Ya Erdoğan olmasaydı?

Beytullah KUDU

Şener Şen bir film repliğinde, yaptıkları karşısında bunalan halka ‘satarım köyü haa’ resti çekiyordu, oysa o halk olmasa, ne tarlanın ne de ağa’lığın bir anlamı olurdu.

Bugünlerde de millet olarak aynı resti hakediyoruz, hatta Sn Cumhurbaşkanımız ‘ben olmasam bu ülke biter’ demişti. Bize, veremi gösterip sıtmaya razı olma misali bir yol ayrımını işaret etmişti.

Hiç kimse de, özellikle Erdoğan’ı başarısız bulan hiç kimse de sormuyor kendine,’ya Erdoğan olmasaydı’..?

Hakikaten ya Erdoğan olmasaydı..!

Devlet imkanları seferber edilerek yapılan ve esasta yatırım değil hizmet olan işler üzerinden bazı müteahhitler aşırı zengin edilirdi, millet üzerinden geçmediği yollar için para öder ve yolcu, araç garantili vurgunlara göz yumulurdu.

Ülkenin lokomotifi olan kuruluşlar, KİT’ler yok pahasına satılır ve bu kuruluşların koruduğu tarım üreticisi ortada bırakılırdı, biryerde sermayeye peşkeş çekilirdi.

Geri dönüşü olmayan veya getiriye dönük alanlara harcanmayan borçlanmalara gidilir ve ülke borçlanamaz, borç ödeyemez duruma getirilir, bunun yansıması olarak da siyasi boyunduruklara maruz bırakılırdı.

Bir takım tali örgütlenmelere ‘ne istediyse verilir’,bu örgütlenmeler devlet yönetimine ortak edilir ve bu örgütlenmeler zaman içinde devletten kadro değil direk devletin kendisini ister hale gelirdi.

Devletin kırmızı kitabı speküle edilir ve yakılır, ülke kırmızı çizgisi olmayan bir duruma terkedilirdi.

Devletin en mahrem bilgileri, eline karakalem alabilen ve çizgi çizebilen birilerinin kroki çizme yeteneği kadar değerli olurdu. Vatan evlatları basit oyunlara uyanamayan yöneticiler yüzünden şehit düşer, ülke artık gizlisi saklısı olmayan gecekondu şeffaflığına bürünürdü.

Üç kuruşluk oy hesabı yapan kimseler ülkeyi yönetir, büyükelçilik kapılarında çakicilerle çekilen, havada uçağı indirilmeyen bakanlar ortalıkta dolaşırdı. Ülkenin itibarı hepitopu birkaç puanlık oy ile eşdeğer tutulurdu.

Dededen yadigar devlet kurma hayali olan, ülkeyi bölme hayali olan aşiret ağaları dost olurdu, ülkesi için kahramanlık destanı yazan kimseler ise bertaraf edilirdi.

Ülkenin en temel gücü olan ordusu arkası yarın operasyonlarına terkedilir ve algısını yönetmekte güçlük çekmeyeceğimiz kimselerde bu tehlikeyi göremeyip ‘ağlanacak hale gülerlerdi’..

Al kızı ver papazı mihvalinde yargılamalara yaklaşılır, yargının siyasi baskı altında olduğu açık yüreklilikle ve methiye olarak yansıtılır, bunun sonucunda da elinde yargısal yaptırım gücü kalmayan bir ülke ortaya çıkardı.

Demokrasiyi sadece askerin askıya alabileceğine inanan halk, siyasetin devlete darbesini görmez, askıya alınan demokrasiyi inatla anlamamazlıktan gelirdi.

Kendi soydaşları tarafından ümit olarak görülen ülkenin yerinde yeller eser, sabah erken kalkan husumetli olduğumuz ülke yöneticileri bize dayılanır hatta eşek adası boyunda volta atarken bize nanik yapan yunan generaller ortaya çıkardı.

Her yıl yenilenen eğitim sistemlerinden tutun heryıl yeni bir yayın kuruluşunun iktidar tarafından yandaş yapılma uğraşlarına şahit olurduk.

Ülkenin bağımsız ve tarafsız olması gereken hiçbir kurumuna güven duyulmaz, sonuçları yapılmadan yazılan seçimlerin olduğuna inanan büyük çoğunlukların varlığına kayıtsız kalırdık.

Ülkenin adı tabelalardan silinir, sanki bilinmezmiş gibi bir toplumun devlet olabilmesinin en temel iki unsur öne çıkartılırdı. Ayrı bir bölgede birlikte yaşayan ve ayrı bir dile sahip olan toplumumuz varmış algısını oluşturmak, uluslararası bir hak talebine bu algıyı dönüştürmek için birkaç bölgemizde anayasaya aykırı şekilde tabelalar ortalığı süslerdi.

Bölücü örgütlerle masaya oturulur, militanlara dokunmayın talimatlarını veren liderler olur, Allah korusun Ankara semalarında bölücü bezleri bayrak diye resmi makamlarca göndere çekilirdi.

Yandaşlık öyle boyutlara ulaşırdı ki damatlar bakan çocuklar gizli genel başkan rolünde ülke yönetiminde karşımıza çıkardı.

Kutuplaştırılan millet artık birbiriyle konuşamaz hale getirilirdi ve bu durumdan beslenen iktidar partisi türerdi.

Herkesi temsil etmesi gereken makamlarda oturanlar, toplumun yarısını kendisine destek vermediği için hain ilan ederdi, terör örgütleriyle birlikte gösterirdi, terörist olarak yaftalamaktan kaçınmazdı.

Ya Erdoğan olmasaydı…

Saymakla bitmez, yazmakla yetinilmez, anlatmakla hafiflemez sorunlarımız olurdu.. Ve geri dönülmez hatalar, telafi edilemez yanlışlar ve ihanete varırcasına uygulamalar olurdu..

Şimdi nankörlük yapmayın.. Bugün bunların hiçbiri bu ülkede olmuyorsa oturun Erdoğan’ın varlığına şükredin..!

Ve bu yazıdan sonra hiç olmazsa bir kez kendinize bu soruyu sorun..

Ya Erdoğan olmasaydı…?