Koronavirüs üzerinden yepyeni bir çağ sürümü

Süleyman PEKİN

İnsanlık tarihinde bazı milâtlar var. Meselâ tarih, yazının bulunmasıyla başlar; yazıdan öncesi tarih öncesi devirler olarak kabul edilir. Yani Y.Ö. aynı zamanda T.Ö. Yada herkesin bildiği M.Ö. ile M.S. Hz.İsa’nın ışığına 3 asır sırt çeviren Batı Medeniyeti sonradan onu tarih gezegeninin ekvatoru yaparak günah çıkardı; öyle ki milâdın doğum olduğunu bilmeyen bile o ayrımı biliyor.

Bir de Eski (İlk) – Orta – Yeni – Yakın gibi Çağ tasnifleri ve Kavimler Göçü, İstanbul’un Fethi, Fransız İhtilâli gibi dönüm noktaları var. Kısala kısala akıllı telefon gibi cebimize giren çağ dönümlerine de artık milletler değil akıl satarak para ve güç kazanan üst akıl’lılar karar veriyor. Ve huzurlarınızda 2020 itibariyle yepisyeni bir çağ: Akıl Oyunları (Mind Games) Çağı.

İsmail Türüt’ün türküsündeki gibi bizimle kedi yavrusu gibi oynayacaklar ve oynuyorlar. Tanrısal Şirketler (Godly Company) yani Allah’tan rol çalarak menfaatlerine uygun ilâhi senaryolar kurgulayanlar önümüzdeki otuz yılda bütün saklı deneylerini üzerimizde uygulayacaklar. Ne mi meselâ; an itibariyle 7 milyar 771 milyon olan dünya nüfusunun kimine göre 1.5 milyar, kimine göre 500 milyona indirilmesi: 99 Depremi’ni hatırlayın; her an onlarca tanıdığınızın ölüm veya enkaz haberi geliyor ama yeterince üzülmeye vakit bulamıyor ve zamanla alışıyorduk. Yaşayakalmanın zafer sayıldığı demlerde insanoğlu ölene değil kalana kilitlenir. Allah esirgesin; milyonların öldüğü bir virüs salgınında hayatını kaybedenler istatistik bir sayı, hayata tutunanlar ise bir sonraki levele kadar ödül kazanan şanslı tipler olarak sunulabilir. Sürü psikolojisinde insanın herşeye alışma ve belâları bile kanıksama insiyakı vardır. 

Zaman deyince aklıma geldi; anlık istatistik veren “worldometers” sitesinde Koronavirüs sebebiyle ölenlerin sayısı 18 Mart itibariyle 8.272 ve hâl-i hazırdaki vaka sayısı da 208.202 gözüküyor. Yine aynı kaynağa göre Çin; 80.894 vaka ve 3.237 ölümle birinci, İtalya; 31.506 vaka ve 2.503 ölümle ikinci, İran; 17.361 vaka ve 1.135 ölümle üçüncü sırada. Ardısıra da İspanya (623), Fransa (175), ABD (116) ve G.Kore (84) geliyor. Almanya’daki vaka sayısı 11.302, İsviçre’deki vaka sayısı 3.070, İngiltere’deki vaka sayısı ise 2.626; yani gelişmiş ülkeler de hedefte.

Çin’in ekonomik büyüme hızına bakılarak 5 yıl içinde ABD’yi geçeceği öngörüldüğünde ve ABD’nin geçen seneyi tehir ederek bu sene hedefe koyduğu İran düşünüldüğünde başlangıçta Batı’nın Doğu’ya biyolojik terör saldırısı gibi gözüken durum sonradan anlaşılmaya başlandı ki komple bir seyreltme. Big Boss’ların (Büyük Patron) egemenlik merkezini Çin’e aktarma faaliyetleri zaten bilinmekteydi; bu şekilde süreç hızlanabilir.

Çin kalkınmasının temeli sayılan ‘devlet kapitalizmi’ yani Soğuk Savaş boyunca çatışan kutupların evliliği yerkürenin bundan sonraki macerasının da ekopolitik yönünü işaretliyor. İddiamız odur ki; 1903 doğumlu Eric Arthur Blair’in (nâm-ı diğer George Orwell) ölümünden 1 yıl önce yazdığı ve 35 yıl sonrasının distopik dünyasını anlattığı “Bindokuzyüzseksendört” romanının gerçekleşme coğrafyasını herkes Batı olarak beklerken biz Uzakdoğu diyelim. Tıpkı Marx’la Engels’in teorilendirdiği Komünizmin, işçi sınıfının ve sendikal hareketlerin çok güçlü olduğu Almanya, Fransa ve İngiltere’de bir ihtilâlle devlet düzenine dönüşmesi beklenirken proleteryanın zayıf olduğu Rusya’da garibanlar (köylüler, yoksullar) Bolşevik Devrimi’ni pratiğe geçirdiler. Şu anki Rusya da devlet kapitalizminde.

Küresel ısınma ve iklim değişikliği insan eliyle, dolayısıyla 6 ay (iki mevsim) sürebilen Avustralya Yangın Zinciri de öyle. Çekirgeleri veya başka canlı türlerini topluca yönlendirebilecek, meteorolojik dalgalar geliştirebilecek veya yeryüzü şekillerinden doğal görünümlü silah edinebilecek teknolojiler var. Bazıları bu virüs belâsını mazlumların âhı gibi okusa da bence o da okumama, düşünmeme, akletmeme geleneğinin bir devamı.

Birileri ve özellikle de ÇİN, Doğu Türkistan’da kullandığı ‘Big  Brother’ teknolojisiyle ve virüsle mücadeledeki kararlılığıyla yeni dönemin yönetim merkezi olma yolunda. Buna termal kameralarla vücut ısıları taranan, göz retinasına varıncaya kadar kimliği belirlenebilen, hijyen şartları gereğince klasik paradan tamamen sanal paraya geçilen, öğretmenlere ve doktorlara - hemşirelere gerek duymaksızın oturduğu yerden eğitim ve sağlık hizmeti alabilen, uzaylıların saldırısı olmuş gibi sokağa çıkılamayan ve kolektif bilincin sivil toplum iradesiyle değil de medya ve sosyal medya iletimiyle harekete geçtiği bir dünyayı huzurlarınıza (huzursuzluk huzurdur) takdim ederim.

Onlara sorarsan; “Savaş barıştır”, “Kölelik özgürlüktür”, “Bilgisizlik kuvvettir”, “Ölüm ve yaşam aynı şeydir” ve fakat insan garipleştikçe ona âcizliğinin gücü, garibanlığının bereketi eşlik edecektir. O yüzden ‘Yakarsa dünyayı garipler, garibanlar yakar’ diyoruz. Kutlu Elçi’nin deyişiyle: “Gariplere selam olsun!”