İtiraz ediyorum

Mehmet SORAL

Söylentiye göre ve inşallah söylentiden öteye gitmez; İYİ PARTİ tarafından AKP eski Manisa milletvekili Selçuk Özdağ'a ''Millet ittifakının ortak adayı olarak Manisa belediye başkanlığı için aday olması teklif edilmiş, o da teklife sıcak bakmış.
...
Anlaşılıyor ki; İYİ Parti, Sayın Özdağ'ın şu paylaşımından cesaret alarak, kendisine teklif götürmüş olmalı.

Sayın Özdağ ne demiş;

''Açık ara birinci olduğumuz (AKP'den bahsediyor) bir yerde büyükşehir belediye başkanlığının bir başka partiye verilmesini izah edemiyorum. Siyasette uzlaşma iyidir ama doğru olan bunu adalet temelinde yapmaktır. İnsanlara ait her karar tartışılabilir. Tek tartışılmazımız inançlarımız ve ülke menfaatleridir. Emeğe saygı adaletin bir gereğidir. Emek verenin lütfa ihtiyacı yoktur. Şehzadeler şehrinin büyükşehir belediye başkanlığı partimizin ve emektar tabanımızın hakkıydı, bu karar doğru olmamıştır, artık olup biteni değerlendirmek tabanımızın vicdanına kalmıştır. Susmak ikbal sağlar ama itibar sağlamaz… Yanlışa yanlış diyemeyenler o yanlışın vebaline ortak olur. Manisa Büyükşehir Belediye Başkanlığı, kış- yaz demeden koşan, terleyen AK Parti tabanının anasının ak sütü gibi hakkıdır.''
...
Okumuş olduğunuz bu metinde; ''Partili cumhurbaşkanlığı sistemi''nden şikayet eden, desteklemesi nedeniyle pişmanlık ifade eden bir cümle geçiyor mu; elbette hayır. Peki bu insan hangi ilke, inanmışlık ve adanmışlık adına İYİ Parti'ye gelecek. Konjonktürü fırsat bilip, İYİ Parti'yi şahsi emelleri için kullanmak istiyor.
...
Ben onu bunu bilmem arkadaş; İYİ Parti meşruiyetini ''Tek adamlı partili cumhurbaşkanlığı sistemi''ne hayır demiş olmasından almış; ete kemiğe bürünmesi de bunun üzerinden olmuştur.
...
Dolayısıyla Selçuk Özdağ'ın İYİ Parti'ye gelmesini kabul etmemiz için hiç bir mantıklı ve makul gerekçe yoktur. Selçuk Özdağ'ın ancak ve ancak şunu demesi lazım ki; gönlümüz rahat olabilsin. ''Bu tek adamlı partili cumhurbaşkanlığı sisteminin o kadar tehlikeli olduğunu fark ettim ki; it gibi pişmanım. Bu pişmanlığımı telafi etmek adına bu anlamda kendimi affettirebilmek için en iyi hizmeti İYİ Parti'de yapabileceğimi düşünerek; hiç bir ön şartım olmadan, İYİ Parti'ye geçmek istiyorum''. Böyle diyebiliyorsa, buyursun gelsin.
...
Açık ve net söylüyorum ki; her şeye rağmen gelirse; onu kazanmak isteyenler bizleri kaybederler. İlkeli siyaset benim şiarım olduğu için siyasi arenada dans edenler beni dansa davet etmesinler; red ederim.

 

''Zillet ittifakı'' benzetmesi korkunun dışa vurumudur.

"Zillet ittifakı" benzetmesi milleti ayrıştırıp, sonra da kutuplaştırarak sokağa çağırmaya matuf, tahrik amaçlı bir söylemdir. Çünkü seçimi kazanmak için bu usulü "Türkiye ortalama algı düzeyini" kontrol altına alma ve yönlendirme açısından en başarılı yöntem olarak görüyorlar.
...
Sen ne dersen de; ağzından çıkan kin, burun çeperlerinde oluşan öfke tarafımızın ne kadar hak ve doğru yolda olduğunu gösterdiği gibi kutsiyetini de her geçen artırıyor. Sen bana "Zillet" dedikçe ben başardığımızı düşünüyorum.
...
Dolayısıyla, boşuna heveslenmeyin; sokağa çıkmak yok, bağırmak yok. Ne gerek var ki; burun halkanızdaki öfkeyi izlemenin zevkini yaşamak varken.
....
Hele bir daha desenize "Zillet ittifakı". Oh, iyi geldi. Lütfen bir daha d

 

Türk milliyetçilerinin iktidara yürüyüşüne Bahçeli engel olmuştur.

Türk milliyetçilerinin iktidar olması, bizatihi Devlet Bahçeli'nin bu hareketin içine yerleştirilmesi ile önlenmiştir.
...
Şu anda Devlet Bahçeli diye bir ismin Türk siyasetinde olmadığını düşünün; Türk milliyetçilerinin toplu atacak yüreklerinin siyasal gücü en az yüzde 25'dir.
...
İYİ Parti gerçeği veya Türk milliyetçileri inisiyatifinde olmuş veya olacak muhtemel gelişmeler; en az yüzde 25 siyasal bir gücün heba edilmesine isyanın tezahürü olduğu gibi aynı zamanda bir çözüm arayışları adına yanan yüreklerin feryadıdır.
...
Efendim neymiş; rahmetli Başbuğ zamanında da bundan daha iyi değilmişiz. Evet, MHP'nin oyunun %3'lerde olduğunda; her ne kadar iktidarda başkaları olsa da; iç işleri ve milli eğitim gibi bakanlıklarda "Muktedir" olan siyasi parti MHP idi. Yahu bugün yönetim sisteminin dahi değiştirilmesine vesile olan MHP'nin devletin hangi kademesinde, ne gibi bir ağırlığı var Allah aşkına.
...
Üniversite'de doğmuş, nitelikli şekilde yetişip, bürokraside yer almış eğitimli gençlik hakareti olan Türk milliyetçiliği hareketi orada dururken; devşirme entelektüellerin organizasyonu ile derleme toplama şeklinde bir araya gelerek, kesintisiz 17 yıldır iktidarda kalma başarısı gösteren Siyasal İslamcılar bunu hak ediyor mu.
..
İşte Devlet Bahçeli öyle bir MHP liderliği yaptı ki; bu hakka Türk milliyetçilerini değil, siyasal İslamcıları layık gördü. Öyle layık gördü ki; bırakın iktidar olmalarını, tüm cumhuriyet değer ve kazanımlarını heba edecek şekilde devleti dönüştürmelerini sağlamış, halihazırda da devam etmektedir.
...
Devlet Bahçeli bu hareketi öyle bir ruh haline sokmuştur ki; sözde bir mensubu, bozkurt işareti yapma "Cür'etinde" bulunabilmek için yüreğinin sesini dinlemeye değil, Türk milliyetçiliğini ayakları altına alan birisinden izin alma ihtiyacı

Bozkurt işareti yapabilmek

Bozkurt işareti yüreğin sesidir. O'nu yaptıran şey; içselleştirilmiş inanmışlık ve adanmışlığın kontrol dışı gösterdiği refleks halidir. Refleks hali ne izin ister, ne de bekler. Elektrik akımı gibi bir şey; kalbine dokunduğu an "Şekil" anında kendini gösterir.
...
Bozkurt işareti yapmak için izin istemek bir nezaket değil aksine acizlik halidir ki; vah ki o izin isteyen zavallının haline. "Sığıntı" olmak aynı zamanda teslim olmaktır. O "sığıntı"nın izin istemesi "Sığıntı kültürü"nün gereğidir, hür ve bağımsız ülkücüleri zerrece bağlamaz.

 

Taşıma oylar

Pişkin adamın mazeretine bakın hemşehrilerinin Üsküdar'da ki spor salonlarından yararlanabilmeleri için 900 km uzaklıktaki kırk akrabasının ikametgahını Üsküdar'daki kendi evinde göstermiş.
...
Şimdi bu kırk kişi aynı evde seçmen gözüküyor. Peki bu dümen ilk defa mı döndü; elbette hayır. AKP geldiğinden beridir bu böyle devam edip, gidiyor. Hayatında benim köyüme hiç ayak basmamış insanlar şu anda seçmen durumundalar.
...
Özellikle AKP bu siyasi dalaverelerin önünü açmıştır. Cemaat "Ölülerinize bile oy kullandıracaksınız" dediğinde özellikle AKP'den "Ne münasebet" diyen çıkmadı. Peki diğer konularda fetö sizi kandırdı (Bizleri niçin kandıramadılar) diyelim, yahu bu tamamen bir ahlaki konu değil mi, niçin itiraz etmediniz.
...
Hükumetten bir belde veya ilçe yardım istediğinde "Senin şu kadar nüfusun olmalı ki ancak yardım edebilelim" dendiğinde; o ilçe çözümü o belde veya ilçeye nüfusu değil, insanların ikametgahlarını taşıyarak buldu.
...
Ne zaman ki AKP için büyük şehirleri kaybetme riski hasıl oldu; mesela İstanbul'dan Anadolu'daki ilçelere taşınan AKP oyları akıllarına geldi. Kısaca keser döndü, sap döndü.
...
Adil bir seçim kanunu düzenlenmediği sürece bu ayak oyunları ve oy taşımacılığı devam edecektir. Nasıl bir seçim kanunu ki; hayatında köyümüzde bir defa dahi bulunmamış bir insan sadece seçmen olup da; bizatihi orada yaşayan insanların tercihlerinin gerçek anlamda tecelli etmesine mani olabilir.

 

AKP kendi zenginini yarattı ama...

AKP zenginini yarattı ama entelektüelini yaratamadığı içindir ki; hem ülkücüler hem de solcular içinden bireysel olarak devşirdikleri ile bu egosunu tatmin yoluna gitti. Ancak onlar esas kişiliklerini içinden çıktıkları yerde kazanmış olduklarından inandırıcı olamadıkları gibi AKP de elitleşemiyor ama devşirelenlerin nemalandığı aşikar.
...
Onların arzu ettikleri; özelikle kendi elitlerinin yine kendi "Siyasal İslamcılar"ının içinden çıkmasıdır ama olmuyor işte, zorla olacak değil ya.
...
Dolaysıyla AKP cenahı ve siyasal İslamcılar Türk entelektüelinin her söylediği sözü, aldığı tavrı kendilerine karşı bir "İğneleme" ve karşı olma tavrı olarak gördüklerinden; siyasal güçleri üzerinden linç yolu ile onlardan öc almayı tercih edip, öfke boşalmasını sağlıyorlar.

 

Mansur Yavaş'ı dinledim

Mansur Yavaş'ı izledim, bir daha kahroldum ki; böyle çaplı insanların siyasi kaderlerinin yine bir o kadar çapsız insanların kararlarına bağlı olması gibi Türk siyasetindeki bir çelişkinin geleneksel hale gelmiş olmasıdır.
...
Siyasi bir demeç verme, hele ki; sinsi tilki gibi "Bana bir laf etse de, canlı yayına bağlansam" beklentisinde olan Melih'e fırsat verecek polemiğe girmeden, doğrudan içine sindirmiş olduğu ideal belediyeciliği anlatmaya ve paralelinde projelerini tanıtmaya devam etti.
...
Didem Aslan Yılmaz kanalda yerini sağlamlaştırmak ve yandaş kanal olmanın gereği olarak Mansur Bey'i mayınlı alana çekmeye matuf sorularının tuzağına düşmedi. Çünkü o siyasete değil, belediyeciliğe talipti ve program boyunca genel duruşu da bunun üzerine oldu.
...
İnşallah Ankara seçmeni siyasetçi olmanın dışında bir görev adamı olan böyle nadir bir insanı hak ettiği şekilde değerlendirecektir.

 

Velev ki Gülen iade edildi.

Diyelim ki Gülen ABD'den getirildi ve ülkemizde
yargılanıyor. Mahkemeye çıktığında; "Hangi tarihte, kimlerle, hangi mekanda, neler konuştuk, hangi kararları aldık onlar da buraya gelsinler hep beraber yargılanalım" dese; sizce "Bağımsız mahkeme" nasıl devam eder.
...
Dolayısıyla, İYİ Parti'nin "FETÖ'nün siyasi ayağının ortaya çıkarılması"na yönelik vermiş olduğu araştırma önergesinin AKP ve Balgat müdavimlerince (Lütfen, dikkatinizi çekmek isterim; özellikle MHP demedim) red edilmesinden; siyasi ayağının açığa çıkmasının istenmediği anlamı çıkmaz mı.
...
Kişisel kanaatim ne Gülen ne de FETÖ üst düzey yöneticilerinin ülkemize iade edilmesi hayalden öteye geçemeyecek. Çünkü siyasi partilerin kurumsal güncel yöneticileri FETÖ ile ilişki bağlamında kendilerini veya yanında olanları yeterince masum ve temiz göremiyor olabilirler.

Beştepe'de "Cumhurbaşkanlığı Yerel Yönetimler Sempozyumu"

"Cumhurbaşkanlığı Yerel Yönetimler Sempozyumu"nu yapmak ne tesadüf değil mi; bugüne denk geldi.
...
Konuşmacı katılımcı Binali Yıldırım. Yerel Yönetim deyince; akla ilk gelen Eskişehir Belediye başkanı Sayın Yılmaz Büyükerşen nerede peki?
...
"Yerel yönetimlerde etik değerler" tartışılacakmış. Bir anlamda siyasi değil, geneli ilgilendiren bir konu. Ama Cumhurbaşkanı "CEHAPE" diyerek başladığı konuşmasını sürdürüyor, varacağı yer belli; devamını izlemeye bile gerek duymadım.
...
Bütün mesele Binali Yıldırım'a pozitif ayrımcılık yaparak, cumhurbaşkanlığı imkanlarını hizmetine sunmaktır. Gerekirse Abuzittin'i anma günü düzenlenip, gene Binali Bey'e pozitif ayrımcılık yapılarak, devletin imkanları kendisine amade edilecektir.
...
Cumhur ittifakının bu cüretkar tutumu ile devlette istedikleri dönüşümü başarırlarsa; (Yılmaza Özdil gibilerin de yoğun gayret ve katkıları ile) inanın ki; seksen sene boyunca Cumhuriyet değer ve kazanımlarına dönmek mümkün olamayacak, belki de hiç dönülmeyecektir.

 

Yılmaz Özdil ne yapmak istiyor?

Yılmaz Özdil gibiler CHP'li olup da her seçim arifesinde gaf yapıp, AKP'ye çalıştıkları sürece; millet ekonomiyi unutur dini öne çıkarır. Yılmaz efendi, yaptığın densizlikle Erdoğan'a pası verirsen, o da hiç acımaz doksana takar.
...
Kim ne içerse içsin, tavsiye etmek sana mı düştü dangalak. Cumhurbaşkanı bir şişe bira içeymiş cart olabilirmiş, curt olabilirmiş. Olan şu ki; Cumhur ittifakına değil ama millet ittifakına iyi geçirmiş oldun. CHP'li elitin bu jakobenci bakışı ile Erdoğan'ı çıktığı yerden indirmek bu nedenle çok zor.
...
Efendim siz ekonomi şudur, yoksulluk budur diye durun; Yılmaz Özdil'ler pas verdiği sürece Erdoğan büyük bir hazla pozisyonu değerlendirecektir. Nihayetinde kendini haziruna alkışlattın, egonu tatmin ettin; ya sonrası; rakı masası. Git, çok önemli bir meziyetse istediğin kadar iç ama birilerinin emeğinin içine etme tamam mı.

Bırak artık şu hiddet ve şiddet dilini

Yahu bırak şu hiddet, şiddet dilini. Bir gün de sanattan bahset; müzikten, resimden, şiirden, romandan bahsetsen. Resim sergisi aç, konsere git, okuduğun bir kitaptan bahset. Ara sıra çay sohbetinde; ne bileyim sözü getir kadın zarafetine, arkasından patlat bir şiir. Allah'ın sana bahşettiği insan olarak yaratılmışlığına hürmeten biraz da hayatına bu güzelliklerden serpiştirsen ne olur sanki.

...
Kime ne demeye hakkın var. Hele ki sen; yirmi yıldır bas bas bağırmaktan başka ne yaptın. Asıl bizim sana bağırmamız hak, senin bize bağırman haksızlık, hatta zillettir. Adam gibi; davamıza inanmış ve adanmışlığını sağa sola yalpalamadan ortaya koydun da peşinden mi gelmedik. Dağıtmış olduğun kartvizitindeki hiç bir bilgi artık sana ait değilse; seni adresinde bulamamak benim suçum mu.
...
Koca koca adamlarsınız; nedir bu sarı yelek muhabbeti ve tehdit. Milletin bekası deyip sonra milleti tehdit edeceksin öyle mi. Yahu zaten tükenmiş, acizlersiniz. Baharın doğal yeşiline kavuşmaya şurada ne kaldı ki; matadorun salladığı kırmızı misali salladığın sarıya yürüyen ahmak olayım.

 

İttifaklar meselesi

Anlaşılmıştır ki; "Tek adamlı partili Cumhurbaşkanlığı sistemi"nde zorunlu hale gelen ittifaklar meselesi; eski koalisyonların kaşarlaşmış halidir.

 

Ayasofya'da dans eden kız.

Bu siyasal İslamcıların İslam adına tepkilerinde zerre kadar imani bir taraf yoktur.
...
Yahu yalan, dolan, talan gırla gidiyor ses yok; birisi Ayasofya'da dans etti diye Siyasal İslamcılar tepki göstermişler, sanki taşını onlar dizmişler.
...
Fetih ruhunu tatmin adına Müslümanlar için ibadete açılan ama şahsen kendim için söyleyebilirim; hiç de uhrevi bir havaya giremediğim bir mekandır Ayasofya. Köyümün kerpiçten mescidi bana daha çok haz veriyor.
...
Ege'de 18 adayı Yunanistan işgal etmiş, genel kurmay başkanları işgal ettikleri adalarda kuzu çeviriyor, tıs yok. Be hey ahmaklar bunlarla ilgilensenize.
...
İşin aslını size söyleyeyim mi; niyetleri, Ayasofya'da bir kızı dans ettirip, ekonomiyi konuşturmamaktır.

 

Allah kimseyi doğuştan icazetli yaratmaz.

Muhterem sanki kıçında mühürle doğmuş, Allah'tan icazetli; sorumlusu olduğu "Partiyi" aldı evirdi, çevirdi birilerinin hizmetine amade etti. Direklerini, kolonlarını kırdı geçirdi kendisine ceza yok. "Yazık değil mi; nedir bu yaptığın diyene" hemen ferman hazır; "Kellesi vurula"
...
Vallahi ferman da, mühür de dinlemedim; kellemi uzatmadan kellesini aldım. Övünmek gibi olmasın ama az iş yapmadık değil. Düşünebiliyor musunuz; beni "Ah benim koyunum, ah benim koyunum" diye başımı okşamak istediğinde "Çek len elini" demişim.

 

Poşet parası öde, yüzde 18'i KDV
Neymiş efendim; benim sağlığımı düşünüyorlarmış. Ben safım ya, senin algılarının biatcı kölesiyim ya; hiç bir ard niyet aramam.
...
Alış verişimi iki seferde yaptım. Yüzde18 KDV ödemedim, paketleri kucağımda taşıdım. Ne kadar mutluyum bir bile bilseniz. Aynı zamanda doktorumun da dediğini yapmış oldum; yürüyüş yaptım, sıkıntı yok. Artık mendil taşır gibi arka cebimde veya arabamda file taşıyacağım. O %18 KDV'yi benden tahsil edemeyeceksiniz. Her kasaya geldiğimde egomu tatmin edip, senin gizli niyetine çelme takacağım

 

Millet Kenan Evren'e de yüzde 92 oyla destek vermişti.

Bizim millet böyle işte; Kenan Evren'e yüzde 92 oy ile "Paşam seni seviyoruz, gölgeni üzerimizde hissetmek istiyoruz" dedi. Sonra aynı millet, sıfır itibar ile "Şimdi seni er olarak gömüyoruz" dedi.
...
Doğrusu bu milletin altımıza süreceği koltuktan korkmak lazım. Belki de ondandır ki; Allah bana vergi vermemin dışında devlet kapısı göstermedi. Maaşımı da, sağlık hizmetlerimi de devletten almıyorum ama devletimi seviyorum ya; vergi vermeye devam ediyorum. Belki de alacaklıyım. Son yapılan köprülerden hiç geçmiyorum ama payıma düşen borcu da ödüyorum.
 

soralmehmet@gmail.com