Öğrenci evleri

Hülya SEZGİN

Öğrenci evleri deyince burnumun direği sızlar. Çünkü gelecek için, okumak için, ailesinden, sevdiklerinden uzakta ve birden bire hayatın zorlukları ile başbaşa kalmış, bir yandan da okumaya çalışan gencecik yürekler gelir aklıma...

Oğlum Serter'im Ege Üniversitesi'ni kazandığı için sorun yoktu. Çünkü aynı kentde idik ve evimizden ayrılmayacaktı yavrum.

Sonra sıra geldi kızıma... Bundan 7 yıl öncesi idi. Senem'im Ankara'nın Şereflikoçhisar'ında bir üniversiteyi kazanmıştı. Yurt başvurusu yaptık ama kabul edilmemiş ve yedeklerde kalmıştı.

On yedi yıl dizimin dibinden ayırmadığım, geceleri uyuyunca üstünü örtmeye gittiğimde saçını koklayıp, yüzünü gözünü öptüğüm ciğerimin yarısı kızım benden uzakta, hem de yapayalnız bilmediği bir yerlere okumaya gidecekti...

Ve yurtta yedek!.. Yedek ne demekti?..

Tanrım çıldırmak üzereyim. Düşün... düşün... sabahlara kadar uyuyamıyorum. Yalnız ben mi? Babamız Hikmet de aynı sıkıntıda... Uzun uzun konuşuyoruz... Doluya koyuyoruz almıyor, boşa koyuyoruz dolmuyor. En sonunda kaydını yaptırmaya kızımızı yanımıza aldığımız gibi yollandık Şereflikoçhisar'a. Kayıt yapıldıktan sonra yurt müdürlüğü ile sorunu konuşmaya gittik. “Yapabileceğimiz bir şey yok. Eğer asillerden biri kaydolmazsa kızınızı alabiliriz.” dediler. “Peki ne zaman haberimiz olur?” “Okul açılınca...” “Peki bu süre içinde ne yapacağız?” “İki-üç gün konuk edebiliriz...” “Ya sonrası?..” “Yok!..”

Ya yedeklere yer kalmadı derlerse biz ne yaparız? Yavrumu nerelere, kimlerin eline bırakırım. Bu çocuk sokakta mı yatacak?..

Hemen okulun karşısındaki köye geçtik. Amacım bakkala ve muhtara danışmak ve kiralık ev bulmaktı. Ama orası köy... herkes kendi evinde oturuyor. Buralarda ne kiracı olur, ne de kiralık ev!.. Ben içimin yangınını öyle bir içler acısı  anlatmışım ki bakkalın önünde taburede oturan kişilere. Oradaki ilk öğretim okulunda görevli Soner Ayan'ın içi sızlamış. “Abla benim babam 6 ay önce sizlere ömür. Evi dayalı döşeli. Kendi oturduğum ev ile bitişik bir bahçe içinde. Ancak ben orayı tamirat yapıp kendim oturacak ve kendi oturduğum yeri de kiraya vereceğim. Bu da ancak gelecek yıl olabilir...” dedi. Ama bana hemen gerek. Nasıl beklerim gelecek yılı...

Yüreğimiz pır pır sokakları dolaşmıştık boşu boşuna, bir ev buluruz amacı ile... Ama nerdeee...Perişan halde, boynumuz bükük, yüreğimiz cenderede bakkalın oraya yollandığımızda karşıda bize el kol sallayan Soner'i gördük. Hemen yanına gittik. “Abla hanıma sordum. Durumunuza çok üzüldük. Bizim de üç yavrumuz var. Yarın aynı duruma biz de düşebiliriz. Ve eğer beğenirseniz evi vereceğiz.”

Benden küçük olmasına rağmen az kaldı eline sarılıp öpecektim Soner'in. Bizi aldı götürdü evine. Dünya iyisi insanlar. Eşi Hüsniye hemen bize çay ve yiyecek bir şeyler çıkardı. Evi gezdirdi. Kör istemiş bir göz, Allah vermiş iki göz hesabı. Gonca gülümü bu pırıl pırıl Anadolu'mun insanlarına emanet bıraktım. Üç yıl boyunca ona ana baba gibi sahip çıktılar. Hâlâ arada selamlaşırız. İyiliklerini asla unutamam...

Ama elbet kolay geçmedi bu üç yıl... Örneğin bir gün telefonum çaldı, karşımda Senem'im çığlık çığlığa...”Anne faareeee!..” Elim ayağım titredi. Çocuk korkmuş. Aramızda 700 km. Uzaklık... İzmir nereee.... Koçhisar nere!.. Ne yapabilirim?.. Hemen diğer telefondan Soner'i aradım. Onlarda yedek anahtar vardı. Çünkü en büyük korkularımdan biri de kaloriferli evde büyümüş kızım orada kömür sobası yakacaktı ısınmak için. Ya bilemezse!.. Ya tüterse!.. Ya yangın çıkarsa!.. Ya dumandan zehirlenirse!.. Oooof of... ne çektim beee!..

Soner'le Hüsniye koştular eve... fareyi öldürdüler... Senem'i de o gece kendi evlerinde konuk ettiler...

Hüsniye'm kıyamıyordu Senem'ime... çamaşır yıkayacağı zaman arada bir onun da çamaşırlarını toplayıp yıkayıveriyordu. Akşamları ise mutlaka yemeğe alıyordu onu. Ben şanslı idim. Allah karşıma böyle iyi ve temiz insanları çıkarmıştı. Peki ya benim durumumda olan diğerleri?  

Şimdi tartışma konusu öğrenci evleri olunca bunlar geldi hemen aklıma. Yüreğim daraldı. Bence öğrenci evlerini denetlemeye kalkana kadar kayıt yapılacak öğrenciye yetecek kadar yurt açılmalı. Ve o yurtlar düzenli denetlenmeli...
Çaresizlik içinde birkaç arkadaş eğer özel ev tuttu ise onun sorumluluğu anne babasındadır. Eğer ana babanın eli ermez gücü yetmez ise o zaman da sosyal destek üniteleri  kurulmalı. Ana babanın isteği doğrultusunda denetlenmeli.

Sonra okulu bitirip işsizlikle uğraşacak bu öğrenciler için çözüm üretilmeli. O kadar önemli sorunlar varken nelerle uğraşıyoruz Tanrım! Tövbe tövbeee!..

Yoksa analar babalar kendi çocuklarının ahlakına sahip çıkarlar elbet...

Yazımı tam bitirmek üzereydim ki facebookta bir kaç yorum gördüm. Diyordu ki:

”Ondört yaşındaki kız çocuklarına imam nikahı kıyıp yaşayan altmış yaşındaki dedelerin evini de basacakmısınız?”

“Peki ya bu çocuklar biz imam nikahlıyız derlerse ne yapacaksınız?”

Hülya Sezgin/hulyasezgin@hotmail.com