Türk milliyetçiliği üzerine bir deneme

Abdullah ALAGÖZ

Türkiye’de ilk kez bir başbakanın “Türk milliyetçiliğini ayakları altına aldığını söylemesi ve andımızı okullardan kaldırması, devlet kurumlarında T.C ibarelerinin kaldırılması, Türk milletinin egemenliği, Türk devletinin adının tartışılmaya açılması” dikkatleri Türk milliyetçiliği fikir sistemine çekmiştir. 

Türk milliyetçiliği nedir, neden bu kadar sert tepkilere muhatap olmaktadır gibi sorulara cevap vermeden önce Türk milliyetçiliği fikir sistemini yeniden irdelememiz gerekmektedir.

Türk milliyetçiliğinin teorik yapısı üzerinde çok yazılar yazılmış olmakla birlikte bunların bir paradigma şeklinde ifade edilmeyişi kanaatimce bir eksiklik olduğu kadar kitlelere anlatılamaması da bir zaaftır. Türk milliyetçiliğinin dayandığı ontolojik, epistemolojik ve etik yönünden temel dinamikleri ve bunların diğer dünya görüşlerinden temelde farklılıkları nelerdir?

Türk milliyetçiliği Batı kaynaklı anlayışlarla temelde hangi noktalarda birleşiyor ya da ayrışıyor sorularına verilecek cevaplar dünya görüşünün özgünlüğü kadar Türk milliyetçiliğine yapılan mesnetsiz ve ilmi verilerden yoksun saldırılarında amacını ortaya çıkaracaktır.

1-ONTOLOJİK YÖNDEN TÜRK MİLLİYETÇİLİĞİ

Türk milliyetçiliğinin dayandığı kaynak Türk milletidir. “Muhtaç olduğun kudret damarlarındaki asil kanda mevcuttur” sözü ontolojik olarak Türk milletini işaret etmektedir. Türk milleti; tarihten günümüze varlığını devam ettiren ve kendini Türk milletine mensubiyet duygusuyla bağlı olan insanların toplamıdır. O halde, varlık yönünden dayandığı kaynak; yerli, milli ve kendi külleri üzerinde vücuda gelerek tarihi süreç içinde devamlılık arz eden Türk milletinin kendisidir.

Türk milleti kavramı ontolojik olarak ırk temelli olmakla birlikte tarihi süreç içinde saf hiçbir millet olmadığı gibi Türk milletini de o şekilde değerlendirmemiz mümkün değildir. Günümüzde bütün milletler içinde geçerli olan anlayış, millet realitesinin; mensubiyet duygusu, tarih şuuru, dil, ülkü ve kader birliği içinde olan kitleleri kapsamaktadır. Ontolojik olarak Türk milletinden kastımız bu değerlerle karşımıza çıkan somut varlığa 'Türk milleti' diyoruz.

Türk milliyetçiliği, ontolojik olarak millet varlığını başka coğrafyalarda, iklimlerde değil yurt edindiği vatan toprakları üzerinde yaşayan; kaderde, tasada, kıvançta aynı ülkülere gönül veren insanları anlamaktadır. Dolayısıyla varlık yönünden ne saf bir ırk ne de diğer milletleri hakir görme duygusu gibi isnat edilen-faşist-ırkçı- saçma suçlamaların hiçbirini kapsamamaktadır. Burada ifade edilen milliyetçilik, sosyolojik bir aidiyet şuurudur.

Türk milleti kendini ontolojik olarak diğer milletlerden ayırmakla birlikte, bütün insanlığı eşrefi mahlûkat olarak gören zihni formasyona sahiptir. Tarihi süreç içinde karşılaştığı ve yönettiği toplumlarla ilişkisi göz önünde bulundurulduğunda varlık olarak itici değil çekici, birleştirici ve adaleti sağlayıcı özellikleriyle yukarıda ifade edilen meziyetlerini fazlasıyla göstererek isnat edilen suçların hiçbirine muhatap olmadığı açık-seçik ortadadır.

Türk milletine ve Türk milliyetçiliğine nedense başta Marksistler olmak üzere liberaller ve sahte İslamcılar hep hücum etmiştir. Oysa tarih birilerinin ifade ettiği gibi ne hak ile batıl, ne emek mücadelesi olmuştur. Tarihi mücadele milletler mücadelesi şeklinde cereyan etmiştir. Somut bir milleti inkar etmek güneşin batıdan doğuşunu savunmak kadar abesle iştigaldir

2-EPİTEMOLOJİK YÖNDEN TÜRK MİLLİYETÇİLİĞİ

Türk milliyetçiliği paradigması bilgi kaynakları yönünden mümkün ve mutlak varlığın kaynaklarından beslenen, bütüncül ve evreni kuşatan, bütün insanlığı kendine uğraş alanı olarak seçen bir anlayışı savunmaktadır. İnsani, bilgiler dediğimiz akıl deney, duyu ve sezgi gibi Batı medeniyetinde de kabul edilen bilgi kaynaklarına ilahi kaynaklı (vahiy ile Şanlı peygamberimizin hayatı ve hadislerini ) bilgiyi de ekleyerek yaradılışında ifade edilen eşrefi mahlûkat misyonuna uygun insan donanımını hedeflemektedir. Türk milliyetçiliği,

'Oku!' emriyle muhatap olmanın şuuru ve sorumluluğunu omuzunda taşıyan bir geleneğin de temsilcisidir.

Türk milliyetçiliği paradigmasında, Batı medeniyetinin salt rasyonalist, pragmatist, emprist ve sansualist anlayışları girdabına girmeden ama bu kaynakları sonuna kadar hayatın her alanında kullanan, bunların üstüne ilahi kaynaklı bilgiyi ekleyerek var oluş gayesine uygun bir nizam kurma iddiasındadır. Bu da Türk’ün kızıl elma ülküsüdür.

Türk milliyetçiliğinin temellendirdiği medeniyet, Batı Medeniyetine tepki ile ortaya çıkan bir medeniyet değil kendi bilim ve kültür kaynakları üzerinde inşa edilen özgün bir Türk  medeniyettir.

“Hayatta en hakiki mürşit ilimdir” diyen bir medeniyetin mensupları bilimi insanlığın ortak malı kabul ettiği için “İlim Çin’de de olsa alın getirin” hadisine muhatap olmuştur. İnsanı düşünmeye, sorgulamaya, tefekkür etmeye yönelten ilahi kaynaklı mesaja rağmen medeniyetimizde zaman zaman fanatizm ve bağnazlıktan kaynaklanan kırılmaları yaşamasına rağmen felsefe, bilim ve sanatı teşvik etmiştir.

Türk milliyetçiliği paradigmasında bireysel özgürlük ile birlikte insanların yaratıcı düşüncelerini ve fıtratlarında var olan yeteneklerini ortaya koymalarına da imkân hazırlar.

Biat kültürü ve Batı medeniyeti kaynaklı ruhbanlık anlayışına fırsat vermez. Her bireyi büyük bir değer, her düşünceye değerlendirmeye almayı makul bir anlayış olarak kabul eder. İnsanı yığın değil düşünen, sorgulayan şerefli bir varlık olarak görür.

Aklı, bilimi ve buna dayalı felsefi düşünce tarzını tehlike gören arkaik zihniyetlerin Türk milliyetçiliği anlayışında yeri yoktur. Bilim, felsefe, sanat ile dini bilgiler birbirlerinin alternatifi değil insanın hayatını nizama sokan farklı özelliklere sahip ve birey- toplum – evren anlayışına ahenk getiren unsurlar olarak görür. 

Türk milliyetçiliği paradigması, mümkün(insan) ve mutlak varlığın(Allah) kaynaklarından muhteşem bir muvazene kurarak dünya görüşünü temellendirir. Bu özelliği ile dini toplumsal hayattan koparan ve sadece akıl ile olgulara dayalı anlayışlarla insanı kısır döngüye götüren salt rasyonalist –pozitivist akımlara da karşı çıkar. Aklı ve olguları insan –toplum ve bütün hayatı anlamada, açıklamada azami oranda yararlanırken bireyde var olan ruh –beden muvazenesini sadece bedene indirgeyen anlayışı da reddeder.

Türk milliyetçiliği, insan ontolojisinde var olan ruh beden diyalektiği bilgi anlayışını şekillendiren en önemli unsurdur. Bilgi anlayışı bu diyalektik üzerine inşa edilmiştir.

Türk milliyetçiliği, sadece ruhu besleyen mistisizme geçit vermediği gibi sadece bedene hitap eden pragmatist-materyalist anlayışa da set çekmiştir. “Hiç ölmeyecekmiş gibi bu dünyaya hemen ölecekmiş gibi öbür dünyaya çalış” emri onun bilgi paradigmasının ana eksenini oluşturur.

Türk milliyetçiliği paradigması, demokrasi ve sivilleşmeyi temel parametreleri olarak kabul eder. Zira millet iradesine dayanmayan, sivil toplum örgütleriyle desteklenmeyen, demokrasi kültürünü hayat tarzına dönüştüremeyen bir milliyetçilik, olsa olsa jakoben  ve birilerinin emrindeki operasyon milliyetçiliği olur.