Trabzon, çok büyük bir emek!

H. Nurcan YAZICI

Çoğu zaman yalnızca bir nüfus hareketi olarak görülürse de kentler, devasa bir emeğin, kültürün ve bir bütünlüğün ürünüdür.

Bilgi, inanç, tarih, sanat, alışkanlıklar, gelenekler, toplumsal değerler ve sosyal alanlar kent insanlarını birleştirirken, aynı zamanda da, "biz" duygusunun oluşmasına neden olurlar. Bu kentleşmenin ve kentli olmanın da bir gereğidir.

BİZ OLMAYI BİLEN TOPLUMLAR, yaşam alanlarına da bunu yansıtırlar. Emeklerini ve hizmetlerini gayeleri doğrultusunda yerine getirirler.

İnsanları kentine karşı duyarlı kılan ve harekete geçiren işte bu gayeleridir. Çünkü onlar, yaşam alanlarını ve kentlerini çocuklarına devredecekleri bir emanet olarak görürler.

Ya yıkarak (!) ya da aslına sadık kalarak, emanetin manasına uygun var etmeye çalışırlar.

Bilirsiniz ki kentinizde, her taşın, her ağacın, her yolun, her yapının, sıradan gibi gördüğünüz her şeyin bir yeri, bir değeri ve gerekliliği vardır. Tek bir kaldırım taşı hatta kurumuş bir ağaç dalı bile yok sayılamaz.

Hepsi yaşayanlarının sorumluluğu doğrultusunda gelişir ve güzelleştirilir.

Kentler o kadar büyük bir emek yansıtır ki, sanki bir ressamın elinden çıkmış tablo gibidirler. Bize düşen o eşsiz güzellikte ki tabloyu ve yapıyı korumak, altına imzamızı atabilecek idraki gösterip, sahiplenebilmektir.

Her kent mimari yapısı, tarihi, sosyal yaşamı, doğası, mutfağı, insan ilişkileri ile kendine özgüdür ve farklılık gösterir. Bu farklılık da, kent kimliğini ortaya çıkarır.

Trabzon kale duvarlarının içinde vücut bulmuş, denizle anlamlanmış, merkez ve çevre arasında şekil almış bir tarihi kent olarak farkını her zaman ortaya koymuş bir kenttir. Öyle sıradan, sonradan, kopyalama değil… Sınanmış, tecrübe edilmiş, emek verilmiş, onaylanmış değerler bütünü, kent yaşamının en büyük kazanımlarındandır.

ŞİMDİ YİNE VE YENİDEN TRABZON DİYORUM!..

Neden mi? Kültür ve tarih kentimiz, sözde turizm ve modernlik adı altında talan edilmeye devam ediliyor.

Devasa bir emek ürünü olan Trabzon bozulan kent dokusu yüzünden, sıradan bir kent görüntüsü olma yolunda… Kültürsüzlüğün hâkim olduğu, değer üretemeyen, sonradan görmüş yapılaşmasıyla, sırtımızı yaylalarına ve ağaçlarına değil betonlarına yaslar olduk.

Talan yalan derken, elimizde kala kala, Ganita ve Boztepe gibi bir kaç doğa armağanı kaldı.

Bu yok oluş, değişim ve kültürel bozulma, insanlarımızın psikolojisini o kadar etkilemiş durumda ki, geçtiğimiz günlerde “Ganita koyu”nun temizlenmesi adına başlatılan çalışma, (yeni bir inşaat alanı mı oluşturuluyor endişesiyle) çok büyük tepki aldı.

Ve olay bir gecede kapatıldı. (Gönül isterdi ki, Trabzon basını ve halkı, aynı duyarlılığı Boztepe’de yapılan “beton otel” için de gösterebilseydi.)

GANİTA’ya sahiplenme konusunda halkımızın ortaya koyduğu duyarlılığı görünce kentim adına yeniden çok umutlandım.

Emeğin en güzeli olan "Trabzon sevgimizi" ortaya koyarak dedik ki; “Trabzon sahipsiz değil!”. Bundan böyle hiç kimse, “kent emeğine, yapısına, doğasına ve tarihine” kafasına göre şekil vermeye kalkmasın.