Yalancı Bahar mı?

Bahattin AYHAN

Yalancı Bahar mı?

15. Temmuz  2016 Türkiye için farklı bir milat oldu. Darbe girişimi atlatıldı, devletin yok olma sürecinden kıl payı döndüğü anlatıldı ve iç barış ilan edildi. Bütün Türkiye her görüşten insanın darbeye karşı durması ile devlete sahip çıktığını dünyaya duyurdu. Peki dünya ne yaptı? Siyasi İslam’ın en büyük destekçisi ve körükleyicisi olan Sudi Arabistan ve Katar başta olmak üzere olayı görmediler bile. Üç beş gün sonra gelen cılız tepkiler göz boyamadan başka bir şey değildi. Ya demokratik ülkeler? İçlerinde hala darbe girişimini görmeyenler var. Görenlerde günler sonra kerhen ‘’Geçmiş olsun’’ diyebildiler.

Ya kendi içimizde durum nasıldı? Darbe girişimi ile vatandaşlar, iktidar ve muhalefet arasında birden bahar havası yaşandı. Siyasi iktidar desteklendi. İtici, kavgacı söylemler kılıç gibi kesildi. Türkiye’nin özlemle beklediği ortama girildi. Söylemler evrenselleşti, ilişkiler medenileşti. İşte bundan sonra yaratılan bahara gölge düşmeye başladı. Darbecilere karşı OHAL yasası ve tartışılan, hukuksuzluğu ileri sürülen Kanun Hükmünde Kararnameler işin rengini değiştirdi. Hemen uygulamalara geçildi ve o güzelim baharın tomurcuklarını soğuk vurmaya başladı. Darbecilerle mücadele adı altında devletin dini temellere dayalı şekillenmesini yaşıyoruz bu günlerde.

Yalancı bahar ancak bir buçuk  ay sürebildi ve susanlar yeniden ortamı germeye başladılar. Ortamın gerilmesi ile birlikte her gün 24 saat medyada ‘’bitmeyen senfoni darbe’’ senaryosu hiç hız kesmedi devam ediyor. Binlerce memurun işine son verildi, devlet kadroları boşaldı. Memuriyetten atılanların en doğal hakları olan ‘’Hukuka başvurma hakkı da’’ ellerinden alındı. Tabi ki darbeye karışanlar, destekleyenler cezalandırılmalı idi. Durum öyle gösteriyor ki : İş cadı avına dönüştü. Gazeteciler tek tek içeri alınmaya başlandı. Darbe destekçileri için çok yerinde bir karar ancak muhalif diye gazeteciyi, akademisyeni göz altına almak demokraside (?) olmayan bir uygulamadır. Darbe günü siyasi iktidarın yanında olmayan ticari kesim için farklı faturalar çıkarılmaya başlandı.

En son başbakan bankalara çattı, Cumhurbaşkanı’nın çatmasına artık millet alıştı da, Başbakan neden böyle bir gerginlik yaratmaya ihtiyaç duydu. Adli yılın açılış çatışması arkasından bankalara yönelik sert söylemler acaba ne mesajlar veriyor? Sadece darbeciler değil, muhalefette temizlenmeli mi uygulamasına geçiliyor. Türkiye’nin % 99’u Müslüman ama bu demek değildir ki herkes Siyasi İslam Devleti istiyor. Hayır bu oran en fazla % 10-15 civarında seyrediyor ama bugün için en hakim unsur. Sade vatandaş olarak neler olacağını bekleyip göreceğiz. Eleştiri yok, yanlışları ifade etmek yok ohh ne ala, ne güzel Türkiye. Gül gibi geçinip gidiyoruz.

İşid ve PKK unsurları her gün can alıyor, ocaklar sönüyor, yürekler parçalanıyor. Sanki rutin bir olaymış gibi ne tepki var ne kınama. Aslında korku, sinme insanları duyarsız olmaktan öte bir psikolojik rahatsızlığa yakalanmış durumda. Siyasi iktidarın devletin bütünlüğünü koruması için millet olarak destek vermeye devam etmemiz şart. Bu şartında bir bedeli olmalıdır. O da halkın rahat nefes alması, özgür ifade, bağımsız adalet ve ekonomik refahtır. Siyasi iktidar bunları sağladığında 15 Temmuz’da aldığı desteği devam ettirme şansına sahiptir. Bu da siyasi iktidarın kendi bileceği iş ve tercihtir.

İç siyaset konusunda daha ileri bir yorumu OHAL yasaları bağlamında ifade etmek bugün için olası değildir.

Dış ilişkilere gelince:

Suriye ile olan ilişkiler 180 derece dönüşle olması gereken yere geri dönüldü. Esat muhatap alındı. Bu noktada inandırıcı olma görevi gene hükümete düşüyor. Ortada sarsılan bir güven ve tamir edilmeye çalışılan ortam vardır. AB ile olan ilişkiler pamuk ipliğine bağlı koptu kopacak noktasında. Her gün AB’den uyarı geliyor, Türkiye rest çekiyor. Amerika resmen ‘’Türkiye ile her konuda mutabık değiliz ‘’ diyor. Diplomatik dille: kerhen dost görünüyoruz anlamına geliyor. Nitekim bunu da saklamıyor ayrılıkçı terör örgütleri ile işbirliği yapmaya devam ediyor. Türkiye’nin yerine yeni bir partner bulduğunda ‘’kullan çöpe at’’ örneğinde olduğu gibi Türkiye’den vazgeçeceğinin kapalı sinyallerini veriyor.

Mısır ve İsrail ilişkilerinin düzelmesi yolunda atılan adımlar var. Umut veriyor. Yalnız ilişkileri düzeltirken iç politikada malzeme olarak kullanılması sonucu zaman zaman restleşmeler görülüyor. Bu da gösteriyor ki yaşanan yalancı bahardır, henüz sağlam temellere oturmamış durumda değildir. Kıbrıs müzakerelerinin içeriği ve gelişmeler ise kamuoyuna intikal etmiyor. Yunanistan kaynaklı haberlere bakıldığında bu konuda Türkiye avantajlı gözükmüyor ve şans verilmiyor.

Ya Rusya? Yüzeysel olarak bahar havası esiyor. Bahar havasını estirmeden önceki duruma ve bugüne bakılırsa Türkiye’nin çok sayıda taviz verdiğini söylemeye gerek yok.  U dönüşleri, Rusya tarafından not edilmiş durumda. Rusya ve Amerika dünya devletidir. Kısa vade politikalar yerine uzun vade politikalara önem veren ülkelerdir. Bu açıdan bakıldığında Türkiye’nin ne durumda olduğu açık ve nettir.

Bütün olumsuzluklara rağmen siyasi iktidarın yarattığı yalancı baharın gerçek bahara dönüşmesi tek arzumuzdur.