Ümmetçilik mi yoksa milliyetçilik mi bölücülüktür?

Murat YAZAN

“Andımız tartışması ortaya atılarak gündem saptırılmak isteniyor” deniyor. Doğrudur. Ekonomik sorunlar perdelenmeye çalışılıyor olabilir. Fiyatlar yarın rayına oturur ve kriz unutulur gider ancak bunları perdelemesi için tartışmaya (kasıtlı olarak açılıyor olsa da) açılan “Andımız” konusu ekonomik krizden daha kritik ve üzerinde durulması gereken bir konudur.

Derli toplu gitmek adına, önce yazının başlığından yola çıkarak tanımları yerli yerine koymak yararlı olacaktır. TDK sözlüğünde ümmetçilik; “Bir İslam topluluğu olarak kalmak amacını güdenlerin görüşü” olarak tanımlanmış.  Oysa bugün coğrafyamızda yaşanan “ümmetçilik” anlayışına baktığımızda bu yaklaşımı sadece “ümmetçilik” olarak algılamamak ve adlandırmamak gerektiğini görüyoruz. Ümmetçilerin ülkemizde pratikte yaşadıkları ve yaşattıkları; “Hanefi Sünni ümmetçiliği”dir! Mezhepçi bir yaklaşımdır ve diğer mezhepleri dışlar, elinden gelirse de baskılar. Alevilere yapılan çirkin yakıştırmaların haddi hesabı olmadığı gibi zorunlu din dersi adı altındaki baskı aracıyla yıllarca Alevi çocuklara zorla Sünnilik/Hanefilik belletilmeye çalışılmıştır.

Ülkemizdeki pratik “ümmetçilik” bölücü, ayırıcı, ötekileştirici bir yaklaşıma dönüşmüştür ve “Ben Müslümanım” diyen Alevi’ye “Hayır sen Müslüman değilsin” diyecek cüreti kendisinde bulmuştur.

Ve bu anlayışın bazı mensupları alerji duydukları Türklüğe “Andımız” üzerinden saldırma fırsatını kaçırmamıştır. Bakalım milliyetçilik neyin nesiymiş? Yine TDK sözlüğüne başvurduğumuzda şu tanımla karşılaşıyoruz; Milliyetçilik: “Maddi ve manevi açılardan millet ve ülkesinin çıkarlarını her şeyin üstünde tutma anlayışı, ulusçuluk, ulusalcılık, nasyonalizm”. TDK sözlüğünde gördüğüm en doyurucu ve açık tanımlardan biri.  

“Irkının” demiyor!

“Kan bağının” demiyor!

“Soy bağının” demiyor!

“Millet ve ülke” çıkarları diyor.

Zamanında kafatası ölçümü, kan tahlili yapmaya çalışan tüm anlayışları sonuna kadar reddettiğimi ifade ederek bilimsel gerçeklerden söz etmek istiyorum. Dünya üzerinde tek saf ırk yoktur. Tüm ırklar birbiriyle temas etmiş, evlilikler yaşanmıştır. Biyolojik ve fizyolojik anlamda kimse “safkan” olmaz, olamaz. Endogami (kabile, klan, grup içi evlilikler) sadece kısıtlı coğrafyalarda yaşayan topluluklara ya da bu yaklaşımı tercih eden gruplara ait bir özelliktir. Egzogami (kabile, klan, grup dışı evlilikler) daha sık yaşanan bir evlilik türüdür. Türklerin Orta Asya’dan itibaren tarihlerine baktığımızda gerek savaşlar gerekse ticaret nedeniyle dış evlilikler yaşadıklarına şahit oluruz. Atalarımız ilk var oldukları kabul edilen coğrafyada önce Çinlilerle savaş ve ticaret yaparlar (Bu arada bu coğrafyada yaşayan birçok gruba “Türk” adı verilmiş, arada bazı Slav kavimler de kaynamıştır). Çinlilerle ilişkiler içinde evlilikler yaşanır. Büyük göç bizi Maveraünnehir üzerinden Ortadoğu’ya indirdiğinde bu coğrafyada Farslılar ve Araplarla, Çin’le yaşadığımız ilişkinin benzeri ortaya çıkar. Savaş, ticaret ve evlilikler. Büyük Selçuklu ve Anadolu Selçuklu Devleti’nin ardından Osmanlı Devleti ile başta Bizans olmak üzere batılılarla savaş, ticaret ve evliliklere şahit oluruz.

Türklerin biyolojik anlamda “safkan” olduğunu iddia etmek tarihe ihanet, saçmalık ve kuru hayalciliktir. Devletler kuracaksın, üç kıtada ( Asya, Avrupa, Afrika) binyıllarca savaşıp ticaret yapacaksın, evlilikler yaşanacak ama “saf bir kandan” söz edeceksin?

Türk kimliği biyolojik verilerde, kanda, kafatasında değil, kültürel kodlarda aranmalıdır. Kültürel kodlar en az diğerleri kadar organiktir. Türkler gök tanrı dinini İslam’la harmanlamış, içine şamanistik öğeler katmıştır.  En koyu Müslüman olduğunu iddia eden insanlar için ölünce anıt mezarlar yapılır ve fiyakalı mezar taşları dikilir. İslam’da mezarlık anlayışı olmadığı gibi mezar taşı hiç yoktur. Mezar taşı bizim Orta Asya’dan kalan “balbal” (merak eden TDK sözlüğüne baksın)  ların devamından ibarettir. Yazılı edebiyat, özellikle şiiri Farslılardan aldık. Şiire Arap katkısı da yoğun oldu. Şiir dili bize Mesnevi’yi ve birçok eseri kazandırdı. Mimaride Bizans’tan çok etkilendik. Savaştığımız silahları geliştirirken Çin, Macar, batı kültüründen yararlandık. Bir sürü kültürü içselleştirirken tuvale kendi fırçamızla kendi motif ve renklerimizi ekledik.

Türklük denen şey Orta Asya’dan çıkıp değişime uğramadan gelmiş bir kafatası ve kan silsilesi değildir. Diğer medeniyetlerden de beslenmiş zengin değerler, kültürler ve gelenekler bütünüdür.

Andımızda sözü geçen “Türküm” kelimesi bu bütünlük ve çeşitliliği ifade eder.

Ben bir milliyetçi olarak “Türküm” dediğim zaman binlerce yıllık zenginliğimi ifade ediyorum.

Oysa benim mevcut bir kısım ümmetçim “Müslümanım” dediği zaman sadece Hanefi Sünni anlayışı ifade edip diğerlerini toptan reddediyor…

Hangimiz bölücü, ayrımcı, ötekileştiriciyiz ?