Leylek leylek havada

Hülya SEZGİN

Çocukluğumun nakaratıdır. Bir leylek gördük mü avazımız çıktığı kadar bağırırdık üç kardeş:
“leylek leylek havada,
 yumurtası tavada...
 Geldi bizim hayata...” diye de sürdürürdük...

Çankırı'daki kıyısından tren yolu geçen kocaman bahçeli evimizde yan komşumuzun inekleri vardı. Rahmetli anacığım ondan aldığı sütü kaynatır, yarısını bize içirir yarısını da yoğurt çalardı. Bazı sabahlar sütlü çay içerdik. Tadı hâlâ damağımda... (Dur aklıma gelmişken yarın sabah kendime bir sütlü çay yapayım.)

Neyse bu komşumuz bir gün bahçede yaralı bir leylek bulmuş. Acımış. Bacağı kırılmış hayvanın bacağına destek bir sopa koyarak sarıp sarmalamış. Karnını doyurmuş. Uçamadığından tilki ya da köpeğe yem olmasın diye  gece ahıra ineklerinin yanına koymuş. Sabah kalktığında bir de ne görsün? İneklerinin hiç birinin gözü yok!.. Gece karanlıkta parladıkça leylek hayvanların gözünü tek tek yutmuş... Bu anım bana nankör inanları anımsatır. Leyleğe kızamam... çünkü doğasında var. Akıllı değil ki!.. Ama ya insanlar!.. Böylelerini hoş görmem mümkün değil... Emek ver, iyilik et... o senin gözünü oymaya kalkışsın!..

Rahmetli annem ise güz gelip de göç eden leylekleri gördüğünde  “ “Çıktı üzüm, görmesin gözüm” derler ve göç ederler.” derdi.

Nahçıvan'a davet edildiğim resim festivaline giderken Iğdır'dan Dilucu sınır kapısını geçtik ve Nahçıvan'a yollandık aracımızla. Hoç köyü yakınlarından geçerken Nahçıvanlı taksi şoförümüz havada gördüğümüz leylek için “İnşallah Hoç köyüne inmez” demişti. Nedenini sorduğum zaman da “Abla Hoçlular leylek bacağından sigara ağızlığı yaparlar da ondan.” demişti. Çok üzülüp Hoçlulara öfkelenmiştim.

Neyse... Aydın Karacasu'da Dandalos hotel çalıştayı için giderken yolda bir elektrik direğinin tepesinde leylek yuvası gördük. Hemen indim fotoğraflarını çektim. Üç taneydiler... sanırım biri anne, ikisi yavru...Öyle güzellerdi ki!..
Hani bana çok geziyorum diye takıldıklarında diyorlar ya “Gene mi leyleği havada gördün” diye... Bu kez uçarken değil, otururken gördüm.  Bakalım... deneyeceğiz... Bu yıl oturacak mıyım? Yoksa gene uçacak mıyım?..

Bir de size hüzünlü bir leylek öyküsü anlatayım mı?

Çatımız ve bacamızdaki konuk leylekler tam bir aile örneği sergilerlermiş. Anne leylek iki günde tam beş yumurta yumurtlarmış. Yumurtaları belli bir ısıda tutmak için anne ve baba leylek sıra ile otuz üç gün kuluçka yatarlarmış. Yavrular yumurtadan çıktıktan sonra anne leylek onları güneşten ve soğuktan korumak için kanatkarı altına alır ve iki saatte bir yuttuğu kurbağa, yılan, solucan gibi yiyecekleri kusarak onları beslermiş...  Derken gene böyle kuluçkaya yatılmış bir leylek yuvasından bir gün tek tek bütün yumurtalar aşağı atılmış. Meğer baba leylek elektrik tellerine çarparak ölmüş. Bunun üzerine dişi leylek yeni bir eş bulmuş. Yeni eş ise eski eşten olan yumurtaları istememiş ve yuvadan atmış. Böylece yeni yumurtlama ve yeni kuluçka dönemine girmişler. Hain üvey baba diyeceğim ama gene pek çok vicdansız babadan iyi. Çünkü ya yuvadan çıktıktan sonra atsaydı yavruları... neyse...

Bursa'da bir leylek köy varmış...Avrupa'nın 11. ve Türkiye'nin tek leylek köyü olan Uluabat Gölü kıyısındaki Eski Karaağaç köyü, her yıl havaların ısınmasıyla yüzlerce leyleği ağırlamaya başlıyormuş. Afrika üzerinden başlayan yolculuklarında İsrail, Suudi Arabistan'ın ardından en son Türkiye'ye gelen leylekler, Avrupa ve Orta Doğu ülkelerinden de turistleri Türkiye'ye çekiyormuş.

Bursa'nın Karacabey ilçesine bağlı Eski Karaağaç köyüne misafir olan leylekler, renkli görüntüler oluşturuyorlarmış. Köyde leylekleri o kadar çok seviyorlarmış ki her evin duvarında leyleklerle ilgili fotoğraflar yer alıyormuş. Leylekleri hiç rahatsız etmeden yıllardır birlikte yaşayan köylüler, leyleklerin köylerine huzur getirdiğini söylüyorlarmış. Gözetleme kulesinden bakarak leylekleri rahat şekilde gözleyen turistler de, leyleklerin hayatını yakından inceleme imkanı buluyorlarmış. Daha önceleri elektrik trafoları ve tellerinden dolayı çok sayıda leylek telef olurken, leylekler son yıllarda sponsorların da katkısıyla yeni yuvalarında rahat ve güven içinde yaşıyorlarmış. Artık elektrik kablolarını kapalı devre haline getirmişler ve tahrip edilen,   yıkılmak üzere olan leylek yuvalarını baştan aşağı yenilemişler. Şimdi köyde hiç bir leylek ölmüyor ve yavrularını rahat rahat büyütüyormuş. Onları en iyi şekilde ağırladıkları için de haklı olarak övünüyorlarmış köylüler ve "Biz leylekleri çok seviyoruz. Köyümüze renk ve neşe katıyorlar" diyorlarmış...


İşte böyle!.. Pek çoğumuzun önemsemediği leylek bile gereken önem verilince bakın bir Uluslararası turizm merkezi olup köyünüze kazanç kapısı olabilir. Ne varsa kendi öz değerlerimizde var... doğal güzelliklerimizde var. Onlara sahip çıktığımız takdirde hem güzelliklerimiz yok olmuyor, hem de kazanç kapısı olarak dönüyor bize.

Güzel değil mi?..


Hülya SEZGİN / hulyasezgin@hotmail.com