Uyuyan dev uyanıyor mu ll

Zeynel KOZANOĞLU

“UYUYAN DEV
UYANIYOR MU?”

SEN EY TÜRKİYE !
NEREDEN NEREYE? (II)

Cumhuriyetin Onuncu Yıl Marşı’nda öne sürülenler gerçek idi. O yokluk ve yoksulluk yıllarında zenginleşme yolunda epey kazanımlar sağlanmış olmasının yanı sıra, pek çok da o günlerde “inkılâp” adıyla anılan yeniliklere, devrimlere imza atılmıştı.

Bugün kanıksamış olduğumuz için ne büyük bir kolaylık olduğunu hissedemediğimiz “Soyadı Yasası” bile başlı başına bir örnektir. Düşünmek gerekir ki, koca bir köyde “Ali oğlu Mustafa” belki on kişiden az değildir ve bunlardan biri askere çağırılmıştır.

Askere çağırılanın hangi “Mustafa oğlu Ali” olduğu anlaşılıncaya kadar köyde yer yerinden oynardı.  

 Soyadı kanunu ile kargaşa en aza indirildi, şimdi kullanılan “Vatandaşlık Numarası” yöntemi ile de sorun kökünden yok edildi. Ama unutmayalım ki, bu ülkede benim milletim “Ben vatandaşımın numara ile anılmasına razı olamam” diyen başbakan görmüş ve sonra onu cumhurbaşkanı seçerek başının üstüne taşımıştır.  

Türk milletinin kaderi midir, yoksa rastlantılar mı bizi bu hallere düşürüyor, bilemiyorum. Ülkenin başında çok çok aklı başında biri de bulunsa, hatta “biri” dediğimiz bu kişi Kemal Atatürk bile olsa kitlelerin zaman zaman tedirginlikler yaşamasının önü alınamıyor. İnsanımız baskılar, ya da yanlış uygulamalar yoluyla bunaltılabiliyor.  

“Ülke toprakları geniş, nüfus kalabalık” söylemini geçerli sayamayız. “Bizde kraldan fazla kralcılık var, vur deyince öldürmek var” diyecek olsak sanıyorum bu tespitimiz gerçeğe daha yakın düşer. Dilerseniz kimi tedirginlik konularını birlikte hatırlayalım.

Şapka kanunu çıkarılmıştır. Kanunun ruhu Türk insanını bir takım çullara bürünmüş olmaktan kurtarmak, onu uygar bir görünüşe kavuşturmak değil mi? 1940’lı yıllarda Konya’nın Cihanbeyli ilçesinde devlet görevlisi, o gün kasabaya inmiş bir çiftçinin başında şapkasının altında, iç kısmında bir takke olduğunu görüyor: “Gel arkadaş karakola…”

Çocuklar Cumhuriyet okullarında okurken başkaca kurslarla uğraşmasınlar düşüncesi yanlış da olabilir. Ama asıl amaç bu iken köylerde imamlar çocuklara namaz surelerini öğretiyorlarsa bundan Cumhuriyetin göreceği zarar nedir?

Ama, günümüz Adana Valisi gibileri elbette o zaman da vardı. Ve jandarmayı köylere kuran kursu avcılığına sürüyordu ise, ülke çapında yaygın değildiyse bile, bu uygulamanın

açtığı yara on yıllardır sarılamadı, sarılamıyor. Günümüzde Cumhuriyetimizin başbakanı bile “O yıllarda camiler ahıra döndürüldü” demek iftirasından kaçınmayabiliyor.

Daha da kötüsünü söylesem bana darılan çıkar mı? Büyük kurtarıcımız ve cumhuriyetimizin kurucusu için “Tanrılaş gönlümde tanrılaş atam” diye şiir yazan ve hatta “Kâbe Arabın olsun Çankaya bize yeter” demeye kadar densizliğini götüren rahmetli şair aslında hem cumhuriyete, hem de Mustafa Kemal Atatürk’e en büyük kötülüğü eden kişidir.

Bıraksaydı da, hem Tanrımız ve Kâbe yerinde dursaydı, hem de Atatürk başımızın tacı olarak Çankaya’dan Türklüğü yükseltmeye devam etseydi, kötü mü olurdu?

 OLMADI, OLAMADI

VE ZARARLI ÇIKTIK…

Bir yandan da Cumhuriyeti hazmedemeyen odaklar vardı. Onların kışkırtmaları ve pireyi deve yapma girişimleri yoluyla Türkiye’de şöyle bir tablo oluşması sonucunu getirdi. Bir yandan Müslüman ve inadına Müslüman bir halk… Öte yanda da bu halkı dininden, imanından uzaklaştırmaya inadına çalışan Cumhuriyetçiler.  

Cumhuriyetin sahipleri tehlikenin zamanla hangi boyutlara ulaşacağını hesap edemediler. Tıpkı PKK diye bir olgu on sekiz yirmi kişiyle ortaya çıktığında devleti elinde tutanların bugünleri hesap edemedikleri gibi.  

Devletin başında Mustafa Kemal Atatürk vardı. Atatürk son yıllarda hasta idi. Kaldı ki sağlam bile olsa o da etten ve kemikten idi ve pek çok konudan elbette haberi olmuyordu, olamıyordu. Bir Aşık Veysel’i Atatürk’ün çağırdığını, ancak köşke gelen Veysel Usta’nın kılık kıyafeti bahane edilerek Ata’nın huzuruna çıkarılmadığını kaynaklar söylüyor.

Türk milletinin yetiştirdiği en büyük Türk olmanın yanı sıra, Atatürk’ün bana göre asıl büyüklüğü milletimizi tanımış olmasından ileri geliyordu. Türkün ruhuna hitap etmeyi biliyor olmasından ileri geliyordu. Onun “Türk Milleti zekidir, Türk milleti çalışkandır” dediği yılda bile Anadolu’da “Önce Müslümanım sonra Türküm” diyen bir koca gövde yatıyordu.

Ne yazık ki, günümüzde de bu süreç hem de devleti elinde tutanlar tarafından sürdürülmektedir. “Andımız” ın kaldırılması, “Ne Mutlu Türküm diyene…” söyleminin “tu kaka” edilmesi, devletimizin adının baş harfleri olan “T. C.” nin görüldüğü yerden silinmesi nereye doğru gittiğimizin kanıtı olarak gözümüze batıp durmaktadır.

Büyük Atatürk döneminde ve zaman içinde yoksulluk zincirini az buçuk kırdık. Sonra gelen yıllarda da bütün giyeceğimizi, bütün yiyeceğimizi kendimiz yetiştirir hale geldik. Ancak, şöyle derin bir soluk almaya hazırlanırken başka sorunlar kapımızı çaldı.

(Devam edecek…)