Oyları vereni de sayanı da ihmal etmiyorlar...

Ruhittin SÖNMEZ

İktidar kanadı için "seçimin bir ölüm kalım mücadelesi olduğu" anlaşılıyor. Çünkü halen çok şükür ki -adil ve eşit şartlarda olmasa bile- henüz seçimlerin yapılabildiği, kısmen demokratik bir ülkeyiz. Yüzde 90’ların üzerinde oylarla seçilen diktatörlerin olduğu ülkelerden değiliz. 

"İktidarın ne olursa olsun kazanacağı, kaybetse bile asla meşru yoldan gitmeyeceğine" inananlarımız var. Ama benim gibi aksi görüşte olan iyimserlerin oranı daha yüksek.

Karamsar olanların tezi doğru olsaydı İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve diğer birçok büyükşehir belediyelerini kaybeden AKP bu belediyeleri CHP’den seçilen başkanlara devretmezdi. 

Gerçi "İstanbul’u kaybeden Türkiye’yi kaybeder" inancında olan Reis ve ekibi kaybettikleri İstanbul’u kolay teslim etmedi. 

"Bir şey olmadıysa bile mutlaka bir şey olmuştur" gibi “veciz” gerekçelerle seçim iptal ettirildi. Yerine yapılan ikinci seçimde yedikleri fark acayip büyüyünce çekildiler. 

Ama bu çekilme "muharebeyi kaybettik ama savaşı değil" tesellisinin ürünüydü. "Belediye Meclisinde çoğunluk bizde, iktidar bizde, çalışma fırsatı vermeyiz, başarısız olurlar" düşüncesi gerçekleşmedi.

Şimdi yargı marifetiyle "İstanbul kalesini" ele geçirme sevdası karamsarların görüşüne haklılık kazandırıyor.

Ben yine de -bu seçimde- "kanlı mı kansız mı?" tartışması olmayacağından eminim. Cumhur İttifakı yenildiğinde iktidarı herhangi bir şiddet olayı olmadan teslim edecektir. En azından temennim böyle.

*  *  *

ULUFE VE İHSAN

Stalin’in "Seçimde kimlerin oy kullandığı değil, oyları kimlerin saydığı önemlidir!" diye meşhur bir sözü vardır. 

Bu sözün ne kadar önemli olduğunu, 1946 seçimlerinde uygulanan “açık oy gizli tasnif” tecrübesini yazan kitaplardan öğrenmiştik. 

Ama -bu derecede olmasa da- oyları sayanın önemini bizler de yaşayarak öğrendik. Mesela sandıkların kapanmasına bir saat kala mühürsüz oyları geçerli kılan YSK kararı ile. 

Mesela İBB seçiminde aynı sandığa atılan 3 oydan 2’sini geçerli, birini (sadece Büyükşehir Belediye Başkanlığı için atılanı)geçersiz sayan YSK kararı ile. 

İBB seçimlerinde sandıklara sahip çıkılmasa ve dik durulmasa, bugün dahi, oy sayım sonuçları açıklanmadan İstanbul’un her yerindeki billboardlarda resimlerini gördüğümüz AKP adayı İstanbul’u yönetiyor olacaktı.

Bu bakımdan Partili Cumhurbaşkanı ve AKP işi sıkı tutuyor. Bir yandan kendisine oy getirebileceğini düşündüğü her konuda (gelecekte ülkeyi batırır dedikleri de dahil) her türlü adımı atıyor. Kısa vadede seçmenlere şirin gözükecek, seçimi kazandırsa bile yarınları kaybettirecek şeyleri yapmaktan çekinmiyor. 

Ekonomide hesap kitap dönemi yerine “ulufe dağıtma”, devlet kesesinden “ihsanda bulunma” ve karşılığında sadakat beklentisi geldi. Bir gün önce Memur ve Emeklilere müjde olarak verilen yüzde 25 zam büyük bir telaşla ertesi gün yüzde 30 olarak değiştirilebildi.

Ama bunların yetmeyeceğini gördükleri için “oy verenler” yanında “oy sayanlar” konusunda da çalışmalar yaptılar, yapmaya devam ediyorlar.

*   *   *

SEÇİM KANUNU NİYE DEĞİŞTİ?

Muhalefetin sandıklara sahip çıkma konusundaki kararlılığı ve yaptığı çalışmalar, iktidarın sayım aşamasına çok güvenemeyeceğini gösteriyor.

İktidar ortakları 6 Nisan 2022’de “Milletvekili Seçimi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunu” çıkardılar. Zaten adaletsiz olan seçim mevzuatını tamamen muhalefeti sıkboğaz edecek şekilde değiştirdiler.

Altılı Masa içindeki küçük partilerin milletvekili çıkarmasının önünü kesmek için ittifak uygulaması kaldırıldı. Artık bir siyasi partinin milletvekili çıkarabilmesi için yüzde 7’lik ülke barajını aşması gerekiyor. MHP’nin yüzde 10’luk ülke barajına takılma ihtimalini ortadan kaldırmak için ülke genelinde uygulanan baraj düşürüldü. 

Daha da vahim olarak, İl ve İlçe Seçim Kurullarının seçiminde uzun yıllardır sorunsuz uygulanan usul değiştirildi. Bu kurulların tamamının “iktidara müzahir hakimlerden oluşturulacağı” gibi bir endişe var.

Yapılan değişiklikler, Resmî Gazete’de yayınlanmalarının üzerinden bir yıl geçmeden uygulanamıyor. Bu nedenle yeni düzenleme, 6 Nisan 2023’ten itibaren uygulanabilecek.

İşte muhalefetin “erken seçim kararı alınacaksa 6 Nisan 2023 öncesine alınsın destekleyelim, yoksa seçim zamanında yani 18 Haziran’da yapılsın” demesi bu yüzden. 

*   *   *

6 NİSAN NEDEN ÖNEMLİ?

Cumhurbaşkanı R. T. Erdoğan iki dönem bu makamda kaldı. Anayasaya göre 3. Dönem aday olamıyor. Ancak tek bir şartla, TBMM erken seçim kararı alırsa aday olabilir.

Cumhurbaşkanı kararıyla erken seçime gidilirse Erdoğan yine aday olamaz.

Anayasaya göre Erdoğan’ın şaibesiz, tartışmasız aday olabilmesi için muhalefetin teklifi bir fırsat. Ancak anladığımız kadarıyla AKP ve MHP seçimin 6 Nisan öncesine alınmasına sıcak bakmıyor. Belki de seçim mevzuatında yaptıkları değişiklik uygulanmadan kazanamayacaklarını hesaplıyor olabilirler.

Ancak 6 Nisan’dan sonrası yapılacak bir erken seçim için TBMM kararı çıkmaz. Çünkü Cumhur İttifakının oyu yetersiz.  6 Nisan- 18 Haziran arasında yapılacak bir seçimde ise, Anayasaya göre, Erdoğan aday olamaz.

O zaman iki ihtimal söz konusu: “Erdoğan kazanamayacağı bir seçime girmez” diyenler haklı ise, anketlere göre kazanma ihtimali olmadığını görecek olan Erdoğan “YSK aday olmamı Anayasaya uygun bulmuyor” diyerek aday olmaktan vaz geçer. 

İkinci ve daha güçlü ihtimal ise YSK -Anayasanın emredici hükmüne açıkça aykırı da olsa- “Erdoğan’ın 3. defa adaylığına engel yok” kararı verir. Erdoğan’ın adaylığının meşruiyeti tartışılır ama O buna pek aldırış etmez.

Çünkü Erdoğan’ın yaptıklarından anlıyoruz ki O toplumumuzu şöyle tanıyor:

İnsanlarımız batılı halklar gibi değil. Hak, hukuk, adalet gibi soyut kavramlar ve ahlak, liyakat, fazilet gibi değerler yerine karnını doyurana sadakati önceleyen, hafızası 2 aylık bir kitledir.

Ben bir vatandaş olarak, bizi böyle gören bir yönetim anlayışına destek vermeyi kendi açımdan çok alçaltıcı bulurum.