Mağrur olma padişahım, senden büyük Allah var

Faruk YÜCER

Cihan Padişahları en güçlü devirlerinde, Cuma selamlığında halkın, kendilerine başlıktaki gibi seslenmelerini isterlermiş.

Bu bir nevi güç zehirlenmesine, panzehir olsa gerek.

Muktedirler, güçlerinin sonsuz olmadığı kuralını unutabilirler.

Sevgili Dostlar;

Yöneten güçlüdür, hükmeder, eğer bu hükmetmenin sınırları çizilmezse, maazallah "zulme" dönüşür.

Yöneticinin en önemli vasfı, ülkeyi adaletle yönetmektir. Yalnız, bunu yöneticiye zamanı geldiğinde hatırlatacak çevresinin ve tabi olacağı bir sistemin olması gerekir.

18. yy’da Batı, bu durumu erken fark etmiş, Kiliseden; müspet ilmi, fenni, teknolojiyi ve devlet idaresini  bağımsız kılmış… 'Bağımsız' yasama, yürütme, yargı erki tesis etmiştir.

Bu kurumların elemanları, elbette bağımsız olmalıdır. Seçimleri, geçimleri, muktedirin iki dudağı arasında olursa, vatandaş nezdinde, güven zafiyeti oluşur.

Bağımsız yargı, kuvvetler ayrılığı ilkesi, adalet terazisini dengeli tutar. İnsanlara güven gelir.

"TOPLUM, SEVGİ İLE KAYNAŞIR, ADALETLE YAŞAR’’

Günümüze gelelim.

En yetkili bir ağız, Yargıtay Başkanı "Ülkede yargıya güven yüzde 70’lerden, yüzde 30’lara düştü" diyor.

Bence bu bile, iyimser bir değerlendirme…

Sokaktaki sade vatandaş, hak, hukuk, adalet, kavramına  kuşkuyla bakıyor. ’Adamı olan, güçlü olan, haklı oluyor’ düşüncesi her geçen gün artıyor. Haksız da değiller hani…

"GÜÇ BOZAR, MUTLAK GÜÇ, MUTLAKA BOZAR" sözü sizce yanlış mı?

Muktedirler bağırıyor, çağırıyor, ayrıştırıyor, azarlıyor, hatta ‘illet’, ‘zillet’ diye hakaret, PKK’lı, FETÖCÜ diye  iftira ediyor. Bunu da kendisine hak görüyor.

Bu durumda düşünmeyen, fikretmeyen, sadece sahibinin sesini dinleyen 'MANKURT’lar da anında harekete geçiyor.

Bir gün bir lider; ‘vurun, öldürün, sağ komayın’ naralarıyla linç edilmek isteniyor. Buna teşebbüs edenlerin eli öpülüyor, ceza var mı, hapisteler mi, yok!

Bir gün hem de bayan, hem de babaanne olan bir liderin, evi basılıyor. ‘Seni yok edeceğiz, bitireceğiz’ diyen güruh, ortalıkta dolaşıyor. Ceza var mı, hapisteler mi, yok!

Bir gün ömrü FETÖ ile mücadele ederek geçen, ülkücü/milliyetçi bir yazar, demir sopalarla komaya sokuluyor. Bu  aşağılık mahluklar nerede? Ceza aldılar mı, hapisteler mi, yok !

İşin acı tarafı, bu olayların muhataplarına, muktedirlerin, geçmiş olsun mesajları var mı, YOK…! 

Sanırsınız bu hadiseler Türkiye’de değil PATAGONYA’da olmuş…                                                            

Allah muhafaza, yarın kimin başına ne gelir, bilemiyoruz.

Bu manzaranın bence en kötü yönü  Anadolu’ya yansımasıdır.

Orada insanlar, her gün yüz yüze bakıyor, bayramda, seyranda, cenazede, düğünde, iyi günde, kötü günde, hep yan yanalar.

Tepedeki söylem ve  eylemlerden etkilenmeler, komşuyu, komşuya, akrabayı akrabaya düşürebilir…

Halbuki yönetenler dün söylediklerini, işlerine gelince, hemen unutabiliyorlar. Dün ak dediklerine kara, kara dediklerine ak diyebiliyorlar. Hainlikle suçladıklarıyla ‘kanka’ olabiliyorlar.

Çok sıkıştıklarında 'Allah affetsin' deyip işin içinden sıyrılıyorlar.

Milli bayramlar bir milletin hafızasıdır.

Halbuki biz bunları bile dün, 'vesayet rejiminin kalıntıları' diye  değersizleştirdik. Adeta okullarda dört duvar arasına hapsettik. Sahibinin sesi bir kısım medya 'kutlamayalım’ diye manşet attı.

Bugün adeta BAYRAMLARIMIZI yeniden keşfedip bir nevi 'gönül seferberliği' ilan ettik. Hain, gafil düşman, safında gördüklerimizin bile, elini sıktık… Adını anmaktan imtina ettiğimiz, Kurtuluş Savaşı kahramanlarını  birden hatırladık, 'iki sarhoş' gitti. Ülkenin banisi kahramanlar geri geldi… Yersen tabi…

O halde biz de biraz empati yapalım…

Bir yönetici düşünün…

Etrafa gülücükler dağıtıyor…

El öpüyor. Sakalı ağarmış, beli bükülmüş dedeye, nineye sarılıyor.

Çocukları kucağına alıp, onlarla sohbet ediyor…

Gençlerle şarkı söylüyor, ‘Ben de ana kucağı, baba şefkati, kardeş sevgisi var’ diyebiliyor.

‘Kim olursa olsun, benim için eşittir, değerlidir, kardeştir, tercihine, fikrine saygı duyarım’ diyebiliyor. Ayar vermiyor, tehdit etmiyor…

Ve etrafına adeta sevgi, kardeşlik, hoşgörü UMUT çiçekleri dağıtıyor…

İstemez misiniz, böyle yöneticileri…

Bazı dostlarımız, "Son günlerde bak muktedirler yumuşadı, 82 milyon benim için değerli" diyor.

Duymadın mı, diyebilirler.

Duydum elbet, duydum duymasına da …

İNŞALLAH BU YUMUŞAMALARIN VADESİ 23 HAZİRAN’DA DOLMAZ…

Ne dersiniz?