İngiliz devlet aklı - Türk devlet akılsızlığı

Halil KONUŞKAN

23 Aralık 2017 tarihinde kaleme aldığımız ve Ortak Ses sitesinde yayımlanan “Son BM kararı ve İngiliz aklı” başlıklı makalemizde Türkiye ve Ortadoğu politikası açısından ana fikir olarak ABD’nin bir adım geri atacağını ve İngiltere’nin devreye gireceğini yazmıştık. Son gelişmeler bizi haklı çıkartmıştır.

Türk-ABD ilişkilerinde ABD’nin bir tık geri durduğu ve yerini İngiltere’nin aldığı görülüyor.

Söz konusu makalede aynen “İngiliz devleti John Locke ve David Hume çizgisinde deneyci bir mantıkla dünyaya bakmaktadır.” ve “İngiliz aklı, Ortadoğu’da Rusya, İran ve Çin çizgisine savrulacak olan bir Türkiye’nin kendi çıkarları açısından ne büyük bir sorun oluşturacağını öngörebilecek deneysel tecrübeye sahiptir.” demişiz.

Evet, çünkü İngiliz devlet aklı deneyci bir anlayış ile dış politika geliştirir. Rusya, Çin ve İran ekseninin kurulduğu bir dünyada İngilizlerin Türkiye’yi devre dışı bırakması imkan dahilinde değildir. Bu eksenin karşısında “Türk Seddi”nin oluşturulmasından başka çare de yoktur.

Bu realitenin farkında olan İngilizler, kendileri açısından Türklerin kontrol edilmesi, yumuşak karınlarının bırakılması gerektiğinin de farkındadırlar.

İngilizler, diğer ülkeleri iki sınıfa ayırırlar ve iki türlü ilişki geliştirirler. Bunlardan ilk sınıf, İngilizlerin diğer ülkenin iç siyasetine daha az sirayet ettikleri, genellikle eşit ülkeler statüsüdür. Bu statü İngilizlerin buyurgan ve İngiliz Milletler Topluluğu anlayışı ile yaklaşmadığı direk “ortak ülke statüsü”nde olan ülkelerdir. İkinci sınıfta ise İngilizlerin ya geçmişte sömürgesi olan ya da daha sonra iç politikalarını dizayn ettikleri ülkelerdir ki; İngilizler açısından bu ülkeler için “işbirlikçi ülke statüsü” nitelemesinde bulunabiliriz.

İngiliz aklı gereği işbirlikçi olan ülkelerde istedikleri politikaları o ülkelerin milli menfaatlerinin minimuma indirilerek korunması için bahse konu ülkelerde “tek adam”ların iktidar olması sağlanmaktadır. Bu tek adamlıklar; krallık, prenslik, şeyhlik veya adı cumhuriyet olan diktatörlükler veya yarı diktatörlükler olabilir.

Suudi Arabistan, Katar, Kuveyt, Ürdün, Bahreyn, Umman, Brunei ve Malezya gibi ülkeler bu duruma örnektir. Eski İngiliz sömürgeleri Mısır’da yarı diktatörlük, Sudan’da ise diktatörlüğün egemen olduğunu da göz önüne aldığımızda manzara iyice netleşmektedir. Eski İngiliz sömürgesi olan Malezya’da daha bu seneye kadar yıllarca seçimleri hep bir kişinin kazandığını ve son seçimi kaybeden bu kişinin seçimden sonra külliyetli miktarda zimmetine para geçirme iddiaları ile birlikte yurt dışına kaçtığını da hatırlayalım.

Böylece kraliçenin adamlarının yönettiği ülkelerde tek adamlar ile anlaşınca o ülke ile de anlaşılmış olur.

Oysa tek adam değil, kurumları işleyen bir demokrasi İngilizlerle işbirliği yapılsa bile bu işbirliğini yapan ülkenin çıkarları açısından elini kuvvetlendirecektir.

Eğer, son üç yıl içerisinde kendisine “derin devlet” denilen bir aklın Türk siyasetine müdahalesi söz konusuysa; çözüm sürecini aniden sonlandırmaktan tutun da yavru muhalefet liderinin aniden tek adama eklenmesine kadar siyasete ecinlilerin müdahalesi söz konusuysa ve bu müdahale beka sorunumuza çözüm olarak sunuluyorsa o halde bu duruma bazı çekincelerimiz olacaktır.

Türkiye’nin çıkarları için İngiliz aklı ile işbirliği yapılabilir. İki ülkenin çıkarları birleştikçe bu işbirliği meşrudur. Hatta bu işbirliği ile Türkiye’ye dayatılan Davutoğlu politikaları da devre dışı bırakılmış olabilir. Biz bu duruma itiraz etmeyiz, hatta alkışlarız.

Böyle bir işbirliği sonucunda ülkemiz terör ile iyi bir mücadele noktasına gelmişse, Kuzey Suriye ve Kuzey Irak’ta bayrak gösteriyor ve bu bayrak gösterimine dış dünyadan önemli bir itiraz gelmiyorsa biz bu durumdan da memnun oluruz.

Özellikle İran’a karşı oluşturulduğunu düşündüğümüz işbirliğinde ülkemizin ve Türk milletinin zarar görmeyeceği adımlar atılır ve ülkemizin menfaatleri üst düzeyde korunursa bundan ister iktidarda, ister muhalefette olsun, her Türk memnun olabileceği gibi bizlerde ziyadesiyle memnun oluruz.

Ancak, bir şartla!

Bu işbirliği çerçevesinde, tek adamın daha fazla egemenliği ve demokrasiyi rafa kaldırma politikalarının olmaması kaydıyla…

Çünkü tek adam politikası İngiliz aklının “işbirlikçi ülke statüsü” için belirlediği bir politikadır ve böyle bir durumda bizim için karşılıklı çıkardan ziyade İngiliz aklının egemenliği altına girme durumu söz konusu olacaktır.

Eğer; gerçekten milli bir Türk devlet aklımız olsaydı, bu işbirliği tek adamlığın tahkim edilmesi üzerine kurulmazdı. Yine aynı kişi iktidar da olabilirdi, ancak demokrasinin daha iyi işlediği, hukukun daha bağımsız olduğu bir ülke de aynı kişinin tekrar tekrar yönetimde olması pek bir endişe kaynağı olmazdı.

Hatta! Eğer; gerçekten milli bir Türk devlet aklımız olsaydı, iktidar ve iktidar yandaşları tarafından toplumun bir bölümünün ve toplumu oluşturan çeşitli sosyal grupların ötekileştirilmesi cihetinin önüne geçilirdi.

Çünkü; gerçek bir milli derin devlet, sosyal barışını sağlayamayan bir toplumun geleceğinin olmadığını iyi bilirdi.

Siz, tek adamı kontrolünüze aldığınızı sanıyor ve çeşitli çağrışım metotları ile bunu toplumsal bilinçaltına veriyorsunuz.

Eğer, tek adamı milli çıkarlarımız üzerinden gerçekten kontrol altına alan bir derin devlet aklınız olsaydı; ülkede demokrasi ve hukuk tartışılıyor olamaz, iktidarın başı veya ayakları kimseye 'çapulcu' nitelemesinden 'pislik' nitelemesine kadar ayrıştırıcı bir dil kullanmamış olurdu.

Gerçek milli derin devletin olduğu ülkelerde örneğin; Fransa’da bir iktidar milletvekilinin toplumun bir kesimine hakaret etmesi mümkün müdür? Örneğin; Rusya’da yıllarca savaş yapılan Çeçenler'in bile iktidar mensupları tarafından dışlandığı bir ulusal dil kullanılabilir mi? Bu dili Rus derin devleti Jirinovski’ye kullandırır. İşte, aramızdaki fark!

Demek oluyor ki, İngilizler İngiliz devlet aklını hakkıyla uygularken; ülkemizde Türk devlet aklı adına inisiyatif kullananlar her kimler ise pek akıllı sayılmazlar.

Eğer, gerçekten milli çıkarlarımız adına hareket ediyor olsaydılar, öncelikle toplumu kucaklayan ve tek başlılığı ortadan kaldıran bir yapı için çalışırlardı, tek adamı ve ayrıştırıcı dili kutsayan bir yapı için çalışmazlardı.

Kısaca siz; akıl kullandığını düşünenler, esas akılsızlığı yapıyorsunuz.

***

Bu sözlerimiz, şu anki manzara içindir. Eğer, hakikaten tek adamı kontrol ediyorsanız veya tek adam sizi hakikaten hesaba katıyorsa; hukuk, basın-yayın ve sosyal barışa yönelik adımlar atmasını sağlayın, biz özür dileyeceğiz.