GENEL YÖNETİM BÜTÇE KANUNLARI

Ahmet ÖZDEMİR

Bütçe, gerçek-tüzel kişilerle, mahalli idareler ile genel yönetim bakımından önemlidir.

Aile bütçesi ve gerçek kişiler bakımından da bütçe söz konusu olabilmektedir.

Aile bütçesi ile gerçek kişilerin bütçeleri; elde ettikleri gelirler ve dönemleri itibariyle söz konusu olabilmektedir.

Gelirleri aylık maaş veya ücret şeklinde olanlar ile aylık veya üç aylık emekli maaşı elde edenler; bütçelerini veya gelir-gider dengesini belirtilen dönemlere dayalı olarak yapmak durumundadırlar. Yıllık zirai hasılat-kâr payı-kira geliri-temettü-nema/faiz …  elde edebilenler ise buna göre dönem hasılat ve gider hesabı yapmak isterler.

Değinilen bütçeler, mecburiyet göstermezler, yazılı olmak ve belli bir prosedürden-tasdikten geçmek mecburiyeti yoktur.

Bunlar daha ziyade, aile bütçesine tabi aile reisi ve fertlerinin sözlü konuşmaları, hesap  yapmaları ve not çıkarmalarıyla vücut bulmaktadır.

Böylece, gerçek kişiler; gelir-gider dengesi içinde iaşelerini-ibadelerini-dayanıklı tüketim malzemelerini temin, mesken-otomobil-eğitimden-sağlık hizmetlerinden ve turizmden faydalanma gibi ihtiyaçlarını en az giderle ve en iyi bir şekilde elde edebilmek yoluna gitmek isterler. Değinilen hallerde kamudan elde edilen sosyal güvenlik hizmetleriyle, eğitim gelirleri (burs-kredi-ayni yardım) ayrıca dikkate alınır.

Bütçeler; tacirler, ticaret şirketleri ile özel hükme tabi iktisadi kurum ve kuruluşlar –bankalar ile dernekler/kulüpler-vakıflar-meslek odaları-apartman yönetimleri için de kaçınılmaz olup, bunların bazıları kendisini gelir-gider hesabı/bilançosu şeklinde gösterir.

Köy hükmi şahsiyeti yönünden de köy bütçeleri muhtar ve ihtiyar kurulu tarafından yıllık olarak yapılmaktadır.

İller ve ilçeler mahalle muhtarlarının ise geniş çaplı bir bütçe hazırlamak mecburiyetlerinin olamayacakları, yürüttükleri kamu hizmetlerinin; geniş çerçeveli gelir-gider yapmak durumunda olmadıklarından anlaşılabilecektir.

Mahalli idarelerden; büyükşehir belediyeleriyle diğer belediyelerin-özel idarelerin bütçeleri (içinde bulunulan yıl  için detaylı ve müteakip iki yıl için de genel gelir-gider hesabı) ise kendi özel kanunlarına göre yıl esasına göre yapılmaktadır. Bunların, ayrıca kesin bütçe hesabı çıkarmak durumunda oldukları nazara alınmalıdır. Bütçeleri, ilgili yıl girmeden yapılmakta ve kesinleştirilmektedir.

Diğer taraftan, Merkezi Yönetim bütçe kanunları da; Anayasa, 5018 sayılı Mali Kontrol Kanunu, 178 sayılı Maliye Bakanlığına ilişkin KHK hükümleri paralelinde Maliye Bakanlığınca hazırlanmakta ve Bütçe ve Plân Komisyonunca enine boyuna değerlendirildikten sonra TBMM gündemine alınmakta ve yaklaşık üç haftalık geçeli gündüzlü görüş görüşmelerden sonra kabul edilip Cumhurbaşkanı’ nca tasdik edildikten sonra Resmi Gazetede yayınlanmak suretiyle yürürlüğe konulmaktadır. Belirtilen kanunlar da, ilgili yılı detaylı gelir gider kalemlerine ve müteakip iki yıllık marka gelir-gider tahminlerini de ihtiva etmektedir.

Merkezi yönetim bütçe kanunu ile Devletin özel kanunlarına dayalı olarak tahsili gereken gelirlerine ve yılı içinde yapılacak giderlerin yapılmasına izin verilmektedir.

Devlet yönetimindeki etkili unsurları; maliye ve gelir/gider, bütçe ve para politikaları olarak sıralamak mümkündür.

Maliye Bakanlığının, her yılın 2. Dönemi başlarında Resmi Gazetede yapılan  bütçe çağrısı üzerine ilgili bakanlıklar, müstakil kurum ve kuruluşlar; yapacakları gelir-gider tahminlerini söz konusu Bakanlığa intikal ettirirler.

Devletin en önemli gelir tahminlerini Gelir İdaresi Başkanlığı-Gümrük Bakanlığı ile KİT’ler yapmaktadır.

Toplanan veriler, Bütçe ve Mali Kontrol Genel Müdürlüğünce revize edilmektedir.

Nitekim, 31 Aralık 2012 tarihli  Resmi Gazetenin mükerrer sayısında 6363 sayılı 2013 sayılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu (Ayni tarihli ve 2. Mükerrer sayıda da 6364 sayılı 2011 Yılı Kesin Hesabı Kanunu) yayınlanmış bulunmaktadır.

Siyasi iktidarlar, iktidar ayaklarından birisinin de ilgili yılları bütçe kanunları olduklarını bildikleri için, yatırımlarını, vergi mükellefleri ve dolayısıyla da oy kullananları etkileyen gelirlerini, geniş vatandaş kitlesini ilgilendiren sosyal giderlerini, aktif/pasif maaş-ücret giderlerini titiz bir şekilde ve önem derecesine göre ortaya koymak yönüne gitmektedirler.

Siyasi iktidarların TBMM içindeki ve dışındaki muhalifleri; kendilerini düşürmek için ne lâzımsa yapmak isterler.

Geçmiş yıllardan hatırlanır, bütçeye ret oyuyla hükümetler düşürülebilmektedir.

Ayrıca, maliye politikalarıyla da hükümetlerin yurttaş desteği yok edilerek kısmı-genel ilk seçimlerde sandıkta yok edilmeleri veya mağlup edilmeleri yoluna gidilmek istenir.

Bunlardan birisi de; gerektiğinde kullanılmak üzere vergi idaresinin adeta otonom hale getirilmesi olsa gerektir. Öylece de olmuş, Bakanlık bünyesinde yer alan Gelirler Genel Müdürlüğü kaldırılarak günümüz itibariyle faaliyet gösteren Gelir İdaresi Başkanlığı’na geçilmiştir. Gerçi, bu durumun yanlışlığını kısmen gören Siyasi iktidar; bu yönüyle doğru biradım atarak mahalli-merkezi vergi denetin elemanlarını Vergi Müfettişleri Kurulu şeklinde hayata geçirmiş ise de, bu durumun müstakbel uygulamalara emniyet sübabı olduğunu söylemek, hiç de kolay olmasa gerektir.

Vergi ve benzerleriyle-sosyal güvenlik primi-katkı payları gibi ödemeleri, kanunların emrettiği yönde-esasta-şekilde ve zamanda eksiksiz olarak ödemek insani ve Anayasa görevi olmakla beraber, haksız rekabetlerin önlenememesi, mali ve pazar çıkmazları sebebiyle icap eden bildirme-beyanda bulunma-ödeme sorumluluğunu arzu edilen manada yerine getirememe dar boğazına düşenlerin de dikkate alınabilecek haklı taraflarının olabileceği aşikârdır. 

Devlet ister ki, vatandaşlar-mükellefler-işverenler; gerekli mali mükellefiyetlerini kanunlar paralelinde ve hür iradeleriyle yerine getirsinler.

Değinilen yöndeki beklentilere karşılık, gereken itinanın ve hassasiyetin de tam manasıyla gösterilemediği, bilinen hususlardandır.

Buna karşılık, mal-hizmet-serbest meslek-sermaye iratları bakımından bazı oto kontrol yollarına gidildiği, bilgisayar takipçiliği, bilinmektedir.

Bunların dışında etkili denetim ve yoklama, bilgi alma/toplama yoluyla da maksadın hasıl olması sağlanmak istenmektedir.

Yapılmak istendiğinde hiçbir kimse vergi ve benzerleri-sigorta primleri kayıp ve kaçağına yol açamaz veya vasıta olamaz.

Şüphesiz, siyasi-idari otorite de bunları gayet iyi bilmektedir.

Değinilen işlerin üzerine tam manasıyla gidildiğinde ise, siyasi iktidarın en geç ilk seçimlerde bertaraf olacağına işaret etmek, kehanet olmasa gerektir. Bunun için de, modern vergi politikalarından zaman zaman sapılarak tevkifat-kesinti-stopaj yolunun yaygınlaştırılması suretiyle, endirekt uygulamalara gidilmektedir. Kalkınmakta ve yükselmekte gayret sarf edilen dönemlerde, mezkûr uygulamalara müracaat edilmesi, bizce de yerinde görülmektedir.

İşte, bir kısım vergi politikaları siyasi iktidarlara kurtuluş yolu olarak sunularak; onların bindikleri dallar kesilmek istenmektedir.

Şimdi bazı satır başlarıyla aşağıdaki sıralamalara gidelim:  

- Şimdiki siyasi iktidarın ilk yılında hayat standardı esası tekrar gündeme getirilmek üzere iken son anda durumun farkına varılmıştır.

- Vergi-sigorta denetim elemanları çoğaltılarak, bu yönde denetim terörü hortlatmak ve siyasi iktidarın yara almasına yol açılmak istenmektedir.

- Bakan beyanına göre, bütün gelir unsurlarının tek beyana konu edilmesi ve böylece müterakkiliğin sağlanmasıyla daha çok vergi alınmasının sağlanacağı öngörülmektedir. Halbuki, tevkifat yapılan gelirlerin beyana dahil edilmemesi, eşlerin kendi gelirlerini (yeni Medeni Kanuna da uygun) ayrı ayrı beyan etmesine ilişkin bugünkü uygulamalara geçmiş yılların çalışmalarıyla gelinmiş olunduğu dikkatten uzak tutulmasa gerektir, deriz.

- Bir misal olsun, diyelim. Gayrimenkul sermaye iradı kontrolları artırılmakta ve mesken kira gelirlerinde 2012 yılına ilişkin 3.000,- liralık istisna haddini aşılıp aşılmadığı yönünde denetim ve kontrol çalışmaları hummalı bir şekilde yürütülmektedir. Bu meyanda, karı koca ayrılmış ve iki çocuklu. Kadın ve çocuklarının başka mahalde bulunan ve elden çıkarılmasın ve evlilik birliğinden mütevellit çocukların hayat desteği olsun diye boşanılan kocadan kadının üzerine geçirilen evin kapısı açtırılarak çacukların babası bu ev benim diye oturuyor. Kahraman maliyeciler kirasız olarak bir başkasının konu edilen evde oturduğunu tespitle, öyle ise biz de emsal kira bedelini ele alalım, der. Şimdi, oldu mu; ya Bakan, siyasi iktidar. Bu ve benzeri işler sizlere bir şeyler kaybettirmez mi? İktidar oylarınız, nasıl ki kullanılan her bir reyin teraküm etmekte ise kaybınıza yol açan benzeri kümelenmeler eksi-menfi yönde ayni şekilde tezahür eder, deriz.

Bu memleket; 1319 sayılı Emlâk Vergisi Kanununu teknokrat süslemesiyle çıkarıp, akabinde 1610 sayılı kanunla hemen değişikliğe gidilmek zorunda kalındığını; gayrimenkulünü okul yapımına hibe edip bir de gayrimenkul kıymet artışı vergisi vermek durumunda kalındığını ve kademeli haddi geçenlerin yüzde elli vergiyle karşılaştığını; işletme vergisi yanlışlığını; bina inşaat vergisi çıkmazını…; gördü. Daha dün gibi, diyelim.

Ve ekleyelim. Daha dün gibi.

Ümit ederiz, siyasi-idari irade sahibi birileri, bunlara ve daha nicelerine muttali olur.

Unutmayalım. Esnaf, tüccar; işveren, sade vatandaş, özel sektör ücretlileri ağlamaya başlar ve müteakibin de çalıp söyleyip oynamaya ve zıplamaya başlarsa; bunların vebalinden kimse kurtulamaz.