Türk tarımına bakış...

Mustafa KAYA

Üç tarafı denizlerle çevrili yılın dört mevsiminin doyasıya yaşanabildiği, tarım ve hayvancılığa çok uygun zengin işlenebilir arazileriyle dünyada hala ilk 10 tarım ülkesi arasında olan ülkemizde Cumhuriyet'in ilk yıllarında işlenebilir alanların çoğu boş dururken, harpten yeni çıkmış genç TC'nin yaşlı ve yorgun köylüleri kendi ihtiyaçları olan tarımsal ürünlerini ilkel metotlarla üretmeye çalışıyorlardı.

Avrupa ve Amerika'daki tarımsal teknikleri gören Atatürk ilk olarak kendisine ait olan Yalova ve Ankara'daki çiftliklerini Tarım Bakanlığı'nın kullanımına devrederek, her türlü meyve yetiştiriciliği, sebzecilik, tarla ziraatı ve pancar yetiştiriciliği tekniklerini bizzat uygulamaya başlatmış olup, çiftçilere tohum ve fidan dağıtımı da yaparak onların da bu teknik tarımı öğrenmesinin önünü açmıştır.

1926 Yılında Uşak ilinde ilk şeker fabrikası faaliyete geçmiştir. Ülkenin her köşesinde bulunan hazineye ait arazilerde kurulmaya başlanan Devlet Üretme Çiftliklerinde bölgenin şartlarına uygun tarım ürünleri her türlü teknik koşullarda üretilmekte, bölge şartlarına uygun sebze ve meyve çeşitleri yetiştirilmekte ve çiftçilerin fidan ve tohum ihtiyaçları da karşılanmaktaydı. Çiftlikler bünyesinde Ziraat Meslek Liseleri açılarak tüm mesleki dersleri uygulamalı olarak öğretiliyordu. Sırasıyla Ankara, İzmir, Adana ve Erzurum illerinde açılan Ziraat Fakültelerinde de uygulamalı dersler gösterilerek donanımlı teknisyen ve mühendisler yetiştirilip Tarım Bakanlığı bünyesinde görevlendirilerek Türk köylüsünün ilkel tarım metotlarından hızla kurtularak modern tarıma geçmesi için çaba sarf ediliyordu.

1970'li yıllara gelinceye kadar modern tarım artık çok yaygınlaşmış, birim alandan daha bol ve kaliteli ürünler elde edilmeye başlanmıştır. 1980'li yıllara gelindiğinde ise tarımın her alanında Devlet Üretme Çiftliklerinde, konusunda çok iyi uzmanlaşmış teknik elemanlarca yeni ıslah çalışmalarıyla meyve, sebze ve tarla bitkilerindeki kalite ve çeşitler artırılmış, bu üretilen yeni ve kaliteli çeşitler çiftçilere de uygun fiyatlarla bazen de hibe yoluyla dağıtılmıştır.

1980'lerin ortalarına gelinirken siyasi irade tarafından Devlet Üretme Çiftliklerindeki çalışmalar yeterli görülmüyor denilerek İsrail menşeeli ilk Hibrit Ayçiçeği ve Mısır tohumları ithal edilerek Türk çiftçisine çok yüksek fiyatlarla satılırken, ihracat adı altında da Anadolu'nun her yerindeki yumrulu doğal süs bitkilerinin soğanları bir kaç firma aracılığıyla yıllarca Hollanda'ya çok ucuz fiyatlarla satılarak ıslah edilmiş haliyle çok fahiş fiyatlarla yurda sokulmuştur.

1990'lı yıllarda bu uygulamaların yanlışlığı biraz anlaşılmış olsa da 2002 yılından sonra hibrit tohum ithalatı yeniden hızla artırılarak, yerli çeşitlerimiz artık ekilmez olup hatta çoğu çeşit yok olmuştur. Bu süre içerisinde pahalı ithal tohumun yanı sıra diğer girdi fiyatlarının da çok pahalı olması nedeniyle çiftçi emeğinin karşılığını alamamaya başlamıştır. Her iklim ve her toprakta yetişebilen şeker pancarına önce kota konmuş sonra da fabrikaları özelleştirilerek pancar çiftçisi zarara uğratılmıştır. Yine bu dönemde Devlet Üretme Çiftlikleri (şimdiki adıyla TİGEM) arazilerinin çoğu atıl duruma gelmiş ve özele devredilmiştir.

Tütün yetiştiriciliğine önce kota konmuş sonra o da kaldırılmıştır. Narenciyenin merkezi konumunda olan Hatay-Antalya hattındaki limon ve portakal bahçeleri imara açılmış, yine aynı şekilde zeytin alanları imara açılmıştır. Ülkemizin ayçiçeği ve buğday üretim merkezlerinden biri olan Trakya ovasının çeşitli yerleri sanayiye ve imara açılarak tarım alanları yok edilmiştir. Bu  yanlış uygulamaları çokça artırabiliriz. Dünyada mevcut olan 138 çeşit meyvenin 75 çeşidi ülkemizde yetişebiliyor olmasına rağmen yanlış tarım politikaları nedeniyle aşırı girdi fiyatları bunun verimini  engellemiştir.

2000 Yılında 65 milyon nüfusu olan ülkemizde yıllık 21 milyon ton buğday mahsulü elde edilirken, nüfusumuzun 80 milyon olduğu 2018 yılında bu mahsul 19,5 milyon tona gerilemiştir.

Yanlış siyasi tercihlerle köylü köyünü terk etmek zorunda bırakılmıştır. Dün 3-4 yıllık mahsulünün kazancıyla küçük de olsa bir başka yatırım yapabilen köylümüzün çocukları şimdi babalarından kalan o arazileri terk ederek şehirlerde asgari ücrete mahkum oluyorlar...

Köylünün yeniden ayağa kalkabilmesi için: Tarımsal ithalatın hızla azaltılarak bitirilmesi lazım. TİGEM işletmeleri ilk kurulduğu yıllardaki amaçlarına geri dönerek, yerli çeşit ıslah çalışmalarını hızlandırmalıdır. Siyasi amaçlarla açılan ve hiçbir altyapısı olmayan Meslek Yüksek Okulları ve Ziraat Fakülteleri kapatılarak amacına uygun altyapısı müsait olan okullarda bilgili teknik elamanları yeniden yetiştirmek, kapatılan Ziraat Liselerini yeniden açmak, çiftçi birliklerinin, Tarım Kooperatifleri'nin sayılarını artırarak güçlendirmek, çiftçinin mahsulünün satışına aracı olan komisyoncuları devreden çıkarıp yerel yönetimleri devreye sokmak, bazı ürünler için destekleme teşvik primleri vermek, tarımsal girdi fiyatlarını hızla aşağı çekmek gerekmektedir.

Mevcut tarım politikaları böyle devam ederse yarınların çok daha kötü olacağı kaçınılmazdır. Halbuki ülkemiz hala Dünyanın önde gelen tarım ülkelerinden biri olmakla kalmayıp, tarımsal ihracatta da ne büyük gelir elde etmeye müsait bir alt yapıya sahiptir.

İnşallah TÜRK çiftçisinin emeğinin karşılığını alacağı günler yakındır...