Umabiliyorum en azından!..

Hakan KINAY

Finis origene pendet - son başlangıcına bağlıdır, anlamına gelen sevdiğim sözlerden biridir.

Açıklamasında umut da vardır , belli strateji de.

Futbol oynarken, ünlü alt yapı antrenörümüz Serpil Hamdi hoca her maç öncesi söylerdi.

- Türk gibi başlayın İngiliz gibi bitirin...diye,

Hurra diye başlamayı ama sabırlı bir sorumlulukla sonlandırmayı kastederdi.

Çok becerebildiğimiz bir yöntem değildir.

Ateşli genlerimizin devreye girdiği her son, kıymetinden uzak nihayetlenir ne yazık ki.

Baktığımızda;

Pratik fayda sağladığınız ve başarılı seçimler olarak addettiğiniz sonuçlar, yaşamın ögelerine olan yaklaşımla ilgilidir mutlaka.

Felsefedeki Grek adıyla ''Aisthesis'' - Duyulur, algılanan, hissedilen ile,

''Noesis'' - Düşünülür, tahayyül edilebilen, kurgulanan arasındaki kutuplaşmanın pusulasında, hassas bir su terazisinin içinde gidip gelen hava kabarcığı gibi, ince dengelerde kuruluyor toplumların yapısı.

Bir şeyin nasıl teşekkül ettiğini veya etmediğini gerçekte bilemiyoruz bu durumda. Ağır basanın haklılığı da şüphe uyandıran bir ortamın analizini çağrıştırıyor.

Şeyin, gerçekte var olan durumuyla, ezelden beri kendini referans aldığı ve değişmediği tezine olan itibar da hayli iddialı kaçıyor.

His ve zahir olanın sürekli değişebilir olduğunu keşfettiğinde algısı da değişecektir bireylerin diye düşünüyorum.

Umabiliyorum en azından!..

Müsaade alıp, Limbik sistemin kıvrımlı derinliklerinden dünyaya dönersek,

İkiye, beşe, sekize bölünmüşlüğümüzün çaresi Fibonacci sayılarının gizemini çözmekten çok,

''Bu değişebilir, ezelden beri böyle değildi, sonra da olmayacak'' fikrine gösterebileceğimiz uyumdadır.

Sekülerin endişesine sahip çıkmak kadar, conservatifin inancını yaşama hakkına saygı duymakta olmalıdır ortak faydanın şifreleri.

Ama rasyonel olmayan, günü kavrayamayan, evrensel paradigmanın dışına taşarak kafasına göre şekil vermeye çalışanlara karşı da birlik olarak durmalıdır nitelikli kalabalıklar.

Görülüyor ki,

Ne doktrine edilmiş bir din, ne de benden sonra tufancı milliyetçilik anlayışı kavramaktadır güncel yaşamı.

Elbette, eli sopalı, höt höt bir seküler anlayış da sınıfta kalmaktadır.

Sana , bana göreden çok ''Bize'' göre bir modelden kalkınıyor devletler ki bu açıktır.

Özünü terketmeyen ancak uluslar arası toplumla çekincesiz entegre olabilen,

Suni düşmanlar yaratmayan, anlık kızgınlıkları sonuçsuz nefretlerle çoğaltmayan,

Dededen kalma kinleri muhafaza etmeyen ve idol kişilikleri izm'lerle değiştirip,

nobran bir anlayışa devşirmeyen toplumlar gelişiyor.

Bölen, kendisi gibi düşünmeyene surat asan, cezalandıran, had bildiren, intikam alan, ıslak odunla dövmeye meyleden liderlerden ziyade,

Toparlayan, birleştiren, vizyonel, hümanist ve hiddetsiz ve hatta kadın siyasi figürlere ihtiyaç artıyor.

Anlıyorum ki,

Başlangıcına bağlı sonların başarısı, bir çok halde daha başından ''yolun sonunu'' tahmin etmekle inşa ediliyor.

Alsthesis ile Noesis'in örtüştüğü ve adilce bölüşüldüğü müddetçe çoğalıyor zenginlikler!..