Genelge Çok, Tutarlılık Nerede?4

Mehmet YILMAZ

Genelge yazmak değil, uygulatmak marifettir.

Bir kâğıda:

“Kayıt sırasında bağış alınmayacaktır.

Randevusuz veli okula alınmayacaktır.

Öğretmen kılık kıyafetiyle, davranışlarıyla öğrenciye örnek olacaktır.

Kayıtlar otomatik yapılacaktır.” yazmak kolay.

Bir kararname hazırlamak, 81 il valiliğine göndermek de kolay.

Asıl mesele, kararın ne zaman alındığı ve sahada ne zaman karşılık bulduğudur.

Dün yeni eğitim öğretim yılı hazırlık çalışmaları başladı.

Ve biz 2026-2027 eğitim öğretim yılı hazırlık çalışmalarının başlamasından daha birkaç gün önce yeni bir kararnameyle karşılaşıyoruz:

“Yeni eğitim öğretim yılı hazırlık kapsamında gerçekleştireceğimiz mesleki çalışma programımızın ilk haftası olan 1-4 Eylül tarihleri arasındaki eğitimlerimizi çevrim içi olarak gerçekleştireceğiz.”

Günaydın!

Değişiklik yapılacaksa neden birkaç gün kala yapılıyor?

Çünkü kararname 81 il valiliğine gönderildiğinde öğretmenlerin önemli bir bölümü memleketlerinde ya da tatil yerlerindeydi.

Hazırlıklarını tamamlamış, görev yaptıkları illere dönmek için yola çıkmışlardı.

Kimi biletini almış, kimi yola koyulmuş, kimileri de ailesiyle planını buna göre yapmıştı.

Okul yöneticileri toplantılarını, kurul ve zümre çalışmalarını buna göre planlamıştı.

Ve tam bu sırada:

“Çevrim içi olacak.” deniliyor.

İnsan söylemeden edemiyor:

Günaydın!

Bu karar daha önce alınamaz mıydı?

Öğretmen yola çıkmadan önce söylenemez miydi?

Okul yöneticisi planını yapmadan önce bilgilendirilemez miydi?

Eğitim yönetimi gerçekten böyle mi yapılmalı?

Bir taraftan öğretmenden planlı olması istenecek.

Diğer taraftan eğitim yönetimi son dakikada karar değiştirecek.

Bir taraftan yöneticiden öngörü bekleyeceksiniz.

Diğer taraftan yarını planlayan yöneticinin planını bugün bozacak bir karar göndereceksiniz.

Sonra da sahadaki yöneticiden planlama bekleyeceksiniz.

Bu mümkün mü? Olmaz, beyler olmaz…

Çünkü eğitim yönetiminde zamanlama, kararın kendisi kadar önemlidir.

Üstelik yönergeye göre bu tarihlerde yapılması gereken kurul ve zümre toplantıları var.

Peki şimdi bunlar ne olacak?

Yeni bir yazı gelmezse bu çalışmalar çevrim içi mi yapılacak?

Sene başı toplantıları da mı ekran başında gerçekleştirilecek?

Elbette teknolojiden yararlanabiliriz. Ancak usulüne uygun olmalı.

Eğitim öğretim yılının başında öğretmenin öğretmenle, yöneticinin öğretmenle, zümrenin kendi içinde yüz yüze konuşarak kararlar alması, eğitimde proaktif yaklaşım açısında oldukça önemli bir yer tutar.

Sene başı toplantıları yalnızca bir prosedür değildir.

Okulun yıl içindeki yol haritasının birlikte oluşturulduğu zamandır.

Bu nedenle mesele sadece:

“Online mı, yüz yüze mi?” meselesi değildir.

Mesele öngörülebilirliktir.

Bir eğitim yöneticisi yarını planlayabilmelidir.

Bir öğretmen ne zaman, nerede ve nasıl çalışacağı konusunda tereddüt etmemeli, ne yapacağını kesin olarak bilmelidir.

Bir okul, eğitim öğretim başlamadan önce neye sahip olduğunu ve neye ihtiyaç duyduğunu bilmelidir.

Son dakika kararları ise bütün bu planları altüst eder.

Beklenmedik kararlar yalnızca takvimi değiştirmez; yönetme yeteneğini de zayıflatır.

Sonra da ortaya şu anlayış çıkar:

“Salalım çayıra, Mevlam kayıra…”

Eğitim yönetimi böyle yürütülemez.

Çünkü eğitim yönetimi günü kurtarma sanatı değil; öngörüyle yarını planlayabilme işidir.

Genelge gönderilir, talimat verilir, açıklama yapılır, yeniden kararname çıkarılır…

Ama uygulama başka türlüdür.

İşte o zaman vatandaşın aklına şu söz gelir:

“Dostlar bizi alışverişte görsün.”

Yazdık mı?

Yazdık.

Genelge yayımladık mı?

Yayımladık.

Karar aldık mı?

Aldık.

Tedbir aldık mı?

Aldık.

Peki sorun çözüldü mü?

İşte onu karıştırma, onu sorma. Orası meçhul!

Eğitimde başarı, “muş gibi” kâğıt üzerindeki doğrularla değil, süreç içerisinde sahadaki sonuçlarla ölçülür.

Devam edecek.