılar.

Sayın Prof.Ümit Özdağ Hoca, Sayın Sinan Oğan ve İYİ Parti hedeflerinde idi.

Bu yetmedi;

Ahmed-i Şerif diye birisi (Suriye vatandaşlık bürosu) sosyal medyada bakınız ne diyor: "Bizi bu topraklara Allah gönderdi. Bugün 5 milyon, yarın 10 milyon Suriyeli. TC bu gerçeği er geç kabullenmek durumunda." Bunun gibi birçok açıklaması var. Resmiyle birlikte. Bir yalanlama gelmedi en azından ben duymadım, sizler duydunuz mu?

İşin bir de hukuki yönüne bakalım.

Suriyeli sığınmacılar ‘Mülteci statüsünde ‘değil, Koruma statüsü’ndeler.

Bunlar sığındıkları ülkede kalıcı olamazlar, vatandaşlığa geçemezler.

Tehlike geçince ülkelerine dönerler.

Bu ne yaman çelişkidir ki, her bayram binlerce kişi güle oynaya Kilis Öncüpınar sınır kapısından ülkelerine gidiyor, tatil bitince de dönüyorlar.

Allah rızası için bu işin hukuki yönü niçin gündeme gelmiyor, incelenmiyor?

İzbandut gibi gençler, sahillerde nargile tüttürüyor.

Öğrenciler okullara sınavsız alınıyor, üstelik karşılıksız burs verilerek.

Eğitim, sağlık, diğer giderler devletten…

Oh ne ala memleket!...

Niçin bu konuya kafa yoranların görüşleri hesaba katılmıyor?

Bu mesele artık parti meselesini, inanç meselesini, insanlık meselesini, ümmet meselesini aşmış, bir BEKA  meselesi olmuştur.

Son söz; şimdiye kadar 35 milyar dolar harcama yapıldığını Sayın Cumhurbaşkanı açıkladı.

Bu paranın Türk ekonomisine katkısı ne olurdu bu bir tarafa…

Biz ülkemizin BEKA’sını düşünelim.

Suriyeli göçmenler ülkemizde kaldığı müddetçe, Allah korusun istenmeyen durumlar zuhur edebilir.

Türk insanını rahatlatmak açısından, yetkili makamlardan "Bunlar kalıcı değil, TC vatandaşlığına geçmeleri söz konusu değil, en kısa zamanda ülkelerine gönderilecek, veya hangi ülkeye gitmek istiyorlarsa  gitsinler,

Şu andan itibaren de,

Kaçak çalışanlar,

Suça karışanlar,

Tatil için ülkelerine gidenler, sınır dışı edilecekler’’ diye  AÇIKLAMALARINI DUYMAK İSTİYORUZ…

ZİRA ÜLKEMİZİ SEVİYORUZ…

NE MUTLU TÜRK’ÜM DİYENE…