İYİ Parti: Sevr'e vurulan tokat!

Musa UÇAN

Onlarca asırlık bir İngiliz stratejisinin ürünüdür Sykes-Picot anlaşması, olmayınca Sevr ve yine olmayınca bir asır sonra Genişletilmiş Orta Doğu Projesi. Batı medeniyetleri için stratejik hedefe giderken verilen kayıplar, tavizler ve nihayetinde yapılan revizyonlar ‘taktiksel’ anlamlar taşır. 

Stratejinin nihai maddi hedefi 17. asırdan beri göz dikilen yeraltı zenginlikleri ve stratejik liman - lojistik hatları iken, manevi hedefi Haçlı Seferlerinin de sebebini teşkil eden kutsal topraklarda tam hakimiyet ve vadedilmiş toprakların İsrail hükmüne girmesidir. 

Ülkemizde Türk kimliğine yapılan saldırılar ve Turgut Özal döneminden beri sümen altından yürütülen ‘Türk Milliyetçiliğini törpülerken, Kürtçülüğü parlatma’ taktiği, günümüzde Anadolu’da bir azınlığı ayaklandırıp Türkiye’yi bölmek ve dahi 20. yy başlarında Araplar üzerinden başarıyla ifa edilen oyunun tekerrürünü sağlama girişiminden başka bir şey değildir. 

Bugün BOP’a evrilen Sykes-Picot ‘kahpeliği’ Türkiye’ye önce başkanlık sistemini, sonrasında ise birbirine paralel aynı istikamete farklı yollardan giden iki parti ve amansız ırkçılık yapan bir etnikçi partili 2+1 diye bir sistemi öngörmektedir.

Nasıl mı? Seçim beyannamesinde AKP'ye ve Türk milletine çok bedeller ödeten 'Chatham House' menşeli 'açılım sürecini' yeniden başlatmayı, 'Dersim' olayları ile 'YÜZLEŞMEYİ' vaadeden, sahada ve yerel teşkilatlarda alenen 'HDP TBMM'ye girmeli' propagandasını yapan CHP sizce tam olarak 'neyi düzeltebilir'? Tam olarak neye 'muhalefet' edebilir?

Düşünebiliyor musunuz! CHP, iktidar olduğu ve Mustafa Kemal Atatürk'ün Parti Başkanı olduğu yıllardaki isyanı bastırma hareketi ile "YÜZLEŞECEKMİŞ"!

Genel Başkan seçimlerini tabanın değil, ne hikmetse "gelecek / mevcut iktidarın" menfaatleri doğrultusunda yapan 'ana muhalefet', 'kime muhalif'? Mesela, Ümit Kocasakali, Erol Mütercimler, Türker Ertürk, Yılmaz Özdil, Süheyl Batum gibi tavizsiz Atatürkçüler neden Sezgin Tanrıkulu'nun 'tırnağı' etmez? Gerçekten, "NEDEN" diye düşündünüz mü hiç? NEDEN?!

TBMM'ye girme amacı sadece dokunulmazlık zırhına bürünüp, ülkenin sinir noktalarını direk ülkenin parlementosundan tahrik ve taciz etmek olan, bir azınlık partisi olarak kalmaktan bırakın utanç duymayı bundan övünç duyan HDP'nin, iktidarın yeni bir açılım süreci vaadinde koşa koşa gitmeyeceğine inanan bir akl-ı selim var mıdır?

Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin, çağın ötesini yakalayıp 'anayasası' ile 'ULUSLAŞAN', Türk ve Kürt 'halklarından', 'lar' takısını atıp 'HALK' yapan üniter yapıyı hedef alan ve Yugoslavya, Suriye, Irak'ta denenip ülkelerin paramparça olması ile neticelenen, en son bebek katilinin sözde kitabında 'beraber yaşama iradesi' diye vurgulayıp adını koyduğu 'anayasal eşit yurttaşlık' ihanetini programına sokan CHP haydi oldu da iktidara gelse, bugünden farklı ne olacak? Bunu bırakın millete, kendi tabanına nasıl izah edecek?

'Oy kullanırken sayın(!) Abdullah Öcalan'ı düşünün' diyen Pervin Buldan'a Batı'da ödünç oy veren hangi CHP seçmeni fikren katılır? Seyit Rıza'yı 'anan', Tunceli'ye hala isyancı ağzıyla 'Dersim' diyen CHP, kimin CHP'si?! Konya'da, Niğde'de, Isparta'da hangi söylemle vekil çıkaracak da iktidara gelecek CHP?

Durun, esas soru: Gerçekten iktidara gelmek istiyor mu CHP?

Sahadaki söylemleri ile, iktidarın konsolide ettiği çoğunluk kitleyi kazanmaya çalışma çabası şöyle dursun, vekilleri ve politikaları ile iktidarın tezlerini ve ideolojik dayanak noktalarını kıyasıya destekleyen bu iki parti iktidara bir alternatif olabilir mi gerçekten?

Şimdi sorumuzu soralım: CHP ve HDP gerçekten muhalefet partisi mi? Yoksa iktidarı ayakta tutmak için olmazsa olmaz iki sac ayağı mı?

Bir basamak yukarı çıkalım; İktidar ve bu iki parti, yukarıda bahsettiğim 2+1 değil de nedir? Biraz daha yukarıdan bakalım: Bu partilerin politikaları tabanlarının ihtiyaçlarına göre mi, yoksa milletin aleyhine işleyen bir genel siyasete mi hizmet ediyor?

Aslında en güzel yanıtı bizzat Kemal Kılıçdaroğlu veriyor: "Atatürk'ün CHP'si değiliz" (Haberin linki için tıklayınız)

Roller ve figürler değişir, nihai hedef bâki kalır!

Cumhuriyetin ilk yıllarında İngiliz uçaklarından atılan isyana teşvik broşürleri ile Doğu Anadolu illerinde ayaklandırılan kitlelerin, soğuk savaş dönemlerinde Deniz Gezmiş hareketinden feyz alarak ortaya çıkan ‘Apoculara' sonra da 2018’de Suriye’de devletleşen YPG/PKK/PYD’ye evrileceği İngiliz’in ajandasında yazılıydı. Ortada hiç bir tesadüfi durum yok aslında.

Neler oldu? O 'broşür' ayaklanmalarına etnik mânalar yüklenirken Musul ve Kerkük'ü, yani nüfusunun o dönem tamamına yakınının Türk olduğu topraklarımızı kaybettik. Neler oldu? Deniz Gezmiş'lerin Mahir Çayan'ların romantik hikayelerine bakarken, Kıbrıs elden gidiyordu,

Doğu Anadolu illerimizde onbinlerce cana mal olacak kahpeliğin 'ezilen halklar' makyajı yapılıyor, devasa tarım hayvancılık alanlarımızdan, jeostratejik ikmal yollarımızdan olacağımız sûni 'Kürt sorunu' paradoksunun altyapısı hazırlanıyordu.

Ne oldu, binlerce TIR silahla donatılan, ABD Senatosu desteğini ardına alan, müesses nizamın zorlamasıyla artık Suriye rejimi, Rusya ve hatta İran'la yer yer anlaşan PKK YPG PYD'yi sadece 'izleyip', Şah Süleyman Türbesi ile başladık, yine Kıbrıs'ı ve bu sefer Fırat'ın doğusunu tamamen kaybetme tehdidi ile karşı karşıyayız!

Tunceli isyanlarında gökyüzünden atılan broşürlerle, Stratfor, RAND, DPI gibi fikir enstitülerinin yayınlarında ayrı şeyler mi yazıyor sanıyorsunuz?

Gerçekten; Sykes-Picot'tan Sevr'e, Sevr'den BOP'a ne değişti?

Emperyalizm, sağ gösterip sol vurur. Yukarıdaki gerçek örnekler ise devede kulak bile değil, tüy kalır!

Stratejik hedefinde, Fırat’ın Doğusunda bir Ermeni bir de Kürt devleti, Orta Doğu’nun en önemli limanları olan İskenderun - Mersin’de kukla bir sözde Arap, Ege Trakya ve Karadeniz’de bir ‘Pontus - Hellen’ ve nihayet Orta Anadolu’da denizlerden kopuk bir Türk bölgesi oluşturup rahatça buralarda oyun kurma rüyaları  var müesses nizamın. Strateji buna hizmet ederken, biz ara sıra değişen 'taktikleri' tartışıp duruyoruz...

Türk Milletine revâ görülen deli gömleği: "Başkanlık Sistemi ve İki Partili Yapı"

Müesses nizam, Türkiye'yi parçalama politikalarında son merhaleye geldi. Bir dönemler 'demokrasi geliyor' diye solcu aydınlarımızın(!) davul zurnayla 'yetmez ama EVET' diye bayram yaparak desteklediği, ülkeyi 15 Temmuz alçak FETÖ kalkışması sürecine sürükleyen 'vesayet anayasası' yapbozun bir parçası iken, 16 Nisan'da yapboz tamamlanmıştı.

Şimdi sırada, küçük partilerin soğuk savaş dönemi nizamına göre "sağ ve sol" diye kutuplaştırılıp, sağın AKP solun ise CHP tarafından yutulması (solu direk tam manası ile pasifize ederek yutulacak bir şey bırakmadı bizzat bu partilerin yöneticileri), +1 ırkçı etnik partinin TBMM'nin gediklilerinden biri haline getirilmesi planın başarı ile tamamlanan bir sonraki evresi oldu. MHP, BBP ve hatta HÜDAPAR'ın AKP'ye 'eklemlenmesini' böyle okuyabilmemiz mümkündür.

İşte bu sistem, Türk Milletine giydirilmek istenen "deli gömleğinin" ta kendisiydi. Bu gömleğin gövdesi AKP, kolları ise CHP'dir. Maalesef, mevcut CHP yönetimi de bu durumdan pek rahatsız görünmeyip, bu hedefi destekler tutumlarına tam gaz  devam ediyor!

İşte İYİ Parti'yi bir partiden, o 43 milletvekilini 43 milletvekilinden fazlası yapan faktörler buraya kadar yazdığımız her şeydir!

Müesses nizamın efendilerinin (nam-ı diğer üst akıl) hesaba katmadığı, emperyalizmin ayağına takılan taşın ta kendisidir İYİ Parti. Türk Milletinin milli hassasiyetlele oy verdiği ama aynı amaca farklı kanallardan sehven veya isteyerek hizmet edecek vekillerden farklı, Lordlar Kamarasını terletenlerdir 43 milletvekili.

Mecliste giren bu 4. parti, programı, hedefleri, söylemleri ile büyük oyunu 'şimdilik sekteye uğratmış', ve eğer 'doğru istikamette' ilerlerse emperyalizme bir tokat daha vuracak olan partidir.

Bu 43 vekil, 'sırat-i müstâkim'den' sapmaz ise, bir gün KIRKÜÇLER olarak anılacak, adları sonsuza kadar dualarla anılacak 'kurtarıcılardır'.

Velhasıl-ı kelâm; Haçlı Seferlerinden bugüne asırlardır müesses nizama bela olmuş Kayı Boyu'nun simgesinden esinlenen, Türk Mitolojisinin vazgeçilmezi "güneş" ile özdeşleşen İYİ Parti'nin TBMM'de olması bugün konuşulan şeylerin çok ötesinde küresel perspektifte değerlendirilmesi gereken, Türk milletinin bağımsızlık ateşidir.

Akşener ve kurmaylık bunu iyi okumalı

Prof. Dr. Ümit Özdağ, 3 Mayıs Türkçülük gününde merhûm Hüseyin Nihâl Atsız'ın mezarında bir avuç insana şöyle sesleniyor: "Bizim için 3 Mayıs, bir gün kutlanası bir bayram değildir. Bizler, Türkiye Cumhuriyetinin kurucu ideolojisi olan Türkçülük tekrar hâkim olana kadar her gün 3 Mayıs ruhu ile hareket edeceğiz!".

Bu bilinçle hareket eden Ümit Özdağ ve arkadaşlarının kurmaylığını yaptığı partinin yukarıda yazan gerçeklerden bihaber olması düşünülemez. Velâkin, böyle ise de hareketin 'siyasi lideri' iken, 'doğal liderine'* dönüşen Meral Akşener'in de, küresel vampirlerin göz diktiği kadim coğrafyanın ebedi sahibi olan asil ve dâhi mazlum Türk Milletinin tek ümidi olduğunun bilincinde olduğunu düşünmek, buna inanmak isteriz.

Türk halkının, algı bombardımanı ile dimağının bulandırıldığı şu bedbaht halinde dâhi yüzde sekseninin oy verebileceği, 'üzerine kurulduğu arsa**' itibari ile iktidarın tek alternatifi ve müesses nizamın içine el atamadığı tek bağımsız parti olan İYİ Parti'nin önemi ve potansiyeli, yerel günlük siyasi goygoylardan çok daha fazladır.

Mesele, yerel seçimlerde alınacak belediyelere indirgenir, başarı kriterleri şaibeli seçimlerden çıkan sonuçlarla okunursa yazık ki ne yazık! Mesele, küresel bir çarkın dişlileri arasında ezilip yok edilmek istenen Türk Milleti meselesi!

Akşener ve arkadaşları, adlarının Buckingham'da, Washington'da, Tel Aviv'de, Moskova'da en derin stratejik toplantılarda telafuz edildiğinden emin olsunlar!

Meral Akşener'in omuzlarında, 24 Haziran'dan önce sadece Türkiye'nin Türkleri'nin sorumluluğu vardı. Şimdi ise Trakya'dan, Azerbaycan'a, Kerkük'ten Tebriz'e, Musul'dan Doğu Türkistan'ai Kırım'dan Kıbrıs'a cümle Türk soyunun, 400.000.000 Türk nüfusunun sorumluluğu bulunmakta.

Bu satırlar ne övgü ne de teşviktir! Akşener'in kendisine olan teveccühün karşılığında 12 Ağustos İYİ Parti Olağanüstü Kongresi sonrasında 'direksiyona' geçmemesi halinde, Türk'ün zulüm göreceği ikazıdır! Tarih, bu Selanik'li Asena'ya bu sorumluluğu yüklemiştir! Allah yâr, yardımcısı olsun!

*, ** : İYİ Parti İzmir Buca ilçe başkanı Fikret Aktaş'ın değerli saptamalarıdır. Teşkilatını seçimlerden sonra da dipdiri tutan, evlatları ile ilgilenir gibi tek tek herkesle ilgilenen, yerel değil küresel perspektiften konuları ele alarak herkesin anlayacağı biçimde "hergün" seçim sath-ı mahali disiplinini ve heyecanını yaşatan Fikret başkanın fikir haklarına sahip olduğu kavramları yazımdaki fikirleri pekiştirmek için kullandım, helal etsin.