Giderayak verilen ders...

Mine GÖKSU

Ortalık o kadar toz duman ki… Kimin ne dediği, diyenin ne yaptığı, din adına aklın hafsalanın almayacağı sözlerin söylendiği bir dönem yaşıyoruz... Geriye dönüp baktığımda bunların yeni  olmadığını, çocukluğumda da oy almak için, inançlı saf insanlara cennette arsa vaad eden, cinden kurtulması için genç kızların göbeğine bir şeyler yazan hoca kılıklı insan müsveddelerinin olduğunu hatırlıyorum. Lakin bunların hiçbir dönemde bu kadar çoğaldığına da şahit olmadığımı belirtmeliyim.

Birkaç gün önce  liseden sınıf arkadaşımızın vefat ettiğiniöğrendik. Tabii ki acımız büyüktü lakin acımızdan daha büyük olan şey şaşkınlığımız oldu. Cenaze Cemevinden kaldırılacaktı. O güne kadar, 55 senelik arkadaşımızın Alevi olduğunu hiç bilmemiştik. Aslında bizim insanların dini, ırkı, maddi durumları, kartvizitleri ile hiçbir ilgimiz olmazdı. Bize  önce insan, önce arkadaş  olmak öğretilmişti.   Sınıfımızda, mahallemizde gayr-ı müslimler olması bizi hiç rahatsız etmez ve onlarla aramızda hiçbir ayrıcalık gözetmezdik, bunun en önemli göstergesini 6-7 Eylül hadiselerinde yaşamıştım.  Mahallenin kadın erkek tüm fertleri, kepenkleri taşlanan Rum bakkalımıza ait dükkanın önünde gövdelerini siper etmişlerdi. O zamanlar herkes birbirinin yardımına koşar, inancına saygı duyar, mutlu ve dayanışmalı bir yaşam sürerdik. Sevgili ve samimi  arkadaşımızın bu hususu bizden saklaması, doğrusu hem hepimizi şaşırtmış hem de "bize güvenmedi mi" sorusu ile üzmüştü.

Cem Evine gittiğimizde hepimizin merakı aynıydı  ,lakin arkadaşımızın kızının açıklamasıyla merakımız şaşkınlığa döndü... Arkadaşımız Alevi değildi. Ama öbür dünyaya bu şekilde gitmek istiyordu. Vasiyeti yerine getirildi. Çoğumuz ilk defa Cemevinden kaldırılan bir cenazede yer almıştık. Onu saygıyla uğurlarken dinen geldiğimiz noktayı düşündük. Aslında hepimiz aynı Tanrının kullarıyken, ayrışmanın  ben daha üstünüm, sana inancından dolayı yaşam hakkı tanımıyorum aş–iş vermiyorum, hatta şehit de düşsen cenazene gelmiyorum demenin insanlığa ne kadar aykırı olduğunu hatırladık.. Ve ben ilk defa bir Türk kadını olarak cenaze namazı safından arkaya itelenmedim ve duaları Türkçe dinledim.

Arkadaşımız bizlere birşeyler anlatarak gitti. Ben de sizlere birşeyler anlatabilmek adına bu olayı kaleme aldım. ’’Bir olalım’’ derken, ayrım yapmanın bizleri sadece saflara ayırdığını, bunun da böl parçala- yönet sistemine hizmet ettiğini görelim artık.’’Huzura doğru’’ programı yaparken huzursuzluğu, yanlışlığı, kini, öfkeyi, kavgayı aşılamayalım, körüklemeyelim. Biraz hoşgörü, biraz sevgi ve sağduyu.. Ve daima vicdanımızın sesini dinleyerek.. Hepinize saygılarımla...

Esen kalın...