Ülkücü Türk Milliyetçileri bu hale nasıl geldi..?

Niyazi BEKTAŞ

Orta Okul’un İlk yıllarından başlamak üzere içinde bulunduğum Ülkücü Türk Milliyetçiliği Davasının; Siyasi hareketinin, bir başka söylemle kültür davasının içinde yer aldım.

Lise yıllarımda derinleşen ülkü ateşi, Üniversite döneminde korlaşarak devam etti. Ülkü ateşi yaklaşık beş yıl devam üniversite yaşamımda adeta devleşti. O yıllarda Ülkemizde “”SAĞ-SOL”” olarak adlandırılan mücadele çok acılı ve maalesef kanlı oldu.

Ölüm –kalım kavgasını hem ülkücü Türk Milliyetçileri , hem de solcu diye tanımladığımız gençler yaptılar. Her iki taraftan binlerce genç hayatını kaybettiler. Sayısı belli olmayan gençlerde hem sakat kaldılar hem de kara zindanlarda bedel ödediler. Kara zindanlara mahkum olanların hayatları resmen daha sonraki yıllar resmen kap kara oldu. Onlara ne devlet iş verdi ne de söz sahibi olan para babaları.

Hasbelkader devlette görev alan bizler solcusu-ülkücüsü yıllarca 12 Eylül darbesinin devamında denetim altında tutuldu. Gizlice devleti darbe yoluyla ele geçirenler her iki tarafı da takip ettirdi. Darbeden hemen sonra bir çoğu suçsuz olan genç kardeşlerimiz idam edildi.

Şu sözleri hiç unutmadım..Ne diyordu ABD’nin emriyle Türkiye’de darbe yapan omuzu kalabalık sözde general "Asmayalım da ne yapsaydık. Beslesek miydik?..” Denge olsun diyerek onlara göre sağdan bir de soldan idam etmek marifetti. Kimse kusura bakmasın. Bizi birbirimize vurduranlar, kavga ettirenler, çatıştıranlar kahpe çocuklarıydı. Dış beslemelerdi. Hainlerdi. Satılmış itlerdi.

Oyuna gelen siyasiler var mıydı? Evet maalesef vardı. Benim bu günkü yazımın konusu olmadığı için oyuna gelen siyasilerle ilgili düşüncelerimi daha sonra yazmak üzere esas konuma yer vermek istiyorum...

Ülkücü Türk Milliyetçilerini kimler bu günkü duruma düşürdü?

Ülkücü Türk Milliyetçiliğinin davası neydi? 

Ülkücü Türk Milliyetçileri niçin mücadele ettiler?

Bu soruları çoğaltabiliriz. Davamız hak davasıydı. Vatan - Millet - Bayrak - Devlet - Hürriyet - Milliyet ve daha sonraları da bu değerlere din ve inanç kavramları da eklendi.

O yıllarda ülkücü Türk Milliyetçiliği idealine gönül veren,inanan,samimiyetle bağlı olan bizlerin duygu ve düşüncelerimiz temiz ve yürekten inanılan güzelliklerdi. Bizler için bu kavramlar sevdaydı, aşktı, sevgiydi, Türk Milleti’nin her alanda refahı, mutluluğu, asırlar üstü çağdaş bir konuma kavuşması mücadelesiydi.

Mevcut düzene karşıydı Ülkücü Türk MİLLİYETÇİLERİ..

“Yaşasın Devlet; Yıkılsın düzen” diyorduk.

Sömürü düzene karşıydık.. 

Ülkücü Türk Milliyetçileri bu hale nasıl geldi?

Ülkücü Türk Milliyetçilerinin bu günkü duruma getirilmesinin sorumluları kim yada kimler?

Bu sorunun cevabını başkalarını suçlayarak ya da karalayarak veremeyiz. Çok derin bir sosyolojik araştırma yapmak zorunluluğumuz var. Bu görev hepimizin.Herkes önce aynaya bakmalı. Karşısında gördüklerini net bir şekilde sesli söylemeli ve yazmalıdır.

Günümüzde her şey para ve ya şahsı çıkarlara endekslenmiştir. 

İdealizm yok edilmiştir. "Menfaat yoksa hiçbir doğru kavramın da değeri yoktur" anlayışı her kesime, her guruba, her düşünceye adeta yerleşmiştir.

Ülkücü Türk Milliyetçiliği davasına hizmet eden ne kadar düşünce gurupları varsa teker teker ya kapatılmış ya da işlevsiz duruma getirilmiştir.

Düşünebiliyor musunuz? ÜLKÜCÜ Türk Milliyetçiliği davası "BEYAZ ÇORAP" olarak algılanmıştır. Bu örnek hepimizin bildiği somut bir örnektir.

Bunların yanında önce Ülkü Ocakları, daha sonra da başında "Ülkücü” kelimesi bulunan ne kadar sivil toplum örgütü varsa ya kapatılmış ya da işlevsiz hale getirilmiştir.

Gençlik tamamen yok sayılmıştır. "Ülkücünün sokakta işi olmaz" denilerek liselerden başlamak üzere, üniversitelerimizin tamamı terk edilmiştir.kısaca suyun kaynağı kurutulmuştur.

Özellikle 1980 darbesinden sonra üniversitelerimizde akademisyen unvanlı Ülkücü Türk Milliyetçiliği davasına gönül vermiş, alanında söz sahibi olan inançlı Türk Milletçisi sayısı azalmıştır. Gençlik yıllarımızda her üniversite de birden fazla Ülkücü Türk Milliyetçisi öğretim görevlisi bulmak mümkündü. Ancak darbeden sonra her alanda olduğu gibi üniversitelerde de akademisyen kadrolar bitirilmiştir.

Ülkücü Türk Milliyetçilerinin önderi,lideri,ebedi BAŞBUĞ’ Rahmetli ALPARSLAN TÜRKEŞ’in ani vefatından sonra Ülkücü Türk Milliyetçileri sahipsiz kalmıştır. Fırtınanın her şeyi savurduğu gibi Ülkücü Türk Milliyetçileri de ön görüsü olmayan, ülkü ideali olmayan, ülkücülüğün çilesi çekmeyen siyasiler tarafından savrulmuşlardır. 

Gençliği olmayan,sivil toplum kuruluşları kapatılan veya etkisiz hale getirilen, ülkücüleri sokaktan çekiyorum bahanesiyle gençliğe sahip çıkmayan sözde dava liderleri sayesinde Ülkücü Türk Milliyetçileri çok büyük kayba uğratılmıştır.

Dünya Türklüğü ve Turan Ülküsü olarak adlandırılan "KIZIL ELMA" nihai hedef tende büyük sapmalar olmuştur.

Bu konuda daha çok söz söylemeliyim ancak bu kadarla yetineyim.

İş başa düşüyor.Yeniden bir heyecanla Ülkücü Türk Milliyetçiliği davasını ayağa kaldırmak bizler için mutlak görevdir.

HAYDE BAKALIM YOL GÖRÜNDÜ YOLA DEVAM… YENİ  BİR YOL YENİ BİR  HAREKET...