Ruh Hastasıyız

Zeynel KOZANOĞLU

Çok merak ediyorum, “Ben ruh hastası değilim” demeye gelince nüfusumuzun tamamı böyle haykıracaktır. Evet ancak “Ruh hastası değilim” demek gerçekle ne kadar örtüşür. Bana göre bu konuda kimse kendisini savunacak halde değil. Çünkü gerçek bambaşka görünüyor.

Duruma birlikte bakalım mı?  Televizyon dizilerinden başlayalım.  Düzgün aileler, düzgün ilişkiler içinde güzellikler ve mutluluklar yaşıyor. Çocuklar büyütüyor, her biri ayrı bir pırlanta, verdiği sözde duran, hak yemeyen, yalan söylemeyen pırlantalar…

Böyle bu halde bu yolda ilerleyen insanları anlatan bir dizinin yayınlanma şansı sizce nedir? Yanıt vermeseniz de olur.  Yoksul bir köy çocuğu, bütün engelleri aşmış, sakatlığını yenmiş, üniversite bitirmiş. Milletvekili seçilmiş. Bakan olmuş. Efsane bakan diye adı çıkmış.

“Gelin bir filmini yapalım” deseniz ne yanıt alırsınız? Yanıtınızı biliyorum.  

Peki, ciğersiz bir iş adamının değersiz oğlu gece barda, gündüz kadın kız peşinde. Anası başka adamdan çocuk edinmiş. Kocasız kız kardeşi yirmi yaşında dördüncü kürtajından sonra yine de bakire… “Dizi yapar mıyız?” dediniz mi? “Abi, ne duruyorsun, hemen” diyorlar.

Peki, bu soytarılığı bayıla bayıla izleyecek insanımın ruh sağlığı yerinde mi?

“Muhteşem” dediler. Türkiye düşmanlarına milyar verseniz başaramayacakları büyüklükte kötülüğü işlediler. İşlemeye de devam ediyorlar. İnsanımızı anlamak mümkün değil. Mısır’da bir gösteride bir genç kız öldürüldü diye sokağa dökülüyorlar. Ben bu tavrı yadırgamıyorum.  

Öte yandan “ceddimiz” dedikleri “Kanuni” dedikleri “Cihan padişahı” dedikleri Sultan Süleyman’ı sakallı dengesiz biri…Sarayına köle olarak getirilmiş bir kadının karşısında kul, köle olarak gösteriyorlar. Kimsenin kılı kıpırdamıyor.  Yahu, sokağa dökülmeyin, kimseye bir şey de söylemeyin… Sadece evinizdeki aptal kutusunun düğmesini çevirin.  

Bir çocuk kaçırılmış, dört yaşında… Ölü bulundu, yandık ki ne yandık… Ama kimileri insanları kendi yanmalarıyla baş başa bırakmak niyetinde olmuyorlar. O yavrunun nasıl öldürüldüğünü, kaç parçaya ayrıldığını, yakıldığını da ayrıca üstüne basa basa anlatmayı iş ediniyorlar. Bunu yapanın ruh sağlığı yerinde mi? Bu yazılanları okuyanların ruh sağlığı yerinde mi? Bir trafik kazası olmuş… “Şu kadar kişi hayatını kaybetti” demek yetiyor mu?

Nasıl sıkışmışlar. Nasıl elleri, kolları kırılmış… Sıkıştıkları yerden kurtarılmak için ne kadar çaba harcanmış? Dahası da var. Hastane yetkilileri kazazedenin hayatını kurtarmak için ne kadar çalışmış? Sanki insanlara “Ne duruyorsunuz, hadi ağlasanıza” der gibi bir hal.

Şehzade Mustafa’nın öldürülüşü olayını göz önüne getirin. Bilmem kaç kişi, bilmem ne kadar uğraşmışlar. Delikanlımızın öldürülüşü gerçeğe benzesin diye… Oysa binlerce yıl önce yazılmış Yunan tirajedilerinin hiç birinde halkın gözü önünde cinayet işlenmiyor.  

Bizim filmcilerimiz insan onuruna saygı yönünden üç bin yılın gerisindeler, haberleri olsun.

Not: “Sen bakmıyor musun?” diyecekler çıkabilir. Bakmıyorum arkadaşlar. Ancak haftalar boyunca o kadar tekrar tekrar veriyorlar ki, görmemek için gözlerim olmaması gerekiyor. Ne yazık ki, gözlerim bana pek lazım.