Kahramanlara ihtiyacımız azalsın...

Ruhittin SÖNMEZ

Kahramanmaraş merkezli, 10 ilimizi etkileyen ve aynı gün içinde yaşanan iki büyük deprem felaketinin acısı her geçen gün artıyor. Görünen o ki 1999 Gölcük/ Kocaeli merkezli depremi de aşan ağır bir hasar ortaya çıkacak.

Fakat toplumuzun millet olma vasfının böyle bir zamanda adeta şahlanışa geçtiğini görüyoruz. Türkiye’nin her yerinde kendiliğinden harekete geçen bireysel ve toplumsal inisiyatiflerin kan verme, nakdi ve ayni yardımlar yapma ve bizzat arama kurtarma çalışmalarına gönüllü katılmaları göz yaşartıcı boyutta. 

Arama kurtarma çalışmalarına katılan, soğuk ve olumsuz şartlarda çalışmanın yorgunluğunu enkaz altından bir canlı çıkarmanın mutluluğuyla unutan kahramanlar görüyoruz. Fedakârca çalışan sağlık mensupları, güvenlik görevlileri, AFAD üye ve gönüllüleri kahramanlık hikayeleri yazmaktalar.

Bütün bu kahramanlıklara ve halkımızın fedakarlıklarına rağmen manzara çok kötü.

Deprem çok geniş bir alanda etkili oldu ve gerçekten büyük yıkım yaptı. Tamamen yıkılan bina sayısı resmi rakamlara göre 6444. (10 bin olduğunu iddia edenler de var.) Tespit edilen can kaybı 12.873’ e ulaştı. Kurtarma çalışması yapılan enkaz sayısının oranı hala çok düşük. Zaten içinde insan bulunan bir enkazın tamamen taranması bir hafta alabiliyor.

Bu durumda Prof. Övgün Ahmet Ercan şöyle bir hesap yaptı: Yıkılan binaların ortalama kat sayısı 4, daire sayısı 8 olsa ve her dairede 4 kişi enkazda kaldığı varsayılırsa yaptığı 48 bin dairede 192 bin kişi olabilir. Sağ çıkarılan sayısı 8 bin (bu arada 10 bine ulaşmış olabilir) düşüldüğünde bile kabaca 180 bin kişinin enkaz altında olduğu gibi bir dehşet gerçekle karşılaşıyoruz. İyimser olmaya çalışarak 80 bin kişinin ilk depremde yıkılmayan binalardan çıktığını ve ikincisinde yıkılan binaların boş olduğunu farz etsek bile 100 bin kişinin enkaz altında olması çok büyük rakam.

Ölen ve yaralananların yarattığı acının bir ölçüsü yok. Ama bu hasarın bir de ekonomik boyutu var. Yine Prof. Dr. Övgün Ahmet Ercan kabaca bu hasarın 50 Milyar dolar mertebesinde olacağını hesaplamış. Türkiye zaten ağır bir ekonomik kriz içerisinde. Merkez Bankası’nın rezervlerinde böyle dönemler için bulunması gereken ihtiyat akçesi hiç yok ve rezerv eksi 50 Milyar dolar mertebesinde. Böyle iken bu hasar ekonomi için çok yıkıcı olacak.

Aynı büyüklükte depremlerde başta Japonya olmak üzere ABD, Meksika gibi ülkelerde böyle bir yıkım olmuyor. Hatta hiç yıkım olmuyor. Ölüm sayısı da 5-10 kişiyi geçmiyor. Bu ülkelerde böyle büyük depremlerde kahramanlara ihtiyaç duyulmuyor.

Çünkü asıl kahramanlık doğal olayların felaket haline gelmesine yol açan kötü şehirleşme, bilime aykırı imar ve inşaat uygulamalarına mâni olabilmekte. 

Bu yüzden deprem dirençli şehirler yapmayı başaran ve deprem bilinçli toplumlarda durum böyleyken bizim yaşadığımız acılar kader değil. 

*   *   *

Terörle mücadelede bir takım askeri operasyonlar eskiden güvenlik güçlerimizin kahramanca savaşmaları ve hatta şehit olmalarıyla başarılabiliyordu. Şimdi aynı operasyonlar gelişmiş teknolojilerin kullanıldığı istihbarat ve İHA/ SİHA gibi insansız hava araçlarıyla can kaybı olmadan sağlanabiliyor.

ABD, İsrail ve Rusya gibi yüksek savaş teknolojileri kullanan ve güçlü istihbarat örgütlerine sahip ülkeler sıradan görevlilerle, son derece özel bireysel kahramanlık hikâyeleri ile anılan silahlı güçleri yenebiliyor.

Bu yüzden eski bir yazımda söylediğim sözü tekrar edeyim: Eğer çok kahramana ve kahramanlıklara ihtiyacınız varsa karargâhınızın eksiklerini gözden geçirmeniz gerekir.

Deprem ve diğer doğal felaketler bakımından karargâhın eksiksiz olması demek, bu doğal olaylar hakkında bilginizin çok olması, bu olayların yaratacağı tahribatın önceden öngörülebilmesi ve hasarı en aza indirecek önlemleri almanızdır.

*   *   *

DERS ÇIKARMAK

Televizyonlardan canlı bağlantılarla izlediğimiz ve enkaz başlarından yapılan yayınlar ürpertici. Fakat bunlar bile hep şehir merkezlerinden aktarılan haberler. Elbistan gibi büyük ilçeler dahil, ilçelerin ve hele köylerin çoğuna ekipler ya ulaşmadı veya yeni ulaşmaya başladı.

Enkazdan canlı kurtarma için ilk 72 saat çok önemli. Hele de bu soğuk havada enkaz altında hayat üçgeni denilen boşluklarda kalan canlıların bile soğuktan ölme riski büyük.

Bu acı içerisinde afet öncesi, afet sırasında ve afet sonrasın için tespit edilen eksiklikleri anlatmak bazılarımızı tedirgin ediyor. 

1999 depreminden sonra elbette bazı dersler çıkardık ve iyileşen şeyler var. Yeni deprem yönetmeliğine göre yapılan binalar daha sağlam.  Ama görüyoruz ki henüz 2-3 yaşındaki, “süper lüks, depreme dayanıklı” diye satılan binalardan yıkılanlar var. 

Mersin Şehir Hastanesi yepyeni ve iktidarın övünç kaynağı bir bina idi, ağır hasarlı. Devletin yaptırdığı hastane, okul, hava limanı, yollar, tüneller ve diğer kamu binalarının hiç hasar almaması gerekirdi. Çoğu kullanılamaz halde. 

Demek ki “Yapı Denetim Sistemi” sağlıklı çalışmıyor.

İlk defa bu depremde felaket bölgelerine ilk günlerde ekmek dahi ulaştırılamadı. Bazı yerlerde hırsızlıklar önlenemedi. Vatandaşlar kendilerine uzatılan mikrofonlara “Nerede bu devlet” çığlıklarıyla sesleniyor. Bazı kanallar bunlara bile sansür uyguluyor.

Elbette bu çapta bir felakette müdahalede eksiklikler olacaktır. Ama acaba asker ilk andan itibaren devreye girseydi bu aksaklıklar daha az olmaz mıydı? EMASYA Protokolü iptal edilmemiş olsaydı ilk andan itibaren askerin girmediği bir köy kalmaz, vatandaş kendini daha güvende hissetmez miydi?

Kızılay’ın çok tecrübeli ekipleri, eğittiği yüzbinden fazla gönüllüleri vardı. Bu bilgi birikimi, tecrübe ve kadro yok edildi. Bütün yetkiler AFAD’da toplandı. 

Bu ülkenin yetiştirdiği değerlerden Nasuh Mahruki’yi küstürdüler, AKUT gibi sivil kurtarma ekiplerini de bölgede göremedik.

Kızılay’ın Van depreminde kullandığı, atık plastiklerden ürettiği "Mevlâna Evi" denilen geçici barınma barakaları nerede? 150 kişiyi barındıran sıcak hava ile ısıtılan ve gündüzleri kullanılan Kızılay’ın şişme çadırlarını da göremedik bu depremde.

Bu yapılanların faydası veya zararı herhalde gözden geçirilmelidir.