Ne dediğinizi duymuyoruz çünkü kim olduğunuzu bilmiyoruz...

Ruhittin SÖNMEZ

Yaklaşık 20 yıldır ülkeyi yönetiyorsunuz, bilmediğimiz çok az yönünüz kaldı.

Dün, sizi “parmağında bir yüzüğünden başka serveti olmayan”, “Eğer bir gün zengin olduğumu duyarsanız bilin ki haram yemişimdir” diyen, “alnı secdeye değen” insanlar olarak görüyorduk.

Dün, “Yolsuzluk, Yoksulluk ve Yasakları (3Y) kaldıracağız” sözünüze inanıyorduk.

Dün, “Dicle’nin kenarında bir kurdun kaptığı koyununun bile mesuliyeti benimdir” diyen Başbakanı çaresizlerin sığınacağı bir kapı gibi görüyorduk.

Zamanla gördük ki, “Harun gibi gelmiştiniz ama Karun gibi oldunuz.”

*  *  *

Her şeyin en büyüğünü yapmayı seviyorsunuz. Önceki dönemlerde hayal dahi edilemeyecek büyük yolsuzluklar yaptınız, yapıyorsunuz. Bu yolla zengin olan dar bir kesimin serveti milletin topyekûn fakirleşmesine yol açabilecek kadar büyüdü.

“Çalıyorlar ama çalışıyorlar” propagandası ile “aman çalsınlar ama yeter ki ülke büyüsün, gelişsin” diye düşünmemizi sağladınız. Ama düşünemedik ki, çalarak ülke büyütülemez. Çünkü ülke için değil şahsi çıkarlarınız için çalı(şı)yordunuz.

İşte havuzun suyu tükenmekte. Ülkemizde 8 seneden beri kişi başına düşen milli gelir sürekli azaldı yani millet fakirleşti, fakirleşmekte.

Cumhuriyet tarihinde ilk defa bu kadar kötü yönetilen bir ekonomi, bu kadar kötü yönetilen bir devlet ile karşı karşıyayız.

Devlet yönetilemiyor. Kurumlar tel tel dökülüyor.

Avrupa’nın en düşük ikinci asgari ücreti bizde. Çin’in asgari ücreti bile bizi geçti. Avrupa’da çalışanların en fazla yüzde 8-10’unun geliri asgari ücrete yakın. Bizde çalışanların üçte ikisinin geliri asgari ücret civarında. Orta direği yok etmek üzeresiniz.

Asgari ücret civarında ve altında kazancı olanların barınmak ve karnını doyurmak dışında bir hayali yok.

Ümitlerimizi, hayallerimizi bile çaldınız.

Zenginlerimizin gözü yurtdışında. Son üç senede 10 bin, dolar milyoneri ve 23 bin iş insanı Türkiye’den yurtdışına göçtü.

Gençlerde geniş tanımlı işsizlik oranı yüzde 42,7 oldu. Üniversite mezunu gençlerimizin yüzde 35’i işsiz. İyi yetişmiş, dışarıda iş bulma ümidi olan doktorlarımız, mühendislerimiz, meslek sahibi insanlarımız yurtdışına göçmekte. “Beyin göçü” ile beşerî sermayemizi yabancılara kaptırıyoruz.

Buna karşılık ülkemizi 7 milyon civarında donanımsız, eğitimsiz ve birikimsiz Suriyeli, Afgan vd sığınmacılarla doldurdunuz.

Sizin zengin ettiklerinizden bir kısmı ise vergi cennetlerinde kara para aklama derdinde.

* * *  

Dün, “Anayasa değiştirmekten” söz ettiğinizde heyecanlanıyorduk.

Dün, “yargı reformu” dediğinizde gurur duyacağımız düzenlemeler olacağını ümit ediyorduk.

Dün, “seçim kanunu” değişikliği istediğinizde “istikrar” deyip destekliyorduk.

Dün, yetki istediğinizde elinizi kolunuzu bağlayacağınızı düşündüğünüz her şeyi bertaraf etmenizden gurur duyuyorduk.

Dün, “vesayet rejimini kaldıracağız” dediğinizde, “Milli iradeyi hâkim kılacağız” dediğinizde “gelişmiş bir demokrasimiz olacak” diye seviniyorduk.

Dün, “verin yetkiyi kardeşinize görün dövizi faizi” dediğinizde, yetkiniz arttıkça döviz ve faiz düşer, hayat pahalılığı azalır sanıyorduk.

Meğer ne kadar kolay kandırılmışız ne kadar çok kandırmışsınız.

Anayasayı öyle bir değiştirdiniz ki otoriter bir yönetim neymiş, “demokrasi ne kadar güzel bir rejimmiş” öğrendik.

Milli iradenin temsilcisi TBMM’ni yetkisiz kılıp, bütün yetkileri tek adama verdiniz.

Yargıyı o kadar yürütmeye bağladınız ki, adalete güven yerlerde sürünmekte. Mülkiyet hakkı ve özgürlüğümüz bile güvence altında değil. Özellikle siyasi davalarda, hâkim ve savcılar karar vermeden önce vicdanlarına değil sizlerin yüzüne bakıyor.

“Askeri vesayet” yerine “parti devleti” getirerek eski günleri mumla aratıyorsunuz.

Dinimizi siyasi araç olarak kullandınız. “Dindar” sıfatınızla en kötü örnekler oldunuz. Yüzünüzden “dindarın nuru” değil “kindarın öfkesi” yansımakta. “Ahlaksız bir dindarlık” nasıl olurmuş gösterdiniz. Halkımızı İslam’dan soğuttunuz.

Verdikçe yetkiyi, ekonomi uçacağı yerde, döviz kurları, faiz ve enflasyon uçuşa geçti.

*  *  *

Şimdi hala yetki istiyorsunuz.

Şimdi yine Anayasa değişikliği yine Seçim Kanunu diyorsunuz.

Bugüne kadar verdiğimiz yetkilerden, yaptığınız değişikliklerden, reformlardan ne hayır gördük ki, yenilerini talep ediyorsunuz.

Ama artık sizin kim olduğunuzu iyi biliyoruz.

Bu yüzden Amerikan düşünür ve yazar Emerson’un bir sözünü, en güçlü sessiz çığlıklarımızla haykırıyoruz:

“Kim olduğun söylediklerini o kadar gölgeliyor ki ne dediğini bir türlü duyamıyorum.”