İbadetler Allah'tan uzaklaştırıyor mu?

Nurettin BÖLÜK

             

                İbadetler, Allah’tan uzaklaştırıyor mu?

                Başlığı okuyan herkes, yanlış yazılmış diyecektir. İbadetlerin Allah’a yaklaştırması gerekirken, uzaklaştırması ne demek?

                Ben de üzülerek yazacağım ama yazmadan da kendimi alamadım. Uzun yıllar bir Müslüman olarak İslam Dinini ve Müslümanları yaşayışlarıyla incelemeye çalıştım. 65 yaşından sonra açık öğretimle İlahiyat okudum. Günümüz Türkiye’sinde Müslüman yaşayışının İslam’dan çok uzak olduğu kanaatına vardım.

                Şeklen insanımızın büyük çoğunluğu Müslüman. Açıktan da ibadetleriyle buna şahit olmaktayım. Kadın-erkek giyimleri, namaz, oruç, hac, umre, sadaka, zekât gibi ibadetleri, isimleriyle Müslüman olduklarını ilan ediyorlar. Bilhassa namaz ve oruç ibadetlerini öyle süsleyerek yapıyorlar ki dikkatli bakanlar riyayı (gösteriş) görmemeleri mümkün değil.

                Bu konuda Cüneyt el-Bağdadi “Zahirini süslemeye çalışanların bâtını haraptır.” Demiştir.

                Zahir, dış görünüş anlamındadır. İbadet anlamında, bedenle yapılan, dışarıdan görülebilen namaz, haç, oruç, zekât gibi şekli ibadetlerdir. Batini amel veya ibadetler ise kalp ve gönülle, iman ve ihlasla yapılanlardır.

                Açık bilgilere zahiri İlmi, kalp ve gönülle ilgili bulunan ilimler de batini ilmi denir. Allah, Lokman suresi 20. ayette: Görünen ve görünmeyen nimetlerden söz etmektedir. Görünen nimetler belli. Görünmeyen nimetler nelerdir? Görünmeyen nimetler, gizli hakikatleri, manevi özü, ihlası, imanı, kalbi ve ruhi derinlikleri içerir. Batini de zahirde olduğu gibi görünürlük yoktur. Yaşama, yaşatma, hissetme, yaratana gönülden bağlılık ve yakınlık vardır.

                Batın, (iç güzellik) zahire muhalif olmaz, olmamalı. Ulema, “Zahire muhalif her batın, batıldır.” Demişlerdir. Tersi de doğrudur. Zahiri güzel olanın, batını de güzel olmalıdır.

                Allah bizim ibadetimizin şekline değil, ibadetten sonra yaptıklarımıza, ne ile meşgul olduğumuza, nereye gittiğimize bakar. Görünüşte yaptığımız ibadetler, bizleri Allah’a yaklaştırmıyor hatta kibir, gurur, desinlere yöneltiyorsa kişinin kendisine de topluma da faydası yoktur.

                İbadetlerin birinci gayesi, gönül zenginliğimizi artırarak; yanlışlardan uzak kalmamızı sağlamaktır. Allah’a yaklaşan gönül, yanlışlardan uzaklaşır. Allah ile olan gönül, salih amellerle güçlenir, salatı kavrayan Müslüman olur ki, yaşanan hayat, artık Kur’an-i hayat olur.

                Müslüman bulunduğu toplumlarda sürekli yaptığı ibadetlerden söz ediyor, yapmayanları kınıyorsa; kibir çukuruna düşmüştür. O kişi artık insanları küçük görme, hakikatleri inkâr hastalığına tutulmuştur. İbadet ettiği için kendini üstün görme, gurur, kibir hapsine girmiştir. Peygamberimiz, Zerre kadar kibirin cennete gitmeye engel olduğunu söylüyor. Yine Allah, kendini beğenen ve çokça öğünüp duran kimseleri kesinlikle sevmez. (Nisa/36) Buyurmaktadır.

                Camiden çıkan iki kişiyi dinliyorum. Yüksek sesle konuştuklarından, duyuyorum. Bu mübarek günde cami boş, Müslümanlardan caddede yürüyemiyoruz. Diğeri, oruç ayında şu kadınlara baksana! Elinde sigara, giyimi de bize benzemiyor. Gıybet yaptıklarının, gıybetin büyük günahlardan olduğunun hiç farkında değiller. Zahiri ibadetleri tamam. Ama batına (iç dünyasına) yansımamış.

                Halbuki Allah, Ankebut suresi 45.ayette: Kitaptan sana vahyedilenleri oku, namazı özenle kıl. Kuşkusuz namaz hayasızlıktan ve kötülükten men eder. Allah’ı anmak her şeyden önemlidir. Allah yaptıklarınızı bilir.

                İbadetler bizde Allah’a yönelmeden ziyade bir alışkanlık olmuş, insan şekli tamamladığında her şeyi hallettiğini sanıyor. Şuursuz bu yöneliş, kalbi beslemediği için oluşan benlik; kalbi kirletir. Allah’a yaklaşma yerine ibadet, kendine yaklaştırır. Kişinin kendine yaklaşması, Allah’tan uzaklaşması demektir.

                İbadetine güvenen nice Müslümanlarda bu hal vardır. Söyleyemediği, açıklayamadığı bir iç huzursuzluk yaşamaktadır.

                Niyet sadece ibadet olunca, bu hastalık devam edecektir. İbadetin niçin yapıldığının idraki bu hastalığın çözümüdür. Bu da ferdi ibadetin yönünü toplumun dertlerine çevirmek, çözüme ortak olmak, ibadetin özüne inmekten geçer.

                Neticede iç huzur oluşuyorsa, Kalp Allah’a yaklaşmış, benlik, kibir ortadan kalkmış demektir. Bu huzur, topyekûn toplumun da huzurlu olmasına vesile olacaktır.

                Allah’a yaklaştırmayan, gönül zenginliğimizi artırmayan hiçbir ibadetin faydası yoktur. Boşuna vakit geçirme, zaman kaybı, maddi kayıptır. Gösteriştir, riyadır. Hem kendini hem de çevresini kandırmadır. Allah, bu tür ibadet yapanlara; Maun suresinde Yazıklar olsun (veveyl) riyakâr (yuraun) demektedir.

                Selam ve dua ile

 

                Nurettin Bölük 18.03.2028