KİM HAKLIYMIŞ?

Halil KONUŞKAN

Sözde çözüm süreci başlatıldıktan sonra 29 Haziran 2013 tarihinde Türkler Haber sitesinde “MANTIK AÇISINDAN SÖZDE ÇÖZÜM SÜRECİ” başlığı altında bir makalemizi yayımlamıştık.

 

Şimdi köprülerin altından sular aktı bakalım kim doğru düşünmüş ve doğru değerlendirmiş, kim veya kimler çuvallamış bölümler halinde bir değerlendirelim;

 

…Biz duygusal boyutu açısından haklı olan eleştirileri inkar etmeden önümüze konulan sözde çözüm sürecini mantığımız açısından değerlendireceğiz.

 

Süreci destekleyen çevrelerin en önemli argümanı savaşmakla başarın sağlanamadığı gerekirse siyasi kanalların kullanılarak sorunun çözebileceği şeklinde özetlenebilir…”

*

Çatışma ortamı sırasında olmayan ölümleri ve toplumsal olayları sözde çatışmasızlık sırasında yaşadık.

Demek ki, aradan iki yıl geçmesine rağmen siyasi kanallardan sorun çözülememiştir.

 

“…Bizim bu örneği vermemizin sebebi bir diyaloğa girilmiş ise mantıken bu diyaloğun taraflarının isteklerinin birbirini karşılaması gereğidir. Önünüzdeki gerçeğe ister pazarlık deyin ister diyalog ne derseniz deyin. Şu bir gerçektir; Eğer tarafların istekleri birbirini karşılamıyorsa burada tarafların işi yoktur…”

 

Şimdi çözüm sürecinin ancak filmlerinin yapılabileceğini söyleyenlere, ne istedilerse verdiklerini ama yine de yaranamadıklarını haykıranlara bir çift sorumuz olacak;

 

“Karşılayamayacağınız isteklerin olacağı masaya hangi akıl ile oturdunuz?”

“Hiç mi akıl-mantık kullanmadınız?”

 

“…Şimdi sesli düşünelim; Devletin kuracağı karakolu onaylamayan bir örgüt ile anlaşabilmek için o karakolu yapmamak gerekir. O karakolu yapmadığınız zaman başka bir otoriteyi kabul etmiş ve egemenliğinizden vaz geçmişsiniz demektir. Terör örgütü safha safha dile getirdiği isteklerinde baklayı hem ağzından hem de bedeninden çıkarmıştır. Artık bu örgüt ile konuşmaya devam etmek egemenliğinizi hangi oranda paylaşacağınız hususunu konuşmaya devam etmektir.

 

Görünen o ki örgütün talepleri kültürel haklar verilmesi ve inkarcı politikalardan vazgeçilmesi isteklerini çoktan geçmiştir. İşte bu gözümüzü açmamız için şimşek etkisi yapması gereken gerçeklik olarak karşımıza çıkmaktadır…”

 

Her türlü kültürel hakkı olmasına rağmen daha fazlasını vererek, devlet ve toplum tarafından değil bazı çevreler tarafından uygulamaya kalkılan ama çoktandır zaten vazgeçilen inkarcı politikalardan tekrardan vazgeçtiğiniz halde, üstüne üstlük terör örgütü yandaşlarına bir alan hakimiyeti sağladığınız halde karşınızda halen sizden bir şeyler isteyenler olduğuna göre demek ki neymiş?

 

Terör örgütünün nihayi, hedefi “büyük Kürdistan” devletini kurmak bu arada da sizi ayakta uyutmakmış.

 

Kısaca biz haklı siz haksız çıkmış durumdasınız!

 

“Bu şartlar altında çözüm sürecine iyi niyet ile bakışın bir anlamı kalmamıştır. Artık bu bakışın anlamı olması için ya terör örgütünün bu tür taleplerinin kesin bir dil ile örgüt tarafından red edilmesi ya da sözde çözüm sürecinin taraftarı olanların terör örgütünün istediği otorite ve egemenliğin varlığını kabul etmesi gerekmektedir.

 

Zaten sürece devam edilirse ortaya çıkacak olan durum budur. O ise bu sürecin iyi niyetle devamını istemekle aynı şey değildir.

 

Böyle bir durumda söyleyeceğimiz tek söz vardır. Biz bu toprakları sözde kürdistan diye bir ülkeden işgal etmedik. Bizans'tan kılıç hakkı ile şehit ve gazi vererek aldık. Bedelini atalarımız ödedi. Bize de ancak bedel ödeyerek savunmak düşer. Yoksa egemenliği paylaşmak değil...”

 

Yazık!

Keşke biz haklı çıkmasaydık da, memleket karlı çıksaydı?