Sosyopsikolojik halimiz

Murat YAZAN

Salgın başlayalı bir yılı geçti. İlk günlerde olabilecekler hakkında ben de başka yazar ve uzmanlar da birçok yorum yaptık, geleceğe dair varsayımlarımızı paylaştık. Çoğu tutmakla birlikte değişen şartlar ve sürecin uzaması her şeyi daha karmaşık ve tatsız hale getirdi.

Salgının başında “yazın hafifleyecek, sonbahar gibi rahatlayacağız” diyen uzmanlar vardı. Yerli aşı üretilecekti. Sağlık bakanına büyük güven vardı, sağlık sistemimiz sapasağlamdı.

Bugün…

Virüs varyantları normalde virüslerin gücünü zayıflatırken C-19 güçlendi. Bakana olan güven sarsıldı, sağlık sistemi alarm veriyor. Bir yılı aşkın zamandır “iyiye gidecek” diye beklerken salgın kötüye gidiyor. Bir yıl içinde gerçekleşen sosyal ve psikolojik değişikliklerin altını çizmek istiyorum.

İNSAN ÇEŞİTLİLİĞİ YOKSUNLUĞU

Kurallara uyarak evden olabildiğince çıkmayan tanıdık ve danışanlarımdan benzer yorumlar duyuyorum. Aynı evde yaşadıkları en sevdikleri için bile “onu görmekten sıkıldım” diyorlar.

Boşanma oranlarında artış, ev içi huzursuzluk ve şiddetin yükselmesinin ardında aslında bu duygu durumu var. İnsan sosyal bir varlık olmakla birlikte yalnız kalmaya da ihtiyaç duyan bir varlıktır. Kendine özel zamanlar ayırmak ister. Uzun zaman aynı insan ya da insanlarla 24 saat bir arada olmak bıkkınlık, hatta öfkeye neden olur. Bu durum özellikle uzun süredir evde olan 65 yaş üstü vatandaşlarımızda yaşandı. Sosyal hayat insan çeşitliliği getirir. Salgın öncesi bu yaş grubunun yaşam tarzı çok farklıydı. Kadınlar kahvaltıyı eşleriyle yapar, erkekler kahveye, parka dolaşmaya ya da başka yerlere gidince komşular tanıdıklar çaya gelir, sohbetler edilirdi. Alışverişe çıkılır, dönüşte dinlenmek için tanıdıkların evlerinde kısa süre oturulur, akşamüstü kahvesi dostlarla içilirdi. Eş eve gelince akşam yemeği yenir, sohbetle gün sona ererdi.

Erkekler kahvede arkadaşlarıyla sohbet eder, dernek, lokal vs. gibi yerlerde yaşıtlarıyla sohbet ederlerdi.

Kadınların da erkeklerin de gün içinde sosyal ilişki kurdukları insan sayısı on kişiden fazlaydı.

Kurallara dikkat ederek evden çalışan daha genç yaş grubu için de durum farklı değildi. Normal zamanda iş yerlerinde onlarca kişiyle sosyalleşir, hafta sonları arkadaş toplantıları yapılırdı.

İnsanlar birden fazla kişiyle sosyal bağ kurmaya ihtiyaç duyarlar. Bu karşılıklı, simbiyotik bir ilişkidir. “İnsan insanın zehrini alır” atasözü tam da bunu ifade eder. Bundan yoksun kalmak gerginliğe neden oluyor çünkü insan doğasına uygun değil.

MEKÂN ÇEŞİTLİLİĞİ YOKSUNLUĞU 

Hepimiz kendimizi belli mekânlarda daha rahat hissederiz. O mekânlara farklı değerler atarız. O yerler bizim için dört duvar ve çatıdan ibaret değildir. Mekânları bizler için özel kılan içindeki yaşanmışlıklarımızdır. Sevgiliyle ilk buluşma, okulu kırınca gidilen yer, arkadaşlarla geçirilen keyifli zamanlar. Çalışanların özenli yaklaşımı, ürünlerin kalitesi… Günlük hayata yabancılaşmamızı sağlayan, rutin dışına çıkmamıza ve dolayısıyla rahatlatan yerlerdir. Hatta bazı mekânların takvimleri vardır. (Kendimden yola çıkarak) yazın Kadıköy’de Sayla’da mantı yiyip oradan Moda’da geçip dondurma yemek, oradan da Moda çay bahçesine çay içmeye gitmek, denize nazır kitap okumak. Eminim ki sizlerin de benzer yer ve takvimleriniz vardır ancak bir yıldır bunlardan yoksunuz. İşletmelerin ekonomik şartlar yüzünden ayakta kalıp kalmayacaklarından da şüpheliyiz.

GÜVENLİK KAYGISI

Toplu taşımayla seyahat etmek zorunda kalan herkes diğer insanları koronavirüs olarak görüyor. Eskiden arkamızda biri hapşırsa “çok yaşa” derdik, şimdi “bana da bulaştırdı mı?” diye sertçe bakıyoruz. Hele öksürdüyse gözümüzde “toplum düşmanı” oluveriyor. Taksiye biniyorsak şoförün maskeli olup olmadığına bakıyoruz. Markete giderken karşımızdan gelenlere dikkat ediyor, araya mesafe koyuyoruz. “İnsan” algımız giderek tehlike algısına dönüştü. Herkesi potansiyel bulaştırıcı olarak görüyoruz.

ÇÖZÜM

Salgın sürecinde evdeki koltuk yastıklarına isim koyup onlarla konuşan yalnız insanlar olduğunu biliyorum. Sevdikleriyle fazla iç içe olmaktan dolayı bunalanlar da var. Sanırım çözüm dengeyi tutturmaktan geçiyor. Havaların ısınmasıyla açık havada maske ve mesafe kurallarına uyarak sohbetler insan çeşitliliğini arttıracak, rahatlatıcı olacaktır. Güneşli günlerde kurallara uyarak evden çıkmak, biraz dolaşmak da mutlaka iyi gelecektir. Umarım aşılar işe yarar.

İktidarın “maske, mesafe, temizlik” demekten ve yasaklar ilan edip ceza kesmekten fazlasını yapması, sivil toplum örgütlerinin de destek olması gerekiyor. Evden çıkmayan insanlar için internet ortamında birbirlerini görebilecekleri hobi ve tartışma kulüpleri/grupları kurulabilir. Özellikle 65 yaş üzerinde olup aşıları tamamlananlar için hafta sonları kurallara uymak şartıyla toplu şehir turları düzenlenebilir. Örnekleri çoğaltmak mümkün. Sosyal ve psikolojik sorunlar ”evde otur” demekle ortadan kalkmıyor. Mekan ve insan çeşitliliğini kısıtlı da olsa yaratmak için kafa patlatmak ve proje üretmek gerekiyor.