TAPU BEDELİ

Halil KONUŞKAN

Tabiattaki her canlı gibi insanlarında gelişme ve ilerlemesinin bir sürece tabi olduğu aşikardır. İnsanoğlunun diğer canlılardan ayrıldığı en eski ve en önemli farkı toplum oluşturması ve belli bir olgunluğa gelindiğinde devlet organizasyonu kuran tek canlı olmasıdır.  Çünkü insan toplum olarak yaşadığında işbölümü sebebi ile hayatı kolaylaşmakta, devlet organizasyonu ile tanışınca insanların can, mal ve namus güvenliği büyük oranda sağlanmış olmaktadır.

Ancak her toplum aynı zaman diliminde aynı devlet bilincine ulaşamaz. Çünkü devlet kurabilmek, bu devleti sağlıklı olarak inşa ederek ve sağlıklı olarak geliştirerek yaşatmak ancak bahse konu olacak toplumun gelişmişlik düzeyi ile ilgilidir.

Biz Türk milleti olarak en erken devletleşen, büyük Avrasya coğrafyasında devletler kuran, günümüzde milli mücadele ile tekrar kazandığımız Türkiye topraklarında yaşayan ve bu topraklar üzerinde helal hakkı ve sorumluluğu olan bir milletiz.

Bazı toplumlar diğer toplumlardan daha hızlı ilerleme kaydederek onlardan önce devletleşmiş ve doğal olarak devlet iradesini bir toprak üzerinde uygulamaya geçirmiştir. Elbette bu icraatın ter, kan, mal ve can bedelleri olmuştur. Nasıl ki çalıştığımız işyerinde bir emek sarf ederek maişetimizi kazanıyorsak ve bu maişet bize helal ise aynı şekilde atalarımızın bedel ödeyerek elde ettiği topraklarda bize helaldir. Nasıl ki helalinden elde ettiğimiz ve evlatlarımıza emanet ettiğimiz dünyalığımız onlara bir sorumluluk yüklüyorsa atalarımızın bedel ödeyerek elde ettiği topraklarımız da bize bazı sorumluluklar yüklemektedir.

Demek oluyor ki devlet organizasyonu tarihi süreç içinde bir hak ediştir. O devleti kurmak, yaşatmak ve geliştirmek için can, mal ve kan bedeli ödenir.

Olaya bu çerçevede yaklaştığımızda şu an Türkiye Cumhuriyeti toprakları Türklerin kurduğu devletin topraklarıdır. Malazgirt'ten önce ve sonra bu topraklarda devlet olunması için bedeller ödenmiştir.

Tartışma konusu olan Fırat nehrinin doğusundaki topraklarda da bedel ödeyerek devlet iradesini kuran bir milletin evlatlarıyız. Malazgirt öncesi ve sonrasında bu bedel ödenmiş ve halen ödenmektedir.

Bedelini ödediğimiz Anadolu topraklarının içinden doğan ve Hint Okyanusuna dökülen Fırat nehrinin doğusunun tapusu ile ilgili olarak belirli aralıklara ülkemizin gündemine getirilen tartışmalara bir de bu açıdan bakmak istiyoruz. Bahsettiğimiz toprakların yurt olması için Türk Milletinin ataları bedel ödemiştir.

Şimdi bizden ne istenmektedir. Helal hakkımızdan vazgeçmek mi? Ecdadın bize yüklediği sorumluluklarımızı yerine getirmemek mi?

Bunlar öyle çirkin bir şekilde talep edilmektedir ki, milletimiz aşağılanmakta kendini suçlu hissetmesine çalışılmaktadır. Ondan mazlum bir millete zulmeden konumunda olduğundan dolayı bazı küçük (!) fedakarlıklarda bulunmaya razı olması istenmektedir.

Helal kazanç ile elde ettiğimiz evimize bir hırsız girse sadece malımıza değil canımıza ve namusumuza da el uzatsa yeter ki bana dokunma deyip silahıyla çekip gitmesine izin vermemiz, ayrıca bunun için kendisine minnettar kalmamız mı gerekmektedir?

Oysa silah bırakıp ülkeyi terk edecekleri söylenenler, şimdi ondanda vazgeçmişlerdir. Sınırı ve haddini iyice aşanlar Türkiye Cumhuriyeti devletinin kendilerini silahlandırmasını teklif ediyorlar, istekleri bitmek bilmiyor. Yaşadıkları topraklar üzerinde mali özerklik talep ediyorlar.

Bu istediklerini isteme hakkı olması için bedelinin ödenmiş olması gerekir. Bu bedeli nesepleri belli olmayan ve onlar tarafından kandırılmış olanlar değil atalarımız ödemiştir. İstedikleri tapu senedidir ki, tapu senedinin bedelini ahrete gönderdiğimiz neslimiz ödemiştir.

Şimdi bizim dedelerimizin ödediği bedelin hakkını bizden isteme yüzsüzlüğünü gösterebiliyorlar.

Bu düşünceler herhalde saçmadır. Ancak ele geçirilen iletişim organları gücü ile bize bu düşünceler pompalanıyor. Çünkü sahneyi hazırlayanlar tekrarlanan yalan dolan nakaratların bir süre sonra toplumda gerçek olarak algılanacağını bilmektedirler.

Bize karşı bir psikolojik savaş ilan edilmiştir. Şimdi düşük yoğunluklu savaşı yaşıyoruz, arkadan sıcak savaş gelecektir. Eğer savaş ilan edildiyse bahsettiğimiz sorumluluk gereği helal topraklarımızı helal kanımızla sulamamız, kirli ve haram sözde barışa karşı durmamız gerekmektedir.