Millete düşman olunur mu?

Niyazi BEKTAŞ

Millete Düşman olunur mu?

Son yıllarda öyle bir siyasi söylemler var ki ülkemizde akılla, izanla, mantıkla izah edilemeyecek düzeyde.

Düşünüyorum da bir türlü cevap bulamıyorum.

Siyasetçi kendisine oy vermeyenleri neden ötekileştirir?

Siyasetçinin görevi halkı ayrıştırmak olabilir mi?

Siyasetçi hangi gerekçeyle karşısındakilere bölücü muamelesi yapıyor?

Demokrasiyle yönetilen başka ülkelerde de siyasetçiler kendi milleti için bizde olduğu gibi aşağılayıcı, bölücü, ayrıştırıcı söylemler var? Biraz dünyadaki siyasi gündemi ve demokratik ülkelerdeki siyasi partileri bilirim. Bu ülkelerde yapılan seçimleri takip ederim... Hiç bir demokratik ülkede, hatta yönetim sistemi demokrasi olmayan bir çok ülkede dahi bizde olduğu gibi halkının düşmanlaştıran, hain olarak suçlayan,ayrıştıran ,milleti birbirine düşmanlaştıran tek ülke yoktur.

Her nedense Türkiye’mizde siyasi partilerin büyük çoğunluğu seçimlerde, siyasi söylemlerini insanlık dışı sözlerle yapıyorlar. Halkımız da maalesef bunlara sessiz kalıyor. Gerekli insanı tepkiyi göstermiyor.

Hem Müslüman hem de demokrasiyi yönetim sistemi olarak tercih tek Müslüman ülke; Türkiye’dir. Ne yazık ki çok partili sisteme geçtiğimiz günden bu güne kadar istenilen demokratik duruşa ulaşamadık. Üzülerek diyorum ki insan haklarına dayalı, özgür ve eşit demokratik düzeye gelmemiz için daha çok yol kat etmemiz gerekiyor.

Bir türlü Orta Doğu ülkesi olmaktan kendimizi kurtaramadık. Doğu kültüründen güzellikleri alarak demokrasiyle yoğrulmuş yeni bir zihniyet inşa edemedik. Zihniyet değişimini sağlayamadık.

En önemlisi ise demokrasiye geçişte bedel ödemedik. Bundan dolayı özgürlüğün, hür ve eşit vatandaş olarak yaşamanın değerini millet olarak kavrayabilmiş değiliz.

Mevcut anayasamızda veya yasalarımızdaki hak ve görevlerimizi tam olarak bilmiyoruz. Bilenlere de inanmıyoruz. İnsan olarak hayatımızı şekillendiremiyoruz.

Güdümlü bir toplum olduk. Başkalarının emri ile hareket eden bir millet olduk. Kendi öz kıymetlerimizin neredeyse tamamını unuttuk.

Okumuyoruz, düşünmüyoruz ve de en kötüsü sorgulamıyoruz.

Birileri bize neyi layık görüyorsa,onunla yetiniyoruz. Fikir üretmekten çok uzaktayız. Fikir üretmeye gayret edenlere de her türlü hakareti, aşağılayıcı sözleri, yasaklayıcı kuralları uygulayanlara tepkimiz yok.

Ruhsuz ve tepkisiz bir canlı gibiyiz. Her şeyden korkan bir toplum olduk. Ufkumuzu aydınlatmak için hiçbir çalışmamız yok. Kısacası cehalet her tarafımıza hakim oldu.

Sözde demokratik hukuk devletiyiz. Anayasamızın başlangıç maddeleri gayet net ve açık yazılmasına rağmen bizi yönetenler bu kurallar yokmuş gibi söz ve eylemlerde bulunuyorlar, sesimiz çıkmıyor. Yöneticilerin şahsi istek ve çıkarları sanki bizim için ilahi kuralmış gibi algılar olduk.

Yönetim erkini bir şekilde elde edenlerin şahsi egoları, şahsi çıkarları ön planda olmasına rağmen, bunlara karşı kendimizi ezik hissettiğimizden dolayı sesimiz çıkmıyor.

Demokrasiyi tam olarak anlayamadık. Demokratik kuralları özel hayatımızda ve toplumsal hayatımızda uygulamaktan çok uzaktayız. Özgür fertler olarak yaşamanın önemini kavrayabilmiş değiliz.

Düşünce olarak ne batılı olabildik,ne de doğulu kalabildik.

Batılı'nın yaşam felsefesi bize uzak kaldı. Doğulu'nun düşünce alanı da bizim için yetersiz kalınca kimliğimizi ve kişiliğimizi bir türlü yerli yerine oturtamadık.

Yıllarca, dini değerlerimizin bizim sosyal alanlarda geri kalmamıza neden olduğunu savunanlar oldu. Bu sav asla doğru değildi... Geriden olayları takip edişimizin tek nedeninin insan kaynağı olduğunu bir türlü kavrayamadık.

Millet olmamıza rağmen, ne yazık ki bir türlü de yerli ve milli olamadık. Her alanda batıdan esen rüzgara kapılarak varlıklarımızın tamamına yakınını yok ettik. Kısacası rüzgara göre yelken açtık. Açtığımız yelken rüzgara dayanamadı, yırtıldı gitti...

Milli kimliğimizi ve manevi dünyamızı insan irademize uygun inşa edemedik. Bu eksik ve hatalı yapı, siyasi anlayışımızı da maalesef çağlar gerisine taşıdı... Bugünkü siyasi kamplaşmanın, halkı düşmanlaştırmanın, ayrıştırmanın, ötekileştirmenin tek nedeni zihniyettir. En kısa zamanda bu anlayışı terk etmeliyiz.

Sadece şahsı çıkarları için Türk Milleti’ni ayrıştırarak sonuç elde etmek isteyenlere mutlaka gerekli dersi sandıklarda vermeliyiz ki hep birlikte kurtuluşa ulaşalım.

Farklı siyasi düşünceye, farklı siyasi partilere, farklı anlayışlara hepimiz saygılı olmak zorundayız.

Seçimler bitecek bizler, yine aynı şehirde, aynı mahallede, aynı sokakta, aynı apartmanda birlikte hayatımızı devam ettireceğiz. Kardeşçe yaşayacağız. Daha doğrusu barış ve huzur içinde birlikte yaşama zorunluluğumuz var.

Sivri dilli siyasi söylemlere kesinlikle değer vermemeliyiz. Hoşgörü içinde, özgürce var olanları paylaşarak,birbirimizi sevmesek de saygı göstererek varlığımızı sürdürmek dileğiyle…