Menkıbelerin dindeki yeri
Allah kabul etsin, namazlarımı kılarım. Genelde evde veya tek başıma kılmayı tercih ederim. Camilere ise Cuma ve Cenaze namazlarında ağırlıklı giderim. Allah şahit bu zamanlarda camiye günahsız girer, günahlı çıkarım. Malumunuz Cuma ve Cenaze namazları öncesi görevlilerin vaaz etmeleri, İslam dinini cemaate anlatmaları görev gereği veya adetten olmuş.
Bazen az da olsa İslam’ı kaynağından veya kaynağını iyi tefsir eden vaazlara rastlıyor, faydalı ve gerekli bilgileri alıyorum. Çoğu zamanda gereksiz boş laf yığını, hikâye, masal ağırlıklı öyle menkıbeler anlatıyor ki vaaz eden kişi Allah dostu olarak nitelendirdiği kişileri, haşa! Allah’a eş, Peygamberden takvaca üstün, gaybı bilen, gelecek hakkında bilgi veren, mucizeleri olan kişiler olarak anlatıyorlar.
Anlatanların asla kötü niyetleri olduklarına inanmıyorum. Onlarda birilerinden duymuş veya bir yerlerde okumuşlar ki anlatıyorlar. Kendilerinin uydurdukları şeyler değildir.
Bunları niye yazıyorum. Geçen hafta Cuma, Cenaze ve ikindi namazları için gittiğim üç ayrı camide anlatılan menkıbelerin Kur’an bütünlüğüne uymaması. Kıssadan-hisse çıkarılması amacıyla anlatılan bu menkıbeleri cemaat pür dikkat dinliyor, alacaklarını alıyor ki göz yaşlarını tutamayanları da görüyorum. Anlatılanlardan bir örneği özetle vermek istiyorum. Az çok camiye gidenlerin kesin duyduklarını bile bile yazıyorum. Ki duyanlarda azıcık kafa yorsunlar istiyorum.
Bir gün Peygamberimiz, Allah’ın merhamet ve af konusunu anlatırken şöyle bir menkıbeden söz eder. İslam öncesi Hristiyanlar döneminde bir adam, farklı zamanlarda 99 kişiyi öldürür. Son kişiyi öldürdükten sonra pişmanlık duyar, Allah’tan affını ister. Durumunu anlattıklarından kimse affının mümkün olmadığını söyler. Son olarak rahip efendiye 99 kişiyi öldürdüğünü affının mümkün olup olmadığını sorar. Rahip de diğerleri gibi insan öldürmenin büyük günah olduğunu; ahiretteki yerinin cehennem olduğunu söyleyince, onu da oracıkta öldürüverir. Adam pes etmez. İçinde af olabileceği hissi vardır. Bu duygular içinde bir tanıdığı onu bir alime yönlendirir. Alim kişi af olabileceğini ama burada seni rahat bırakmazlar yine öldürürsün tövben de kabul olmaz, sen falan ülkeye veya bölgeye git; oranın insanları temiz, medeni, orada Allah’tan af dile tövbe et der. Adam alimin sözünü dinler yola çıkar ama denilen yere varamadan yolda ölür. Durumu bilen azap ve merhamet melekleri ölüm yerine gelirler. Azap melekleri 100 kişiyi öldüren adamın yerinin cehennem olduğunu, merhamet melekleri ise adamın af için yola çıktığını ömrünün vefa etmediğini niyetinin halis olduğunu söylerler. Bu tartışmalar olurken bir başka melek gelir, iki belde arasındaki mesafeyi ölçün gideceği yere yakınsa cennetlik uzaksa cehennemliktir der. Ölçerler tam ortasında hesaplanırken, bir rüzgâr eser adamı gideceği yere bir karış daha yaklaştırır. Allah, af etmek için rüzgârı görevlendirmiş; gönderdiği hakem meleği de yalan çıkarmamıştır. Yani 100 kişiyi öldüren katil, Allah’ın sonsuz rahmetine nail olmuş ve cennetine girmiştir.
Menkıbe bir rüya, hikâye veya birileri tarafından anlatılmış gibi rivayet edilse hiç itirazım olmaz. Peygamberimizin sözleri, hadis olarak anlatılırsa, itirazım fazlasıyla olacaktır.
Kur’an’da böyle bir kıssa yoktur. Peygamberler de gaybı bilmezler. Meleklerin geliş gidişleri ölçümlerini, rüzgârı, kim Peygambere söylemiştir. Allah, yarattığı kulu en iyi tanıyandır. Ona akıl, vicdan, irade vermiş ve onu yeryüzünde kendisine halife tayin ederek güvendiğini de ifade etmiştir. Allah’ın kendisine halife tayin ettiği insan, Allah’ın sıfatlarından bir kısmını taşıyan insandır. Hadi haklı veya haksız yere bir iki kişiyi öldürdü. İnsan olanın vicdanı hemen sorgulamaya başlar. 99 kişiyi öldürdükten sonra vicdan sorgulamasını, yapısı gerekçesi ne olursa olsun yapmaz. Allah’ın affının sonsuz olduğunun anlatılması, “Bir kişiyi öldüren, bütün insanlığı öldürmüştür.” (Maide/32) Diyen dinin; 100 kişiyi öldüren mensupları için olamaz. Bu af, Allah’ın sınırsız affı ve adalet ölçüsüne de sığmaz. Affının büyüklüğü anlatılırken karşımıza farklı bir Allah tasavvuru konmaktadır ki bu menkıbeyi coşku ile anlatan vaaz şirk işlediğinin bile farkında değildir.
Sonra bir peygamber kıyamet kopmadan, mahşer kurulup hesap günü gelmeden, insanları cennete- cehenneme koymanın olamayacağını bilmeyecek bilgiye sahip değildir. Hükmün Allah’tan başkasının olmadığını hesap gününden önce de kimseyi cennetlik veya cehennemlik diye nitelendirilmeyeceğini en iyi O bilir.
Vaazlarda sıkça rastladığım hikâye, rüya, menkıbe gibi kıssalar, bir konuyu anlatmak için iyi bir örnek teşkil etse de Kur’an bütünlüğü hesap edilmemektedir. Vaazlar, hesap gününü ve hüküm sahibi Allah’ı devre dışı bırakarak; insanları cennete- cehenneme doldurmaktadırlar. Allah’ın affının büyüklüğünden bahsederken, aynı anda ayetlerde belirtilmediği halde küçük günah işleyenleri cehennemin en derin yerlerine dolduruyorlar.
Bu kıssada anlatılmak istenenler: Günah işlediğimizde, İyi niyet ve azimle; acele ederek tövbe etmenin gerekliliğini, Allah’ın affının günahın büyüklüğü ne olursa olsun mümkün olduğu, gerçek alimlerin üstünlüğü ve Müslümanlığın da önceki İlahi dinlerin devamı olduğu vurgulanmaktadır.
Anlatımda yukarıda saydığım gibi aşırı gerçek dışı abartılar vardır. Konuyu: Bu abartıların toplumda ne gibi sonuçlar doğuracağını sevgili hocam İlahiyatçı Prof. Dr. Celal Kırca, ‘Nasıl bir Allah anlayışına sahibiz’ başlığı ile verdiği yazısının bir paragrafı ile bitirmek istiyorum.
….. Allah’ın sevgisini, merhametini ve affediciliğini merkeze alan anlayış ise Müslümana umut aşılamakta, ilkeli, düzenli ve huzurlu bir hayata yeniden başlama gücü vermektedir. Ancak bu konuda aşırıya kaçılarak, korku ve ümit arasındaki dengenin bozulmaması da gerekmekte, zira korku ile ümit arasındaki bu dengenin bozulması, gevşekliğe ve sorumluluk duygusunun zayıflamasına da sebep olmaktadır. Bu nedenle Kur’an, bir taraftan Müslümana Allah sevgisini öğütlerken, diğer taraftan da azabından korkmasını öğütlemekte ve bu dengenin titizlikle korunmasını istemektedir. Bu da Müslümanın günahlarını hafife almamasını, fakat günah işlediğinde ise Allah’tan ümidini kesmemsini sağlamaktadır.
Selam ve dua ile
Nurettin Bölük 30.11.2025