HERŞEY GEZİ İLE BAŞLADI

Murat YAZAN

Karizma o gün çizildi !

Basın, iş dünyası, sivil toplum örgütleri ve çevre o kadar “yandaş yandaş” olmuşlardı ki ortalık “dikensiz gül bahçesi”ydi !
Ancak “iktidarın baskısı altında ezildiğini hisseden” insanlar için hayat hiç de dikensiz gül bahçesi falan değildi !

Gezi bir “Yeter!” çığlığıdır. Gezi, bankta nasıl oturulacağına, yaşamına, nasıl doğuracağına, nasıl yaşayacağına karışılan insanların “Biz de varız !” sesidir…

Size öyküyü başından anlatacak değilim. Hemen herkes hatırlar. “Ağaçlar” la başladı iş. Ağaçlar “bardağı taşıran son damla” oldu aslında ! Kesilen ağaçlar “kesilen seslerin” sembolüydü !

İnsanlar sokaklara çıktı. İşin ilginci sokağa çıkanlar arasında sınıfsal bir ilişki de yoktu. Tomaların köşeye sıkıştırıp üzerine su sıktığı bir avuç insan içinde şirket Ceo’su, emekli, LGBT üyesi, öğrenci vs farklı katmanlardan gelen insanlar sarılışıp basınçlı suyla savrulmamaya çalışıyordu.

Gezi’ye katılan topluluk homojen değil, heterojen bir topluluktur. Çünkü Gezi sınıf temelli değil kimlik temelli bir harekettir. Herkesin kendi kimliklerini ve isteklerini ifade ettiği, kendi sesini duyurmak istediği, sosyolojide “yeni toplumsal hareket” dediğimiz sınıfa giren bir haykırıştı !

Daha önceki (80’leri yaşayanlar hatırlar) toplumsal hareketler sınıf temellidir. Kendisini “ezilenler” olarak tanımlayan işçiler ve onlara karşı olanlar meydanlara çıkardı.

“Yeni Toplumsal Hareket” olarak tanımlanan toplumsal hareketler le aralarında çok fark vardır. Sınıf temelli hareketlerde lider bulunur. Ortak bir amaç, bir ekonomik yapı ve devlet sistemi önerilir.
Hatırlarsanız Gezi’de lider yoktu. Bir ekonomik yapı ve devlet sistemi önerilmiyordu. Ekonomik yapı  önerilemezdi, zira katılanların çoğu orta ve üstü gelir grubundayken içlerinde emekliler, ev kadınları vs. vardı. Bu grubun ortak bir ekonomik sistemde buluşması olanaksızdır.

Bir devlet sistemi öneremezler, zira hepsinin politik görüşü kökten farklıdır. Gezi’ye (akp dahil) her partinin ve düşüncenin tabanından katılım sağlanmıştır.

Ve “Yeni toplumsal hareket” ler sadece gelişmiş veya gelişmekte olan toplumlarda görülür.

Ben de Gezi’ye bizzat katılanlardan biriyim. Orada çok şey deneyimledim. Mesela devletin sırt çevirdiği sokak çocuklarının Gezi’ci lerin yanından ayrılmadıklarını gördüm. İlk kez kendilerini seven, onlarla konuşan, yemeğini onlarla paylaşan insanları bir arada gördüler.
Çok güzel bir Cuma günü yaşandı. Müslümanlar Cuma namazlarını “Gezici” lerin  bedenleriyle korumaya aldıkları, çevreledikleri alanda kıldılar… Antikapitalist Müslümanlarla komünist gençlerin bağdaş kurup birbirlerine ideolojilerini anlattıklarına şahit oldum.  
Kandil günü Gezi Parkı’ndaki ortamı ve huzuru anlatmam olanaksız !
O güne kadar birbirine düşman olarak belletilmiş insanların nasıl barış içinde, birbirlerine kandil simidi ve çay sunduklarını dün gibi hatırlarım !

O Gezi, bugün Gezi “Kalkışması” olarak sunulmaya çalışılıyor.

Kalkışma falan değil, “Yeter ben de varım” çığlığıdır Gezi !

Devlete değil, iktidarın baskısı ve söylemine karşı yapılmış bir harekettir !

Gezi bir devlet sistemi önermemiş, baskıdan hoşlanmadığını ortaya koyan insanların sesini duyurduğu mecra olmuştur.

Gezi tek bir devlet görevlisinin canına kast etmemiştir ancak gaz bombalarıyla gözlerini, hayatlarını kaybedenlerin davaları halen sürmektedir !

Şimdi gelelim Gezi’yi eleştirenlere yanıtlar vermeye !

 

“Geziye kamyonlarca içki ve yemek gönderildi” iddiaları herkesin malumudur. Ünlü markalara telefonla sipariş verilmiş, yemekler de eylemcilere gönderilmiş…

Bu tür işlemler sadece kredi kartıyla yapılır ve devletin kredi kartının izini sürerek gönderenlerin kimliklerine ulaşması hiç de zor değildir!

Eminim ki iktidar böyle bir bilgiye sahip olsa hemen paylaşırdı.

Yoksa…

Yiyecekleri ve içkileri gönderenler… Hiç tahmin etmeyeceğimiz yerler olabilir mi ?

Gezi uzun sürsün de bunlar “kafayı bulmuşken taşkınlık çıkarsalar kavga taciz vs. olsa da Gezi itibarsızlaştırılsa” diye…

Yeni toplumsal hareketler kolay kolay 15 gün sürmez… En fazla 1 haftaya biter.

Yazdığım elbette komplo teorisinden ibarettir. Beyin fırtınası yapıyoruz…

“Gezi’ye illegal gruplar ve istihbarat örgütleri dahil oldu” diyenler var. Her tür toplumsal hareketten yabancı örgütler yararlanmak isteyebilir. Önemli olan o “haykırış” a neden olacak baskı iklimini oluşturmamaktır.

Kimseye rahat batmadı, kimse evinde otururken keyfinden biber gazı ve basınçlı su yemeye gelmedi !

Gezi “kalkışma” değil, ülkenin ve toplumun önemli dönem noktalarından biridir. Turnusol kağıdıdır !

Her kim Gezi’ye karşıysa çok sesliliğe, insanların kendisini ifade etmesine karşıdır!

Yakın zamanda yayınlanan KHK’nın da, iktidarın giderek otoriterleşmesinin de arkasında Gezi vardır!

Gezi ses çıkarması engellenenlerin sesidir !