Kur-an, Altı Ok, Dokuz Işık

Murat YAZAN

Yaşamakta olduğumuz salgın felaketi günümüz dünya düzeni ve küresel kapitalizmle yüzleşme ihtiyacını ortaya koydu. Okumakta olduğunuz bu yazıyı kaleme almadan önce kaynak olarak kullanmak üzere kütüphanemdeki kitaplara göz atmak istedim. Gözüme Kur’an, Mustafa Kemal Atatürk’ün "Nutuk" eseriyle Alparslan Türkeş’in "9 Işık" eseri takıldı. Birbirimizle kavga etmekten elimizdeki cevherler üzerinde ne kadar az düşündüğümüzü fark ettim. Bir kutsal kitap ve iki eser de günümüzde o kadar işlevsel ki... İlerleyen satırlarda okuyacaksınız.

İnsanlık tarihinin yaşadığı tecrübelerin en ağırlarından biriyle karşı karşıyayız ve "ileri" sandığımız medeniyetimizin sırları teker teker dökülüyor. Aynaya baktığımızda aslında koca bir "hiç"le yüzleşiyoruz. Özellikle Endüstri Devrimi’nden sonra insanlığın yönü toplumların yaşamı ve konforunu önceleyen yönden saptı ve bireylerin refahına yöneldi. Küresel kapitalizm zaten ulus devlete çelişiyordu, küresel kapitalizmin en az virüs kadar tehlikeli olduğunu görmüş olduk. Bu sistem görünmeyen bir virüs tarafından kilitlenecek kadar zayıf ve ölmemize neden oluyor.

Salgın bittikten sonra dünya düzeni ve devlet yapıları üzerine uzun uzun düşünülecek, tartışılacak. Bir devletin (özellikle ülkemiz özelinde) her zorlukta güçlü ve ayakta kalması için beş temel prensip var. Güçlü ekonomi, nitelikli insan kaynağı, kaynakların dengeli kullanımı, dirayet sahibi yöneticiler ve toplumsal ahlaki değerler. Bunların beşi iç içe geçiyor ve hiçbiri diğerinden bağımsız değil.

1. Güçlü ekonominin günümüzde iki temel dinamiği var. Biri üretim gücü, diğeri "bilgi üretmek". Bilgi günümüzde en değerli varlık.

2. Ürün ve bilgi üretmek için temel şart bunları yapabilecek nitelikli, eğitimli insan kaynağı. Bu insanların yetiştirilmesi için de pozitif bilimi önceleyen bir eğitim sistemi gerekiyor.

3. Ülkenin kaynakları ağırlıklı olarak yukarıda saydığım iki temel gereksinime harcanmalıdır, planlama buna göre yapılmalıdır.

4. Tüm bunların gerçekleşmesi için yolundan sapmayacak dirayetli devlet yöneticilerine ihtiyaç vardır. Uygulama ve karar makamının devleti yönetenler olduğunu düşünecek olursak o makamların değeri daha çok ortaya çıkar.

5. Tüm bunların ahlaki ve manevi değerler çerçevesinde olmaları gerekir.

Gördüğünüz üzere biri eksik kalırsa diğerlerinin anlamı kalmıyor. Ahlaki ve manevi değerler nereden çıktı diyebilirsiniz. Bu noktada karşımıza ülkelerin kültürel donanımları ve deneyimler çıkıyor. Nazi Almanyası ilk üçüne sahipti ancak hem dirayetli yöneticiye hem de toplumsal ahlaka sahip olmadığı için ilk üçünü kullanıp insanları gaz odalarında katletti. Amerika da farklı değil. Onlar işi gaz odalarıyla değil, atom bombasıyla hallettiler. Masumları öldürmek konusunda birbirlerinden çok farklı değiller.

Salgın geçtikten sonra her toplum devletini, kendisini ve sistemi hesaba çekecek. Bazı konularda kökten değişikliklere ihtiyaç duyulacak. Ağırlıklı olarak küresel değil, ülkeler bazında yapılacak bu değişiklikler için kültürel kodlara uygun kaynaklara ihtiyaç duyulacak. Bu konuda dünyadaki en şanslı ülkelerden biri olduğumuzu söyleyebilirim.

Kur-an:  Kutsal kitabımızın diğer kutsal kitaplardan farklı olarak toplumsal yapıyı düzenleyen bir özelliği var. İçinde defalarca geçen "Aklını kullan" emriyle bilim ve eğitimin altını çizerek yukarıdaki 2'nci Maddeyi destekliyor.

"İşi ehline verin, devleti yönetenler adaletten sapmasın" mesajı 4'üncü Maddede geçen "dirayetli devlet yöneticileri" için rehber olmalı.

Elbette içerdiği ahlaki kurallar itibarıyla toplumsal kimyamızın manevi kodlarını belirliyor. Bizi Nazi Almanyası'ndaki bilimde ve endüstride ilerleyip ahlakta geri kalarak insanlardan sabun yapan anlayıştan uzak tutuyor.

Atatürk İlkeleri (Altı ok); Devletin imkânlarının halk yararına kullanılması "Halkçılık" başlığı altında yer alıyor. İnsanlara "evde kal" demek kolay da insanlar evde aç mı oturacaklar? Devlet bugünkü gibi özel durumlarda halkına bakacak güce sahip olmak zorunda.

"Devletçilik" ilkesinin ne kadar elzem olduğunu salgınla birlikte tekrar gördük. Enerji, telekomünikasyon, eğitim ve sağlık hizmetlerinin devlet uhdesinde kalmasının önemini bugün yaşayarak görüyoruz. Özelleştirilen elektrik ve doğalgaz şirketleri günümüz şartlarında bile faturasını ödeyemeyenlerin saatlerini mühürlüyorlar. Özelleştirilen telekomünikasyon şirketleri "evde kal" denen insanların başkalarına ulaşmak için tek yolları olan telefon ve internetlerini kolayca kesiyor. Bazı özel hastaneler test için binlerce lira talep ediyorlar. Bazı özel eğitim kurumları kafalarına göre müfredatlar düzenlediği için öğrencileri devletin uzaktan öğretim müfredatına yabancı. Televizyona boş boş bakıyorlar.

"Milliyetçilik" ilkesi... Milliyetçiliği zararlı bulan (ama aslında milliyetçiliği faşizm kıvamında yaşayan) Avrupa ülkeleri birbirlerinin maskelerine el koyuyor, Amerika, Alman bilim adamlarını ülkesine devşirmeye çalışıyor. Her ülke sağlık malzemelerine ihracat yasağı getirdi, önce kendi milletini düşünüyor. Demek neymiş? Zaman geldiğinde sana senden başkasının faydası yokmuş...

"Laiklik" hakkıyla uygulansa bizi bazı tarikatların devlet kademelerine sızmasından ve yönetim kademelerinde olmasından koruyacak. Ama Adnan Menderes’ten beri uygulanmadığı için tarikatların bir ayağı devlette oluyor ve kendini güçlü hisseden bazı tarikat şeyhleri virüsü kovalıyor, Azrail’i geri gönderiyor, milletin aklıyla alay ediyor.

Cumhuriyetçiliğin önemini tek adam rejimine geçtiğimizden beri görüyoruz aslında. Her şey tek kişinin söyleyeceklerine, yapacaklarına bakıyor. Bilim Kurulu genel sokağa çıkma yasağı istiyor ama "tek adam" bu öneriyi beğenmezse bilimi, kurulu falan önemsemeden "hayır" deyiveriyor. Hiçbir ülke tek bir adamın inisiyatifine bırakılmamalıdır. Acilen güçlendirilmiş parlamenter sistem!   

Ve devrimcilik. Bazı şeyleri kökten değiştirmenin ne kadar değerli olduğunu yaşayarak görüyoruz değil mi?

Dokuz Işık; Milliyetçilik başlığı Atatürk ilkeleri içinde yer alan aynı başlıkla aynı anlamı taşımakta, Ülkücülük bunun hayata geçirilmesi için düşünsel ve eylemsel olarak harekete geçme tavrıdır.

"Ahlakçılık" Kur-an’ın emirleriyle toplumsal örf ve adetlerimizin korunması ve yükseltilmesini hedefler.

"Toplumculuk" ilkesi devletçilikle halkçılığı birleştirir ve toplumsal ve iktisadi olmak üzere iki ayrı bölümü kapsar. İktisadi olarak özel mülkiyeti kabul eder, ancak bu mülkiyetin millet zararına kötüye kullanılmasına karşı çıkar. Karma ekonomiyi ve ana stratejik iktisadi faaliyetlerin devlet kontrolünde bulunmasını öngörür.

"Köycülük" köyleri tarım kentleri halinde birleştirerek kalkındırmayı hedefler. Kooperatifleşmeyi önceler. Bu ilke temel gıda üreticisi olan köylüleri güçlendirir, felaket günlerinde gıdasız kalmamızın önüne geçer.

"Hürriyetçilik ve şahsiyetçilik" zaten olmazsa olmaz kuralların başında geliyor.

"Gelişmecilik ve halkçılık" akıl ve bilimin kullanımı için önemli bir ihtiyaç.

"Endüstricilik ve teknikçilik" çok önemli. Kendi aşılarımıza, ilaçlarımıza, yoğun bakım ünitelerine, solunum cihazlarına akla ve bilime ne kadar ihtiyacımız olduğunu görüyoruz.

Yukarıda saydığım üç önemli kaynağın her bir maddesinin onlarca alt başlıkları var. Sadece temel konu başlıklarından söz etmek ve bir farkındalık yaratmak istedim. Salgın bittikten sonra arkamızı dönüp hiçbir şey olmamış gibi gezinirsek gelecekte yaşayacağımız sorunların üstesinden gelemeyiz. Salgın bittiğinde yeni bir güne uyanacağız. Ve o gün en az salgın kadar sorunlu olacak. Yeni bir sistem, yeni bir anlayış, yeni uygulamalara ihtiyaç tartışılacak. Bu konuda üç temel kaynağa sahip olan bir ülke olarak bu zenginliği doğru şekilde kullanmak durumundayız.

Kendimize binlerce soru soracağız…

Adam Smith, Karl Marx ya da başkalarının peşinden koşmak mı, yoksa kendi değer ve donanımlarımızdan yararlanarak yeni düzenimizi oluşturmak mı?

Diyanet'e ayrılan obez bütçe mi yoksa bilime aktarılacak bütçe mi?

Kanal İstanbul ve israf ekonomisi mi yoksa halka ihtiyaç duyduğu kaynağı sağlamak mı?

İhtiyat akçesini saçma nedenlerle harcamak mı yoksa en gerek duyulan hallerde halkın kullanımına sunmak mı?

"Devlet bana iyi günde değil bugün lazım" diyen sosyoekonomik düzeyi düşük kesimin çığlığı...

Çok tartışılacak konu var.

Salgın bitsin, tartıştırırız...