Sıcak sarılar, maviler, fuşyalar... Kendine özgü canlı renkler ve desenler onun resimlerinden belleğimde kalanlar. Onun resimlerine ilk bakışta bir baş ve renklerin uymuna ilişkin dinginlik hissedilirken detaya inip incelendiğinde bir karmaşa,sıkışmışlık hissediyorsunuz. Bu da bana günümüz insanının görünüşü ile iç yaşamındaki görünmeyen kargaşa hissini uyandırıyor…
Kendisiyle 2014’te Macaristan’da, 2018 ve 2025’te ise Sırbistan’ın Bela Blato yerleşimindeki resim festivalinde davetli sanatçılar olarak bir araya gelmiştik. İlk karşılaşmalarımızda Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi’nde doçent olarak çalışıyordu. Daha sonra akademik çalışmalarını profesör olarak Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi’nde sürdürmeye başladı.
O ressam ve akademisyen Prof. Dr. Mustafa Cevat Atalay ve onunla 2026 tarihli Defter serisini konuşuyoruz. Kâğıt üzerine karışık teknikle ürettiği çalışmalardaki insan figürlerinden ve parçalanan yüzlerden yola çıkarak çizginin, lekenin ve boşluğun ifade olanaklarına uzanıyoruz...
Hülya Sezgin: Neden ressam oldunuz? Sizi etkileyen ya da örnek aldığınız biri var mı?
Mustafa Cevat Atalay: Resmin ifade olanaklarını seviyorum. Bir düşüncenin ya da duygunun çizgi, renk ve biçim aracılığıyla görünür hâle gelmesi benim için değerli. Resimle kurduğum ilişkinin temelinde bu ifade imkânına duyduğum ilgi bulunmaktadır. Sanat tarihi, gelenek ve çağdaş üretimler, sanatçının ifade dilini geliştiren kaynaklar arasındadır. Önceki sanatçıların çalışmalarını incelemek, farklı biçimlendirme olanaklarını anlamaya katkı sağlar.
Hülya Sezgin: Defter serisine bir arada bakınca yüzler, yalnız insanlar ve büyük boşluklarla karşılaşıyoruz. Bu çalışmaların ortak konusu nedir?
Mustafa Cevat Atalay: Seriyi insan, mekân ve algı ilişkileri üzerine devam eden bir araştırma olarak değerlendiriyorum. İnsan bazen büyük bir baş biçimiyle, bazen çevresindeki kütlelere göre oldukça küçük bir figürle yer alıyor. Ölçü farklılıkları, insanın bulunduğu alanla ilişkisini sorgulamaya açıyor. Defter adı da sayfalar arasındaki sürekliliği düşündürüyor. Her çalışma kendi bütünlüğünü taşırken, çizgi ve boşluk üzerine geliştirilen arayış diğer sayfalarda devam ediyor. Resimde derinlik duygusu uyandıran çizgilerle yüzeydeki yoğun lekeleri birlikte değerlendiriyorum. Biçimlerin birbirleriyle ve boş alanlarla kurduğu, espas olarak adlandırdığımız ilişki, bakışın yönünü etkiliyor. Mekânın kurulması ve yer yer kesintiye uğraması bu arayışın bir parçasıdır.
Hülya Sezgin: Yüzlerin içinde başka yüzler beliriyor; çizgi bazen insanı kuruyor, bazen parçalıyor... Bu anlatım sizin için ne ifade ediyor?
Mustafa Cevat Atalay: Çizgi, biçimin oluşmasına katılan başlıca unsurlardan biridir. Kesişmeler, farklı yönlere açılan hareketler ve yoğunlaşan lekeler, yüzün tek bir görünüşle sınırlandırılmasını güçleştiriyor. Böylece figüratif anlatımla soyutlama arasında geçişler oluşuyor. İzleyici bir yüzü tanıdıktan sonra başka bir ayrıntıyla karşılaşabiliyor. Bu çoğalmayı, resmin farklı okumalara açık kalmasını sağlayan bir olanak olarak görüyorum.
Hülya Sezgin: Açık ve koyu alanlar, yer yer görünen sıcak renkler... Çalışırken bu dengeyi nasıl kuruyorsunuz?
Mustafa Cevat Atalay: Başlangıçtaki düşünce, malzemeyle karşılaşma sırasında değişebiliyor. Bir lekenin yayılması ya da çizgilerin kesişmesi yeni ilişkiler öneriyor. Bu olanakları kompozisyonun bütünü içinde değerlendiriyorum. Siyah, beyaz ve gri değerlerle birlikte sıcak ve soğuk renk alanları da yapıya katılıyor. Bazı çalışmalarda koyu figür açık zeminde belirirken, bazılarında açık figür koyu alanın içinden görünür oluyor. Bu değişim, insanın çevresiyle kurduğu ilişkinin etkisini de dönüştürüyor. Bazı izlerin örtülüp bazılarının görünür bırakılması katmanlı bir yüzey oluşturuyor. Rastlantının sunduğu imkânın bütüne nasıl katılacağı ise seçim gerektiriyor. Fırça izleri duygusal etkiler uyandırabilir; ancak yalnızca bu izlerden sanatçının ruhsal durumuna ilişkin kesin sonuçlar çıkarmak yeterli değildir.
Hülya Sezgin: Uçaklar, yarıklar ve küçük insan figürleri tedirginlik de uyandırabiliyor. İzleyici bu görüntülere nasıl yaklaşmalı?
Mustafa Cevat Atalay: Bu imgelerin savaş, tehdit, yalnızlık veya kırılganlık gibi çağrışımlar oluşturması mümkündür. Bununla birlikte, anlamın oluşmasına biçimlerin büyüklüğü, konumu ve çevresindeki boşluk da katılmaktadır. Mekânın kesintiye uğraması, figürün durduğu zemini belirsizleştirebilir. İzleyicinin kendi birikiminden hareketle bu ilişkileri değerlendirmesini önemsiyorum. Her imgeyi tek bir anlama bağlamak, resmin sunduğu başka ilişkilerin görülmesini sınırlayabilir. Bir uçak görüntüsü izleyiciyi hızla savaşa yönlendirebilir. Bakışın bu ilk çağrışımda durmayıp boyanın ve çizginin kurduğu ilişkilere de yönelmesini önemsiyorum.
Hülya Sezgin: Tekrar eden biçimler arasında size özgü bir dil de hissediliyor... Bu dili nasıl değerlendiriyorsunuz?
Mustafa Cevat Atalay: Bir serinin bütünlüğü, tekrar eden biçimlerin geçirdiği değişimlerle birlikte değerlendirilmelidir. Baş, insan figürü ve kaligrafik hareket her kompozisyonda farklı bir işlev kazanabilir. Benzer bir imgenin başka eserlerde bulunması, aynı resimsel anlayışın benimsendiğini göstermez. Kişisel dili, bu unsurların nasıl ilişkilendirildiği üzerinden düşünüyorum. Ortak renkler ve biçimler bir süreklilik sağlarken her resmin kendi yapısal sorusunu taşımasını da önemsiyorum.
Hülya Sezgin: Resimlerinizin karşısında duran birinin neye zaman ayırmasını istersiniz?
Mustafa Cevat Atalay: İlk bakışta tanınan biçimin ardından çizginin yönüne, lekenin ağırlığına ve boşluğun dağılımına bakmasını isterim. Bunlar, resimde anlamın nasıl kurulduğunu fark etmeye yardımcı olur. Benim için izleyicinin kendi sorusunu oluşturabilmesi değerlidir. Resimle karşılaşmanın, bakmaya devam ettikçe gelişen bir deneyim olmasını önemsiyorum.
Hülya Sezgin: Bir de sanırım yakında bir sergi görünüyor... Yeni bir sergi hazırlığınız var mı?
Mustafa Cevat Atalay: Evet, 2027 yılı içinde Ankara’da tuval üzerine akrilik resimlerimden oluşan bir sergi açmayı planlıyorum. Henüz sergi mekânı konusunda karar vermedim.
Web: https://mcevata.com/|Instagram: @mcevatatalay