Gündem üzerine değerlendirmeler...

Mehmet SORAL

Cumhur İttifakı dayattığı tek adamlı ucube sistem ile ülkemizde siyaseti iki kutba indirgeyerek ayrışmayı netleştirip gerilimi artırmıştır.

Gerilim üzerinden beslenen iki kutuplu siyaset kurumu, oy konsolidasyonu sağlamak için kurgulanmış olaylarla algı oluşturma yöntemlerine baş vuruyor.

Tek adamlı sistemde kazanmak için yüzde 50+1 gerekliliği olduğu sürece bu tür sinir uçlarını harekete geçirerek şeytani eylemlere devam edilecektir. Parlamenter sistemde kazanmayı sağlayan bileşenler (koalisyon gibi) çok seçenekli olduğu için siyasette gerilim ve kutuplaşma bugünkü kadar kendini göstermiyordu.

Özellikle din, kişinin kendi özeli kabul edilmediği, üzerinden en kolay ve zahmetsiz şekilde oy devşirilen enstrüman olarak görüldüğü sürece; gün gelip provokatörler cami ortasında çilingir sofrası kurarlarsa şaşırmam!

Eğer siyaset, gerilimi artırarak kutuplaşmaktan beslenmeyi ana eksenine oturtmuşsa; İzmir'de cami'de müzik çalma eyleminin arkasındaki puşt her iki kutba da mensup olabilir ama her halükarda puşt oğlu puşttur.

Ben böyle durumlarda daha çok siyasal İslamcıların meşhur "Kabataş yalanı" aklıma gelir. Neydi o; gezi eylemleri sırasında üstleri çıplak, altları deri pantolonlu yetmiş erkek, kucağında bebeği olan başörtülü bir kadının üzerine işeyip, tekmelemişlerdi. Aynı olayın devamı olarak bir başka grup ise camiye girerek içki içmişlerdi. Gezi eylemlerine karşı bu gerçek dışı senaryo yazılmıştı.

Allahsız kitapsız güruh tahrikte sınır tanımayınca her türlü eylemi akıllarına getirebiliyorlar. Allah Türk milletini ve devletini bunların şerrinden korusun.

 

CHP, Recep Tayyip Erdoğan'a da MHP'ye de İYİ Parti'ye de sahip çıkmıştır

CHP, zamanında siyasi mevta haline getirilerek, muhtar olma hakkı bile elinden alınan Recep Tayyip Erdoğan'ın elinden tutarak, siyasetin er meydanına çıkıp, siyaseti dizayn eden vesayetçi anlayışa meydan okuyup, "Bu insanın siyaset yapma hakkını elinden alamazsınız, sonuna kadar arkasındayız" dedikten sonra TC Devletinin son 18 yılına öyle veya böyle damga vurmuş bir kişi olmasının önünü açmıştır.

Yahu, "ahde vefa" denen bir meziyet vardır ve bu da insanoğluna dair bir erdemdir. Bu erdemi bazı hayvan cinslerinde bile görebiliyoruz.

Aynı CHP; yine demokrasimize dayalı demokrat kaygılarla İYİ Parti'nin seçime sokulmamasına yönelik bir niyetin varlığının olduğunu ortalama algı düzeyi en aşağı seviyede olan insanın bile fark edilebildiği bir süreçte 15 vekilini İYİ Parti'ye vererek bir anlamda zamanında Recep Tayyip Erdoğan için yapmış olduğu jesti İYİ Parti için yapmıştır.

Yine MHP'ye kurgulanan uçkur kumpaslarında bizatihi bildiğim bir çok CHP'li insan yapılan ilk seçimde baraj altında kalmasın diye MHP'ye oy vermişlerdi.

CHP'de öyle, böyle veya şöyle tip tip insanlar çıksa da; kurumsal olarak daha demokrat ve vefalı olduklarını gerek MHP için, gerekse AKP için yaptığı jestlerden biliyoruz.

Ama gelin görün ki; özellikle AKP ve sonra da ona eklemlenmiş MHP; bırakılım demokrasimiz adına jest yapmalarını, demokrasimize kabir azabı çektirmeye yönelik duygu tatmini için her türlü ilkesizliği sergilemeye devam ediyorlar.

Bugünlerde CHP; yine demokrasiye katılım ve siyaset yapma özgürlüğüne katkı amacıyla yeni kurulan partilere siyasi arenada yer alabilmeleri için yeni sistemin zorladığı şartlar gereği yardımcı olmak istiyor ama AKP'nin ve artık onunla bütünleşmiş MHP'nin demokrasiye vefasızlığı doğal refleks olarak kendisini gene gösteriyor ve siyasi partiler kanununu cumhur ittifakı lehine olacak şekilde düzenlemek istiyorlar.

 

19 Mayıs 1919 ruhu ve Türk milliyetçisi Mustafa Kemal Atatürk

Sen, devleti olan ama ne gariptir ki adına olmayan bu devletin (Osmanlı) küllerinden kendi adına yani "Türk milleti" adına tescillenmiş yeni bir devlet kurdun; TC Devleti.

Sen o kadar Türksün ki; senin şahsında anlamını bulup, icrası ortaya konmuş Türk milliyetçiliği ruh halinin senden sonrası nesillere yansımasından hep korkuldu. Etnik özürlü ne kadar kripto o, bu, şu varsa alayı "Siyasal islam" denen suistimal şemsiyesi altında Türk milleti ve devletine düşmanlık yapmışlar ve devam da ediyorlar.

Ve bugün de olduğu gibi; senin o soyadın Atatürk'ü duyduklarında Türklüğümüzü kıskanan kripto hainler her daim bağırlarına bir hançerin batırıldığı hissiyatını duyarak; emanet ettiğin cumhuriyet değer ve kazanımları kullanarak her türlü hainliği yapagelmişlerdir.

Adın belki de "Ahmetoğlu Mehmet" olsaydı, yani demem o ki; Türklüğü çağrıştırmasaydı hiç bir etnik özürlü Türk düşmanı bundan rahatsız olmayacaktı. Böylece mühendislik harikası yeni bir devletin inşasındaki aynı zekanı kendi iraden ile seçmiş olduğun soy isim tercihinde de kullanarak bir anlamda yeni nesillere mesajını da vermiş oluyordun.

Ne demiş oluyordun; içinde bulunduğunuz her hal ve şartta, eylem ve düşüncenizde muradınız "Türk için, Türk'e göre ve Türk'ten" olmalı.

Sana karşı çok mahcup olduğumuzu itiraf etmek isterim. Bugün ülkemizde siyasal İslamcı bir yapının değil, senin de ruh yapının şekillenip; azim ve kararlılığının, inanmışlık ve adanmışlığının temel kaynağı olan Türk milliyetçiliğinden feyiz alan bir mantalitenin iktidar olması; 19 Mayıs 1919 ile başlayıp 29 Ekim 1923 ile tescillenen bir sürecin ruhuna ve manasına çok uygun düşerdi ama dedim ya; mahcubuz.

"Biz varız ya" diyecek olanlar çıkacaktır. Onları hiç kaale almayın yüce Başbuğ Atatürk. Biz onları çok kötü tecrübe ile de olsa yeterince tanıdık ve bildik.

Ama sana söz; mücadelemiz devam edecek. Yılmak yok, yola devam. Biz avantajlı durumdayız. Akıp giden zaman bizden yana. Çağ bizden yana. Medeniyet nimetini hak edene, yani onlara değil şükürler olsun bizlere veriyor. Sadece; sabır sabır sabır...

Ruhun şad, mekanın cennet olsun.

Tanrı Türk'ü korusun ve yüceltsin.

 

Cihat Yaycı komutanın istifası

Dikkatimi çeken bir husus var. Sizce Erdoğan'ın bilgisi hatta belki de talimatı olmadan Cihat Yaycı komutan ile ilgili böyle bir sürecin başlama ve nihayetlenme ihtimali olabilir mi?

Böyle bir ihtimalin olması mümkün değildir. Eğer "olması mümkündür" dersek; o zaman bir araya gelip, toplu ayin şeklinde "Tek adam" iddiamızdan vazgeçip, kendisinden özür dilememiz lazım.

Tüm süreçleri bizatihi yaşamış olan Cihat Yaycı komutanın sivil hayatta ortaya kayacağı tavır ve kullanacağı üslup çok önemlidir. Duruşunun; ülkenin içinden geçmekte olduğu siyasi sürecin bundan sonraki akışının bile değişmesine vesile olacağını düşünüyorum. Bu istifa olayının siyasi arenayı hareketlendirip sorgulamaları derinleştirecektir.

Madem ki; "Türklük gururum bana yapılan böyle bir muameleyi kabul etmemi mümkün kılmıyor" diyerek istifa etmiştir; öyleyse devamını da sivil hayatta getirmesi lazım.

Erdoğan'ın hak, hukuk, adalet ve etik değerleri dikkatte alarak "Açılmış bir soruşturmanın selameti açısından" ilkeselliği ile hareket edip, "Sana inanıyor, güveniyorum ama gel gör ki devlet adamı vasfım sana yapılan bu haksızlığa müdahale etmeme mani oluyor" gibi bir hassasiyetle hareket ettiğini düşünmüyorum.

Komutan için sadece bir riskin olabileceği mümkün, o da; kendisinin geliştirmiş olduğu Fetömetre'de kullandığı parametrelerde bir eksikliğin veya haksızlığın tespitidir.

Velhasıl kelam; Erdoğan istediği için o komutan istifaya zorlanmıştır. Zerre miskal itirazı olsaydı kimsenin böyle bir süreci tertiplemeye cesareti olamazdı.

 

Meral Hanım'dan ülke problemlerine çözüm ''Memleket Masası'nda bayram sofrası'' daveti

"Çözüm süreci" ifadesi yeterince kirletilmiş olduğundan telaffuz edildiğinde devletin içine düşürüldüğü aczi-yeti ve aldatılmışlığını hatırlıyoruz.

Meral Akşener'in "Bayram sofrası" tanımlaması "Çözüm süreci" tanımına ikame edinebilir. Bu coğrafya insanının en küçük ama ayrımsız şekilde toplu halde aynı anda paylaşılan mutlu olma halini tanımladığı için çok anlamlı buluyorum.

"Çözüm süreci" ifadesinden artık iğreti duyuyoruz. Bir problemin varlığı ve onu çözmek için de hasım iki tarafın karşı karşıya gelerek anlaşmaya varmalarını çağrıştırır. Ya "Bayram sofrası"... Farklı ailelerden gelmiş, etnik kimliğin hiç önemsenmediği; gelinlerin, damatların, torunların, kayınvalide ve kayınpederlerin aynı masa etrafında aynı kol mesafesinden aynı aşa uzanmak...

Meral Hanım bölgemizin malum sorununu ortadan kaldırmak için hiç de silaha, kırmaya dökmeye gerek kalmadan ne güzel bir tanım getiriyor "Bayram sofrası". Böyle güzel bir ifadenin itibar görmesi için Emile Durkheim'in mi kullanmış olması gerekiyor.

Evet, kan ve gözyaşının bitmesi, milletin kucaklaşması için buyurun "Memleket masasında bayram sofrası"na.

Meral Hanım "Memleket masasında bayram sofrasına buyurun" diyerek son derece makul ve makbul olan çağrısına; nasıl bir ruh halidir ki; cumhur ittifakı ve yandaşları karşı çıkıyorlar.

O zaman size "Padişahım çok yaşa" çorbasından versek... Öyle mi?

Sofra kurmak düşüncesi; paylaşım duygusu ile biraz da becerisi olup kendisine güvenen, kapısı herkese açık yürekli insanlara mahsus bir meziyettir.

Yine birileri de vardır ki; bütün bu meziyetleri kendinde görmeyen, öz güven yoksunu olup, hiç bir davete icabet etmezler ki; kendileri de başkalarını davet etme zorunluluğu hissetmesinler diye.

Velhasıl kelam; sofraya davet bir yürek işidir.

 

Sırrı Süreyya aracılığı ile HDP üzerinden İYİ Parti'ye kumpas

Sırrı Süreyya Önder, İYİ Parti'nin mahalli seçimlerde HDP ile işbirliği için görüşmeler yaptığını iddia etti.

Burada bir şerefsizlik, haysiyetsizlik ve onursuzluk söz konusu. Ya yapılmamış bir görüşmeyi iddia eden S.Süreyya'nın iftirası, ya da İYİ Parti'nin biz tabanına bir ihaneti söz konusu.

Sırrı Süreyya Önder Kürt olmadığı halde etnik bölücü Kürt hareketinin içinde olmasını ne kadar manalı buluyorsak; durduk yerde İYİ Parti'nin anahtar konumundaki itibarını sarsmak için söylemiş olduğu sözlerini de manalı buluyoruz. Adama sormazlar mı; be hey budala; madem ki İYİ Parti sizinle işbirliği yaptı niçin Balıkesir'de HDP aday çıkardı. HDP aday çıkarmamış olsaydı İYİ Parti kazanacaktı.

Apo'ya nasıl ki mahalli seçimler öncesi ısmarlama mektup yazdırılmışsa; mesleği aynı zamanda senaristlik olan S.Süreyya'ya da yeni bir senaryo yazdırılmıştır.

Dolaysıyla; Eğer bu adam iftira atıyorsa; İYİ Parti yönetimi gerekiyorsa kurumsal kimliği adına mahkemeye başvurarak işi açıklığa kavuşturması ve biz tabanın vicdanını rahatlatması gerekiyor.

Ama lütfen şunu bilelim ki; bu ucube sistemin devamı için İYİ Parti'nin bir şekilde tasfiyesinin gereğine; yine sistemin mucitlerince kararı alınmış durumda. Bunlar HDP üzerinden İYİ Parti'yi itibarsızlaştırma gayretindeler. Cumhur İttifakı, HDP'nin doğal bir süreç içinde ötelenerek, İYİ Parti'nin de kumpaslarla tasfiyelerini istiyorlar. Çünkü onların asıl emelleri sistemin iki partili olarak kalıcılığını sağlamaktır.

Çok önceden beri söyleye geldiğim iddiama devam ediyorum; İYİ Parti'ye yönelik kumpaslar devam edecektir. Unutmayalım Meral Hanım hakkında açılmış ama duruşması yapılmayan bir soruşturmanın varlığı devam ediyor.

Bizler güdümlü oy kullanan insanlar değiliz. Oylarımız herkesinki ile eşit olsa da; kendi vicdanımızda özgül ağırlığını hissettirecek derecede daha nitelikli kılmak için sorgulamamızı yapıp, tespitlerimizi ortaya koymaya devam edeceğiz. Bu mantalitenin siyasete kalite getireceğine inanıyorum.

İYİ Parti Türk milliyetçiliği adına kendisine yakışan duruşunu tavizsiz ortaya koydukça; ıkına ıkına zorlamalarla HDP üzerinden yazılan senaryolarla yıpratılarak bir yerlere çekilmek isteniyor.

Anlıyor, hatta görüyoruz ki; Dolmabahçe görüşmelerinde olduğu gibi S.Süreyya'ya görevlendirme tevdi edilerek, tekrar yeni bir çözüm süreci başlatılmak isteniyor.

Cumhur irtifakı içindeki MHP'nin böyle bir sürece; dahil olduğu ittifakın ruhu gereği itiraz etmeyeceğine göre geriye kalıyor duruşu belli olan İYİ Parti'nin kumpaslarla sürece dahil edilmesi. Olup bitenlerin arkasında İYİ Parti'yi bu şekilde dizayn etme hevesi var. Ama bunu başaramayacaklardır tüm tahammülümüzü zorlasalar bile.

Sizi gidiler sizi; kumpaslarla AKP'nin himmeti ile bulundukları yerleri koruyanlar İYİ Parti'yi de aynı akıbete taşımak istiyorlar. İYİ Parti; her durum ve şartta Türk milliyetçiliği hangi duruşu tasvip ediyorsa onun gereğini yapmaya devam edecektir.

 

Tehdit den yandaşların dokunulmazlıkları mı var?

Bizler tek adam ve O'nun rejiminden bahsettiğimizde trolleri devreye girip yaygara koparıyorlar.

Kardeşim biz uydurmuyoruz. Bakın yandaş bir kadın çıkıyor diyor ki; "15 Temmuz gecesi yeterince tatmin olamadık" yani bir anlamda "Seçtiğimiz tarafın intikamını yeterince alamadık".

Devam ediyor; "Aynısı olursa listemiz hazır" yani demek istiyor ki; "Bizim yanımızda olamayan muhalif komşularımız ilk hedefimiz olacaktır bilsinler"

Yine devam ediyor; "Maddi manevi her türlü şekilde hazır durumdayız, Cumhurbaşkanımızın sonuna kadar arkasındayız"

Peki bu cür'eti nereden alıyor; AKP yandaşı ve tek adamın güvencesi altında olmaktan.

Şimdi bekliyoruz bakalım bu müptezel kadına ne muamele yapılacak? Eğer bir hukuk devleti isek; o devletin bu kadına "Gel bakayım buraya; devletin askeri polisi varken; suçluyu tespit edip yargılamasını yapmak senin haddine mi düştü?" demesi lazım.

Muhalefetin sarf ettiği sözlerden cımbızla ayıklama yapıp, darbe tehlikesini çıkartan Cumhur İttifakı bakalım bu kadının kendi itirafına göre hazır kıta alternatif güç yapılanmalarından ne çıkaracak.

Şimdi gün gelir de AKP iktidardan düşecek olursa bu kadının da itiraf ettiği gibi hazır tuttukları gayrimeşru yapılanmaları ile ne yapacaklardır?

AKP'nin özellikle son günlerde ölüm listelerini hazırlayan yandaşlarının cüretkarlığı ve bu cüretkarlığa karşı kamuoyunu tatmine yönelik bir yaptırım beklenirken; aksine RTÜK Başkanı'nın yaptığı gibi onları korumaya matuf ifadeleri kullanması ve hala o zehirli iki kene kadın hakkında bir soruşturma açılmamış olması devletin resmen AKP'leşmiş halini gösteriyor.

Buradan biz Cumhur İttifakı muhaliflerine ve dolayısıyla partilere şu mesaj verilmek isteniyor;

"Türk milleti olarak hep beraber şahit olunduğu üzere; kendilerine muhalif gördükleri komşularına karşı kin ve intikam arzusu ile onları imha için hazırlamış oldukları isim listesini kamuoyuna aşikaren itiraf eden insanlara bile eğer yandaşımız oldukları için bir yaptırım uygulamayı düşünmeyip, hatta koruma güdüsü ile hareket ediyorsak; anlamanız gereken şu ki; seçimleri kaybetsek bile devleti asla teslim etmeyeceğiz zira bizim kendimize ait bu derece imanmış ve adanmış milis kuvvetlerimiz var. Sizin 'Devlet' diye bildiğiniz şey artık ete kemiğe bürünmüş bir AKP devletidir. Bundan böyle devlet AKP, siz de karşı olduğunuz sürece düşmansınız" denilerek, muhalefette bir bitkinlik, yılgınlık ve umutsuzluk yaratılmak isteniyor. Her ne kadar bu psikolojik yönlendirme ve algı operasyonlarının AKP'nin genel bir taktiği olduğunu fark etmiş olsak da yılmak yok, yola devam.

İstanbul mahalli seçimlerde 13 bin oy farkı ile millet ittifakı kazandı ama AKP devletini tatmin etmedi ve tekrarlandı. Bu sefer 800 bin oy farkı çakılınca sandık çok derin geldi, çıkamadılar.

İnşallah yapılacak ilk seçimde 8 milyon fark ile AKP'leşen devlet tekrar aslına rücu edecek ve her devlet kurumunun kapısına özellikle "TC" rumuzu tekrar çakılacaktır ve ille de Kuleli Askeri Lisesi'nin tekrar açılarak kadim Türk Ordusu'na asker yetiştirilmesine devam edilecektir.

 

Bir ilahiyatçının hezeyanları

İlahiyatçı Mustafa Karataş demiş ki; "Türkçülük haramdır".

Hadi oradan. Varsa kripto etnik bir özrün, sen ondan haber ver. Benim Türkçülüğümden ne istiyorsun.

Rahmetli Ozan Arif'imiz ne demiş "Dinini bilmeyen hiç, milliyetini bilmeyen p.tir".

Tanrı'ya isyan mı ediyorsun ki; çeşit çeşit milletlere ait olarak yarattığı insanların milletlerine samimi duygularla sadakatını sorgularsın. "Türk için, Türk'e göre ve Türk'ten" olma duygusu, dilek ve temennisi kimin neresine batar ki?

Türkçülüğümüze attığınız bu iftiralar için yeter artık diyoruz. Senin haram diye tanımladığın şeyin manasını bulması için bizim tarafımızdan "Tanrı bizi diğer milletlerden üstün ve ayrıcalıklı yarattı" gibi bir iddiamızın olması lazımdır. Ağzımızdan böyle bir ifade çıkmadığı sürece haramı asıl işleyen sensin.

Benim Türkçülüğümün temelinde milletime ait hasletler ve töreye sadakat ile insanlık ve medeni aleme kattığım katma değer ve kazanımlar vardır. Bunu yapabilen her millete de saygı duyarım.

Dolayısıyla, bizim itikadımızca Türkçü olmanın sevabı bile var tamam mı?

Varsa bir diyeceğin, sen git beyt-ül mal'a ihanet eden muhatapların dinen ödeyecekleri bedellerin neler olduğunu anlat.